İsim belirtmeyen okuyucumuz: “Hanefî Mezhebi kurucusu İmam-ı Azam’ın etkilendiği âlimler kimlerdir?”
Ebu Hanife’nin Hocası
Hammad bin Ebu Süleyman, Hanefî Mezhebi kurucusu Ebu Hanife’nin hocasıdır. Döneminin Kufe Fakihidir. Ölüm tarihi Hicrî 120, Miladî 738’dir. Asıl adı Ebu İsmail Hammad b. Ebî Süleyman Müslim b. Yezid el-İsfahânî el-Kûfî’dir. Rivayete göre İsfahan Melikinin oğludur.
İyi bir tahsil görmesi için babası tarafından Kûfe Mescidi’nde hadis ve fıkıh okutan İbrahim en-Nehaî’nin yanına verildi. Varlıklı bir insan olan babası oğlunun ilimden başka bir şeyle uğraşmasını istemiyordu. Üstün bir zekâya sahip olan Hammad’ın yetişmesinde en büyük pay, İbrahim en-Nehaî’ye aittir. Hammad fıkıhçı kişiliğiyle tanınmış, re’y ve kıyas konusunda kendini yetiştirmişti. O’nun derslerine Ebu Hanife bir ömür vakfetti.
İbrahim en-Nehaî ve öğrencisi Hammad, daha sonraları Hanefî mezhebi adıyla anılacak olan Irak fıkhının ve re’y ekolünün doğuşunda müessir olan iki önemli şahsiyet olarak anılmaktadır.
İbni Şübrüme, ilim konusunda Hammad’dan daha güvenilir bir kimse görmediğini belirtir. Vekî‘ b. Cerrâh’ın ise, “Hammad olmasaydı Kûfeliler fıkıhsız kalırdı” sözü meşhurdur.
Mezhebinde Akılcı İdi
Hammad bin Süleyman, Hanefî mezhebinin en belirgin özelliği olan akılcılığı ve zayıf hadis kaynaklarının fıkıh meselelerinde delil olamayacağını ilk ifade eden âlimdir. O’nun hocası Sahabeden Enes bin Malik’tir. Kendisi tabiinin büyüklerindendir. Ayrıca Zeyd bin Vehb, Said bin Müseyyeb, Said bin Cübeyr, İkrime, Ebî Vâil ve İbrahim en-Nehaî’den ders almıştır.
Bu zinciri şöyle sıralamak mümkümdür: Hammad, Enes bin Malik’den ve İbrahim Nehaî’den ders aldı. İbrahim Nehaî, Alkama bin Kays’dan; Alkama da Abdullah İbni Mes’ud’dan ilim tahsil etmiştir. İbni Mes’ud da, Resûlullah’tan (asm) doğrudan ilim öğrenmiştir.
Öğrencilerinin en büyüğü İmam-ı A’zam’dır. Yirmi sekiz sene derslerine devam etmiştir.
İbni Âbidîn der ki: “Fıkıh bilgisi, ekmek gibi herkese lâzımdır. Bu bilginin tohumunu eken, Abdullah ibni Mes’ud olup, Eshab-ı Kiram’ın yükseklerinden ve en âlimlerinden idi. Bunun talebesi Alkama bu tohumu sulayarak, ekin hâline getirmiş ve bunun talebesinden olan İbrahim Nehaî, bu ekini biçmiş, ya’nî bu bilgileri bir araya toplamışdır. Hammad-ı Kûfî bunu harman yapmış ve bunun talebesi olan, İmam-ı A’zam Ebu Hanife öğütmüş, yani bu bilgileri kısımlara ayırmıştır. Ebu Yusuf hamur yapmış ve İmam-ı Muhammed pişirmiştir. Böylece hazırlanan lokmaları, insanlar yemektedir. Yani, bu bilgileri öğrenip, dünya ve ahiret saadetine kavuşmaktadırlar.”
Kur’ân-ı Kerîm Okurken Ağlardı
Hammad, ilimden ayrı ticaret de yapardı. Başörtüsü satardı. Fakat ticarete fazla vakit ayırmazdı. Her gün kendine kafi gelecek kadar iki habbe kazandıktan sonra artık çalışmaz, eşyasını toplar, pazardan çıkardı. Çok cömert idi. Ramazan-ı Şerîfte 50 fakiri besler, bayram günü yeni elbiseler giydirirdi ve yüzer dirhem verirdi.
Hammad, Kur’ân-ı Kerîm okurken ağlardı.
Torunu şöyle demiştir: “Dedem Hammad’ın odasında okuduğu Kur’ân-ı Kerîmin sayfalarının gözyaşlarıyla ıslandığını çok gördüm.”