"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî

Süleyman KÖSMENE
14 Eylül 2026, Pazartesi
Ömer Bey: “Mevlânâ Celaleddin-i Rûmî kimdir? Tanıtır mısınız?”

Bu Çocukta Bir Nur Var!

Yaklaşık sekiz yüz yıldan beri Anadolu ve Müslüman kimliğimizle bütünleşen, ışığı, sevgisi, hoş görüsü, genişliği, zenginliği, enginliği, maneviyatı, ilmi ve irfanı ile ülke sınırlarını aşan ve dünyaya mal olan bir büyük şahsiyet Mevlâna Celaleddin-i Rumî.  

1207’de Afganistan’ın Belh şehrinde doğan Hazret-i Mevlânâ, 1273’te Konya’da ebediyete göçtü.  Soyu baba tarafından Hazret-i Ebû Bekir-i Sıddîk’a (ra) dayanır. Anne tarafından da seyyiddir. İlk tahsilini babası Sultanü’l-Ulemâ Muhammed Bahaüddin Veled’den aldı. 

Belh’ten babasıyla birlikte ayrıldığında beş yaşındaydı. Âilesiyle birlikte Nişâbûr, Bağdat, Hicaz, Şam ve Anadolu’nun muhtelif şehirlerine gitti. Nişâbur’da bulundukları sırada Feridüddin-i Attar Hazretleri iltifat etmiş ve “Bu çocukta bir nûr-u İlâhî var. İstidâdı fevkalâde.” diyerek meşhur eseri Mantıku’t-Tayr’ın bir nüshasını kendisine hediye etti. Şam’da bulunduğu sırada Muhyiddîn-i Arabî, Şeyh Sadeddin-i Hamevî, Osman Rûmî, Kemâleddin bin Adîm ile görüştü ve ders aldı. 

Hazret-i Mevlânâ ailesiyle birlikte yedi sene Karaman’da ikamet etti. Fakat sonradan Konya hükümdarı Alaaddin Selçukî’nin daveti üzerine Konya’ya gitti ve buraya yerleşti.  

Tefsir, Hadis, Fıkıh, Mantık, Usûl, Meânî, Edebiyat, Matematik, Fen, Tıp gibi pek çok zahirî ilimleri okudu ve her birinde uzmanlaştı. Babasının vefatından sonra ders okutmaya başladıysa da, manevî ve ledünnî ilimleri almak üzere babasının işaretiyle Seyyit Burhâneddin Tirmizî’nin nezdinde riyazete ve mücahedeye başladı. Seyyid Burhaneddin Tirmizî’den dokuz sene manevî ilim tahsil etti. Tasavvufta yüksek makamlara ulaştı. Kalben yükseldi; fakat akıl ayağını da bırakmadı. 

Mesnevi’nin Yazılışı

Hocasının Kayseri’ye gitmesi üzerine Konya’da talebe yetiştirmeye başladı. 

Bu sıralarda Tebrîz’de “Uçan Güneş” olarak anılan Şems-i Tebrizî ile tanıştı. Şems-i Tebrizî sahip olduğu derin ilimleri vermek üzere yüksek bir istidat arıyordu. Bu istidadı Konya’da buldu. Hazret-i Mevlânâ’dan ayrılmadı. Hazret-i Mevlânâ’nın ledün ilmi böylece kemâlini buldu.  

Şems, Hazret-i Mevlânâ tekkesinde Şeyh Feridüddin Attar’ın Mantıku’t-Tayr’ı ile Hakîm Senâî’nin Hadîka’sını okuttu. 

Bir gün talebelerinden Hüsâmeddin Çelebi, bu iki kitap tarzında çağdaş bir kitaba ihtiyaç olduğunu söyledi.  

Hazret-i Mevlânâ da: “Bana da böyle bir fikir ilham olunmuştu!” diyerek sarığının arasından çıkardığı bir kâğıdı Hüsamettin Çelebi’ye uzattı. Bu kâğıtta Mesnevî’nin baş tarafındaki ilk on sekiz beyit yer alıyordu. 

Sonraları Hazret-i Mevlânâ söyledi, Hüsâmeddin Çelebi yazdı. 

Artık ilhamlar gelmeye başlamıştı. Yazdılar, yazdılar, yazdılar...

Bu Zamanda Gelseydi..

Hazret-i Mevlânâ’nın âlemi baştan başa akıl ve kalp gözüyle gören bir makamda bulunduğuna işaret eden Bediüzzaman:  

Fikren arşa çıkan, Celaleddin-i Rûmî gibi diyebilir: “Kulağını aç! Herkesten işittiğin sözleri, fıtrî fonoğraflar gibi Cenab-ı Hakk’tan işitebilirsin.”  Yoksa, Celaleddin gibi, bu derece yükseğe çıkamayan ve ferşten arşa kadar mevcudatı ayine şeklinde görmeyen adama, “Kulak ver! Herkesten Kelâmullah’ı işitirsin.” desen, manen arştan ferşe sukut eder gibi, hilâf-ı hakikat tasavvurât-ı bâtılaya giriftar olur.1 der. 

Burada Bediüzzaman, Mevlana’nın manevî ilimlerdeki mertebesine işaret ediyor. Demek isteniyor ki, önce mertebe kat eden ve yükselen birisi Cenab-ı Hak hakkında yanlış konuşmaz. Ancak böyle bir mertebe yoksa, sırf yeryüzünde iken, birisine, “Dinle! Herkesten Allah kelamını işit!” desen, hakikate zıt konuşmuş olursun. 

Üstad Saîd Nursî, Mesnevî’nin bir hizmet tarzı olarak yazıldığı çağdaki makbûliyetine ve Risale-i Nur ile arasındaki âhenge şöyle işaret eder: “Hazret-i Mevlânâ benim zamanımda gelseydi, Risale-i Nur’u yazardı. Ben de Hazret-i Mevlânâ zamanında gelseydim, Mesnevî’yi yazardım. O zaman hizmet Mesnevî tarzındaydı. Şimdi Risale-i Nur tarzındadır.”2

Dipnotlar:   

1- Lem’alar, s. 272.

2- Son Şahitler, c.1, s. 318.

Okunma Sayısı: 141
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı