"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

12 Eylül olmasaydı ne olurdu?

Osman ZENGİN
14 Eylül 2026, Pazartesi
Ne mi olurdu? Aynen 12 Mart’taki gibi olurdu. Hep söylüyor, yazıyoruz...

Yirmi beş senelik bir istibdat ve milletin manevî değerlerini yerle bir etmek isteyen Kemalizm devrini, rahmetli Menderes ve DP iktidarı bitirmeye başlamıştı. Fakat Kemalist güçler, bundan çok rahatsız olmuş, inkılâpların devamı ve tamamlayıcısı olarak 27 Mayıs 1960’dan başlayarak, günümüze kadar, bir dizi ihtilâl veya ihtilâl bozuntuları gerçekleştirdi. Ve bu hareketlerin (15 Temmuz girişimi farklı bir mevzudur) en büyük hedefi milletin değerleriydi. 12 Mart 1971 hareketinden önce, Türkiye, belki de Cumhuriyet tarihinin en iyi refah seviyesini yaşıyordu. 1965 seçimlerinde milletin iktidarı olan Adalet Partisi işbaşına gelmişti. İhtilalcilerin tahrip ettiği memleketin vaziyeti, 1965-71 arasındaki o altın dönemde, enflasyon % 5’e düşürülmüş, kalkınma hızını  % 7’ye yükseltilmiş, Japonya’dan sonra Türkiye, bu kalkınma oranıyla dünya 2’ncisi olmuştu. Ama bu ihtilalcilerin umurunda değildi. Onlar, milletin iyiliğini hiç bir zaman istemiyordu.

Gençliğimizin ilk günleri olan 1968’te anarşiyi körükleyerek, o millet iktidarını da düşürdüler. Ve o hâinler, en çok zararı da Nur talebeleri ve Demokratlara verdiler. 

Sonrasındaki 12 Eylül alçak ihtilâli de daha şeytanî plânlarla yine Demokratları iktidardan indirdiği gibi, Nurcular arasında da iftirak çıkardılar.

1980 ihtilâlinden iki sene kadar evvel Demirel, değişecek olan Genelkurmay Başkanlığına ihtilâlci kafada olmadığını bildiği 3. Ordu kumandanı Ali Fethi Esener’i getirecekti. Fakat Cumhurbaşkanı Korutürk’ün de 1. Ordu Komutanı Adnan Ersöz’ü getirmek istemesiyle iş inatlaşmaya gitti. İkisi de emekliye ayrılınca askerî teamül de olmayan Ege Ordu Komutanı Kenan Evren aradan sıyrıldı. 

Esat Kıratlıoğlu, Yeni Asya’ya verdiği bir röportajda şöyle diyordu:

“İhtilâller yapılmasaydı, Demirel’in başbakanlığı zamanında Türkiye’de fert başına düşen millî gelir en az 40 bin dolar olurdu. Ve Türkiye şu anda Almanya, İngiltere, Fransa ayarında bulunurdu.”

1981 yılının Temmuz ayının ortalarında Milliyet Gazetesi’nin o zamanki Yazı işleri Müdürü Yener Süsoy’un, dönemin 2. Ordu Komutanı ve Sıkıyönetim Komutanı Bedreddin Demirel ile mülâkatı bütün gerçeği ortaya koyuyor.

Süsoy soruyor: “Paşam! 12 Eylül İhtilâlini yapmaya ne zaman karar verdiniz?”. “Bir yıl önce karar verdik” diyor. “Peki, niye yapmadınız?” diye soruyor. Paşa’nın cevabı: “Arkadaşlar dedi ki, ‘bu iş bir olgunlaşsın, vatandaş tasvip eder hâle gelsin. Ondan sonra yapalım.’ Ama çok kan döküldü...” 

Bunun manası, ihtilâli yapmak için hiçbir şeye dokunmadık, hiçbir şey engellenmedik ki, ihtilâl olgunlaşsın.

Bu arada 12 Eylül hâdisesinin ne olduğu belgelerle ortaya konuluyor. 1975 yılında YURTKOR diye ordunun içerisinde bir oluşum kurulmuş. 1979’da Evren zamanında umdeleri belirlenip tekemmül ettirilmiş. YURTKOR’un görevi, “Sokak hareketlerinin azdırılarak, terörün tırmandırılarak, ihtilâl ortamının oluşturulması ve vatandaşın ihtilâli arzu eder hale gelmesi…” 

Evet, biz de bunun canlı şahidiyiz. 12 Eylül öncesi talebelik zamanımızda gerek sol, gerek ülkücü gruplar toplu hâlde okula gelirken, iki grubun önünde 30-35 yaşlarındaki aynı şahıs dikkatimizi çekerdi. 12 Eylül’de sonra ifşa olan bu kişinin bir yüzbaşı olduğu tespit edilmişti. 

Yani 12 Eylül ihtilâli çok önceden tasarlanmıştır. Kısacası, 12 Eylül ihtilâline zemin hazırlamak hesabına, sıkıyönetimin görevi olmasına rağmen anarşinin üzerine gidilmedi...

Evet, 12 Eylül’ün 46. senesinde hatırladığımız bu millet düşmanlarını Cenab-ı Hakk, iki cihanda rezil rüsva eylesin!

Okunma Sayısı: 2592
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Hüseyin İlhan

    14.09.2026 13:45:08

    12 EYLÜL Darbecileri ve tüm darbecilerin nihai ve kesin kanaatleri şu:Biz daha iyi biliyoruz,biz daha iyi yönetiriz.Halbuki bu iş böyle değildir.Bilhassa sivil idare için söz söyleyen o asker postalını çıkaracak,eşit şartlarda milletin huzuurunda selahiyet talep edecektir.'Asker kayıtsız kalmaz,yapma yapma kardeşim asker neye kayıtsız kalmıyor.Hatırlayın aziz üstadımız bir mareşale dua etmek istiyor edemiyor.Neden.Çünküü bu şahıs dinde tam muhakemei akliyede nakıs biri olarak milleti temsil edenelrin yerine askeri gücü kullanarak bizzat meclisi topa tutarım demiş ve 1938'den 1950 14 MAYIS'ına kadar ceberrutluk yapan şahsı seçtirmiştir. Bugün demokrasi ile işbaşına gelip demokrasi,adalet ve hak,hukuku iç edeni de bunlardan fazla ayrı noktası var mı,yok.

  • Engin Hatipoğlu

    14.09.2026 11:48:25

    Amin amin amin cehennemin en dibine gitsinler inşaAllah

  • Recep Ayer

    14.09.2026 11:29:46

    Muhterem Osman Bey yazınızı biraz şuna benzettim İnsan bazen kendi hayatında Keşke şunu yapmasaydım şöyle olurdu Keşke böyle yapsaydım gibi düşünceler meydana geliyor bunların bir daha aynı hataları yapmamak dışında çok bir faydası yok bunlardan ders almak gerekiyor ancak bir de kader ciheti var demokratik şartlar o zaman için olgunlaşmamıştı halk 1950 öncesini yaşamış o psikoloji uzun süre devam etti rahmetli babam İkinci Dünya Savaşı yıllarında askerlik yapmış ondan 1950 öncesini dinleme fırsatım oldu kendisi rahmetli Menderes'i çok severdi asılması iki bakanı ile birlikte gerçekten bir travmadır Ancak daha Sonraları demokratik olgunluk diyelim veya milletin hafızası diyelim darbelere karşı Kollektif bir bilinç oluştu Neticede asker de bu milletin içinden çıkıyor kayıtsız kalamaz

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı