Başta Kur’ân, bütün semavî kitaplar ve suhuflar ve başta Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm olarak bütün peygamberler (Aleyhimüsselâm), bütün davaları beş altı esas üzerine dönüyorlar. Mütemadiyen o esasları ders vermeye ve ispat etmeye çalışıyorlar. Onların peygamberliklerine ve doğruluklarına şehadet eden bütün hüccetler ve deliller, o esaslara bakıyorlar, onların hakkaniyetlerine kuvvet veriyorlar. O esaslar ise, iman-ı billâh ve iman-ı bi’l-ahiret ve sair rükünlere imandır.
Demek, imanın altı rüknü birbirlerinden ayrılmaları mümkün değildir. Her birisi, umumunu ispat eder, ister, iktiza eder. O altı, öyle bir küll ve küllîdir ki, tecezzi kabul etmez ve inkısamı imkân haricindedir. Nasıl ki, kökü göklerde Tuba Ağacı gibi, her bir dalı, her bir meyvesi, her bir yaprağı, o koca ağacın küllî tükenmez hayatına dayanıyor. O kuvvetli ve güneş gibi zâhir o hayatı inkâr edemeyen bir tek muttasıl yaprağın hayatını inkâr edemez. Eğer etse, o ağaç, dalları ve meyveleri ve yaprakları sayısınca o münkiri tekzip edecek, susturacak. Öyle de, iman, altı rükünleriyle aynı vaziyettedir.
Bu makamın başında, altı nokta ve her bir nokta dahi beş nükte olarak, altı erkân-ı imaniyeyi otuz altı nüktede beyan etmek niyet edilmişti. Ve baştaki dehşetli suale izahat ile cevap vermek murad etmiştim. Fakat bazı arızalar meydan vermediler. Tahmin ederim ki, birinci nokta kâfi bir mikyas olmasından, daha, zekilere ziyade izaha ihtiyaç kalmadı. Ve tam anlaşıldı ki, bir Müslüman bir hakikat-i imaniyeyi inkâr etse, küfr-ü mutlaka düşer. Çünkü başka dinlerin icmallerine mukabil, İslâmiyet’te tam izahat verilmiş, rükünler birbiriyle zincirlenmiş. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmı tanımayan, tasdik etmeyen bir Müslüman, Allah’ı da (sıfâtıyla) daha tanımaz ve ahireti bilmez. Bir Müslümanın imanı o kadar kuvvetli ve sarsılmaz hadsiz hüccetlere dayanıyor ki, inkârda hiçbir özür kalmıyor. Âdeta akıl kabulde mecbur oluyor.
Şualar, 11. Şua, 9. Mesele, s. 265
LUGATÇE:
erkân-ı imaniye: imanın şartları, iman esasları.
hüccet: delil.
icmal: kısaltma, özetleme, ayrıntılara girmeden ana hatları ile söyleme.
iman-ı bi’l-ahiret: ahirete iman.
iman-ı billâh: Allah’a iman.
inkısam: bölünme, parçalanma.
küfr-ü mutlak: hiçbir imanî hükmü, delili, hakikati kabul
etmeme, kesin ve tam bir inkâr.
küll: bütün.
küllî: umumi, bütüne ait, parçalardan meydana gelen.
muttasıl: bitişik, (bir bütüne) bağlı.
rükün: esas, şart; kaide, direk.
suhuf: sahifeler şeklinde, bazı peygamberlere vahiy ile gelen emirler.
tecezzi: parçalara ayrılma, bölünme.