Yürüyüşe diye çıkmıştı, ama çok yorulmuştu kadın. 5 aylık hamileydi.
Ayaklarında tâkat kalmadığı gibi sinirleri de bozuk olduğu için şaka kabilinden yapılan, ama sataşma yüklü dokundurmalara tahammülü kalmamıştı. Belki temiz hava iyi gelir diye düşünüp çıkmıştı. İyi de olmuştu. Her ne kadar gücü yetmese de kalbinin üstündeki yükleri atması, derin bir nefes alması az şey değildi. Bir banka gözü ilişti, son bir gayret oturmak için hamle yaptı. Etrafı seyre koyuldu. Biraz sonra yanına da kendinden epey yaşça büyük bir teyze oturdu. Teyze gün görmüş geçirmiş birine benziyor, her sözünden de ayrı bir hikmet dökülüyordu sanki.
“Kızım” dedi, “ben de biraz alışveriş için çıktım, ama malum taşıyamam hiç birini bir hamala yuklettim, o eve götürecek kapıyı da açan olur. Ben de bu arada dinleneyim biraz diye oturdum” dedi.
Eşinin muteber biri olduğundan, eskiden sözü her yerde geçtiğinden, bir işe girecek olana tavassut edip çok kişiye referans sağladığından söz edip durdu. Eski tavsiyeler ya bir mektup ya da bir kart ile olurdu. “Hamil-i kart yakınımdır” sözü kapalı kapıları açmaya yeter de artardı. Ama şimdi elden ayaktan düşünce ne yükümüzü alan ne de kapımızı açan kalmadı etrafımızda diye serzenişte bulundu.
“Biraz dinlendim. Seninle de tanışmış oldum, iyi oldu diyerek doğruldu” kadın ve giderken de tembihledi. Yorulsan da yürüyüş yapmayı sakın ihmal etme kızım dedi. Kadın da onayladı. Eve yürürken kulaklığında Amenerresulu’yu dinliyordu ki ayette, ”Rabbena tahmil aleyna” buyuruyordu “Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme. Rabbimiz! Gücümüzün yetmediği işleri bize yükleme...” Geçen kısma dikkat kesildi. Manevî yüklerin ağırlığından sığındığı Rabbi hamile halinde ona yardım etmez miydi. Ederdi elbette. Bu itikad ile ferahladığı gibi haml kökünden gelen bunca kelime zenginliğinden dolayı Kur’ân lisanı olan Arapçaya hayranlığı da bir kez daha arttı.