Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 07 Şubat 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Mustafa ÖZCAN

Ankara Mezhebinin imamı!



Ankara Mezhebi sonunda beklediği veya aradığı imamını buldu. Nasıl oldu, diye sormayın. Kendiliğinden oldu. ‘Tencere yuvarlandı, kapağını buldu’ misali. Boş duran post veya makam dolduruldu. Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi’nin Mısır’dayken söylediği bir öngörüsü daha çıktı. Mısır’a gittikten sonra daha doğrusu sürgün yıllarında Ankara’nın laiklik mezhebini (mezhep Arapça da doktrin mânâsında da kullanılmaktadır) benimsediğini düşünür ve Mes’eletü Tercemeti’l Kur’ân ve sair eserlerinde sık sık Ankara mezhebine atıfta bulunurdu. Hatta Mısır’da bu yeni mezhebi benimseyenlerle boğuşup, cedelleşip dururdu. Sık sık kalem kavgalarına tutuşurdu. Sözkonusu eserlerinde yeni rejimin bu doktrini benimsediğini düşünür ve vurgusunu buna göre yapardı. Ankara’da yeni nüvelenen ve taazzuv eden (organik hale gelen) yeni çığırdan ‘Ankara mezhebi’ diye bahsederdi. Ankara mezhebi aslında imamını arıyordu. Sahibini arayan madalya gibi. Sonunda buldu da.

Baykal’ın İslâm fıkhına ve akaidine bu kadar vukufiyetini ve muttali olduğunu doğrusu ben de kestiremiyordum. Krizler bazen fırsat olduğu gibi köşede bucakta kalmış gizli cevherleri de açığa çıkartıyor. Bu meyandaki müdellel konuşmaları bu payeyi veya ‘mezhep imamlığını’ bihakkın ihraz ettiğini ortaya koymuştur. Mezhepdaşlarına veya doktrin kardeşlerine hayırlı uğurlu olsun. Bulmuşken kıymetini bilsinler. Kolay kolay ele geçmez ve hiçbir babayiğit eline su dökemez. Aslında insanın aklına gelmiyor da değil. Acaba bütün bunları Yaşar Nuri Öztürk’ten mi kaptı? Bunlar ondan öğrendiklerinden dağarcığında kalanlar olmasın? Yoksa, gizli dini danışmanları mı var? Olur ya!

Bu Baykal’ın eline su dökülmez. Gerçi Demirel için de ‘yedi defa gitti, sekiz defa geldi’ derler ama onun gidip gelmeleri hep devlet katındadır. Ya başbakanlık ya da cumhurbaşkanlığı... Baykal ise bakanlıktan yukarısını göremedi galiba oradan tekaüde çıkacak. Ama CHP’nin başına kaç defa gidip geldiği hakkında rivayetler muhtelif. Bugüne kadar ‘klik imamı’ olarak anılıyordu ama Meclis’te kendi grubuna yaptığı tarihî konuşmadan sonra Ankara Mezhebinin imamı olduğunda artık şüphe kalmadı. İşi Yaşar Nuri Öztürk’ün elinden kaptı. Hazret, Şahin Filiz gibi isimlerin doğrultusunda, ama onlardan biraz hafiften de ayrılır biçimde, ‘başörtüsü İslâmın icaplarından birisi değil’ diyor. ‘Diğer dinlerde de var’ dedikten sonra son hükmünü veriyor: Var ama takmaya gerek de yok.

***

İşte Ankara imamından yeni içtihadlar:

“İslâmiyettte hımar diye bir tabir vardır. Fıkıhçılar bu örtü müdür başörtüsü müdür konusunda tartışmış, çoğunluk baş olarak algılanması konusunda fikir belirtmiştir. Kastedilen ‘başın örtülmesiyse saçın bir tek telinin gözükmesi de günah mıdır?’ konusunda fikir alış verişinde bulunulmuş, bazıları kulakların altındaki saçların gözükeceğini belirtmiştir. Hanefi mezhebinin imamı İmam-ı Azam, kadının saçının 4’te birinin açılmasının namazı bozmayacağı hükmüne varmıştır. Bir tek vatandaşın saçının bir telinin görünemez radikal anlayışını sahiplenmesine saygı duyarım. Bu içtihadî yorumun anayasa hükmü haline getirilmesi kabul edilemez. Bu yanlış olur. Çok tehlikeli. Çok yanlış yapmış olursunuz. İşte laiklik bu.. İslâmiyette tesettür var. İslâmiyette çok şey var. Nerede duruyor tesettür. Kurucu unsuru mu İslâmiyetin? Kurucu unsuru, Kelime-i Şahadet.. Büyük günahlar var. Küçük günahlar var. Bunlara bakınca tesettür nerede duruyor? Büyük günahlar bellidir... Şirk koşmak, adam öldürmek, savaştan kaçmak, namuslu kadınlara iftira atmak, yalan yere şahitlik etmek, rüşvet, hırsızlık, gıybet, anne-babaya asi olmak, sözünde durmamak, emanete hıyanette bulunmak.. Tesettür yok listede ama bunların hepsi var. Tesettür konusunda bir günah yok bir tavsiye midir, emir midir bilemiyoruz. Bunu tek tel görünmeyinceye kadar örtünene de uyana da uymayana da saygı duyuyoruz. Ancak onlar da diğerleri kadar Müslüman. Bunu niye anayasa kuralı yapıyorsun. Sana ne kardeşim. Anayasa kuralı yapınca bölünme başlıyor. Nerede başlıyor bölünme? Üniversite bir bütün. Bu anlayış değiştirilirse ne olacak üniversitede... Sınıfta öğrencilerin bir kısmı türban takacak bir kısmı takmayacak. Dini inanca göre ayrılmış bir sınıfı göreceksiniz. Sonra mezhep ayrılıkları çıkacak. Bu iyi bir şey mi? Din kriterini gözüne sokan bir eğitim anlayışı doğru bir pedogoji mi? Birikmiş problemleri çözüyorlarmış.. Laikliği bize emanet edin diyorlar. Ciğeri kediye emanet ederim de laikliği sana emanet etmem. Bu kişiler yakın bir zaman önce millet istemezse laiklik tabii kalkacak diyenler değil miydi? O gün öyle düşünüyorlardı bugün değiştiler. Bugün de değişirlerse ne olacak peki.. Türban meselesini iyi niyetle suistimal edenler de var. Humeyni’nin ilk kurbanı liberaller ve demokratlar oldu. Bizde de var öyle.. Ne solcu ne sağcı, yağcı bir grup var ortada.. Her dönemde vardır bu yağcılar. Gelecek dönemde de olacak bu yağcılar. Bu yağcılar için garanti yoktur. Mezbahaya götürürler danayı. Dananın kasabın bıçağını yalayarak kurtulma şansı yoktur...”

***

Mezhep imamları içtihad yapar da Ankara imamı yapamaz mı? Hem de bal gibi yapar. Mezhep imamları dörtte bir açılabilir veya hiç açılmaz diyorsa Ankara İmamı da laiklik doktrini doğrultusunda içtihad ederek ‘hepsi açılmalıdır’ diyor. Öyle diyorsa emir demiri keser. Ankara mezhebi galiba laik mezhepler arasında en katısı. Baykal da imamların en titizi. Kılı kırk yaranı. İşi şansa bırakmak niyetinde de değil. Ne olur ne olmaz! Millete kural emanet edilmez.

Oysa ki dünyanın hiçbir yerinde ve ülkesinde laiklik kuralı başörtüsü ile zedelenmiyor, ne hikmetse bizimki zedeleniyor. Hem de ilanından 71 yıl sonra! Gel de bu işe şaşma. Ya çok narin, kırılgan ya da çok huylu, pimpirikli.

Baykal’ın mezhep imamlarından eksiği yok fazlası var. Sosyoloji ve hatta antrapolojide de mahir bir imam. Zira başörtüsünün bize Abbasilerden, Vehhabilerden ve Emevilerden geçtiğini ve onların yadigarı olduğunu söylüyor. Öyleyse Tahran’a kaçak yollardan mı gelmiş? Ya da Saraybosna’ya başörtüsünü Vehhabi mezhebindeyken mi götürdü? Hani Vehhabiler oralarla çok ilgileniyorlar ya!

07.02.2008

E-Posta: mustafaozcan@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (06.02.2008) - Başörtüsü kimin bidatı?

  (05.02.2008) - “İran’ın düşmanlarını temizledik”

  (04.02.2008) - Farsça Nutuk, Fransızca Humeyni

  (03.02.2008) - Ergenekon’un dış yüzü

  (02.02.2008) - Arap Celâl’den, Amerikalı Celâl’e

  (01.02.2008) - Ergenekon’un siyasî dili

  (31.01.2008) - Ergenekon’un manevî zemini

  (30.01.2008) - Kemalizm ve Baascılık

  (29.01.2008) - Yolsuzluk lobisi

  (28.01.2008) - Vatansız, mekânsız ve devletsiz... (2)

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Nurettin HUYUT

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT


 Son Dakika Haberleri