Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur: “Hâkim içtihad eder de isabet ederse iki ecir; içtihad eder de hata ederse bir ecir alır.”1
Bu hadis, doğrudan doğruya şer’î hüküm çıkarma ehliyetine sahip müçtehitlerin içtihadı hakkında söylenmiştir. Bu sebeple Risale-i Nur hizmetleri için yapılan meşveretleri teknik manada bu hadisin şümûlündeki “içtihad” ile aynı görmek doğru değildir. Ancak mesele yalnızca fıkhî meseleler açısından değerlendirilmemelidir.
İhlâsla yapılan meşveretin manevî mükâfatı
İslâm dinine göre Allah rızası için yapılan her meşru hizmet ibadettir. Meşverete katılmak, fikir beyan etmek, hakikati aramak, en faydalı yolu bulmaya çalışmak da bu hizmetin mühim bir parçasıdır. Şayet meşverete iştirak edenler; ihlâsla hareket etmiş, şahsî menfaatlerini terk etmiş, nefsini değil hakkı esas almış, Kur’ân ve sünnet ölçülerine bağlı kalmış, samimiyetle en isabetli yolu bulmaya çalışmışlarsa, neticede karar isabet etmese bile yaptıkları samimî gayretin sevabını Allah’ın vereceği umulur. Çünkü Cenab-ı Hak kullarını sadece neticeye göre değil, niyetlerine ve gayretlerine göre de mükâfatlandırmaktadır.
Hata yapma endişesi meşvereti terk ettirmez
Elbette hiçbir meşveret masum değildir. Peygamberler dışında da hiçbir insan hata etmekten muhafaza edilmiş değildir. Şahs-ı manevînin kararları da vahiy değildir. Zaman içinde şartlar değişebilir, yeni gelişmeler ve bilgiler ortaya çıkabilir, önceki kararların değiştirilmesi gerekebilir. Bu vaziyet meşveretin kıymetini azaltmaz. Bilakis meşveretin hayattar ve canlı bir yapı olduğunu gösterir. Mühim olan hata etmemek değil; ihlâsı muhafaza ederek hakkı aramaktır. Nitekim Risale-i Nur’da meşveretin ruhu, şahısların galibiyeti değil hakikatin galibiyetidir. Çünkü “Hakkın hatırı âlîdir, hiçbir şeye feda olunmaz.”2 Hem “Hak yücedir ve hiçbir şey ondan daha yüce değildir.”3 Öyleyse meşveretlerde hakkı aramak, hakkın hatırını âlî tutmak ve hakkı yüce kabul etmek evlâdır.
Meşveretin muvaffakiyeti ihlâsa bağlıdır
Bir meşveret şeklen yapılmış olabilir; fakat içinde tarafgirlik, fırkacılık, tefrika, tahazzüp, önceden fısıltı yapmak, şahsî hesaplar veya nefsanî rekâbet bulunuyorsa artık meşveretin hakikî ruhu zedelenmiş olur. Bediüzzaman’ın ifade ettiği ihlâs, uhuvvet ve tesanüd esasları korunmadan yapılan toplantılar, meşveretin ismini taşısa bile beklenen bereketi ve neticeyi vermez. Hakikî meşverette herkes kendi hür fikrini söyler; karar çıktıktan sonra ise şahsî fikrini değil, meşveretin kararını sahiplenir. Çünkü artık ortaya çıkan karar şahısların değil, şahs-ı manevînin kararıdır.
Risale-i Nur’a göre meşveret ve şûrâlarda alınan kararlar, fıkıh usûlündeki teknik anlamıyla bir “içtihad” değildir. Dolayısıyla müçtehidlerin içtihadına dâir “isabet ederse iki, hata ederse bir ecir” hadisini doğrudan meşveret kararlarına tatbik etmek isabetli olmaz.
Bununla birlikte, ihlâsla, adaletle, istişare usûlüne riayet ederek ve yalnız Allah rızasını hedefleyerek yapılan meşveretler büyük bir ibadet ve hizmettir. Böyle bir meşverette bulunan kimseler, karar isabet etmese bile samimî niyetleri, gayretleri ve hakkı arama gayretleri sebebiyle Allah’ın rahmetinden sevap umarlar.
Netice itibarıyla meşveretin kıymeti sadece doğru karar vermesinde değil; ihlâsı, tesanüdü ve şahs-ı manevîyi hâkim kılmasındadır. Bu sebeple Risale-i Nur hizmetinde meşveret, hüküm koyan bir içtihad kurumu değil; Kur’ân ve sünnet ölçüleri içinde en doğru ve isabetli hizmet yolunu arayan, şahs-ı manevînin istişare mekânizmasıdır.
Dipnotlar:
1- Buhârî, İ’tisâm 21; Müslim, Akdıye 15. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Akdıye 2; Tirmizî, Ahkâm 2; Nesâî, Âdâbü’l-kudât 3; İbni Mâce, Ahkâm 3
2- ESDE, Makalat, s. 62.
3- Buhârî, Cenâiz 79; ed-Dârakutnî, es-Sünen 3:525; el-Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ 6:205; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat 6:128