“Hazret-i İbrahim Aleyhisselâm, gerçi Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâma yetişmiyor. Fakat onun âli, enbiyadırlar. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın âli, Evliyâdırlar. Evliyâ ise, enbiyaya yetişemezler.”1 “Ümmetimin âlimleri, İsrâiloğullarının peygamberleri gibidir.”2 sırrına mazhar ve salâvatlarda Âl-i İbrahim Aleyhisselâma mukàbil olan Âl-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın içindeki Büyük Evliyâ (ra) ve Ali (ra) ve Hasan (ra) ve Hüseyin (ra) ve Ehl-i Beytin on iki imamı ve Gavs-ı Âzam (ks) ve Ahmed-i Rüfâî (ks), Ahmed-i Bedevî (ks), İbrahim-i Dessûkî (ks), Ebü’l-Hasan-ı Şâzelî gibi aktâblar ve imamlar, ittifakla, hakkalyakîn bir itikadla ve keşfiyat ve müşahedatla ve ümmette gösterdikleri harika irşadat ve kerametlerle, risalet ve hakkaniyet ve sadıkıyet-i Muhammediyeye (asm) imanları ve şehadetleriyle imza basıyorlar.”3
Bu hakikatlere binaen İbrahim’in (as) âli enbiyadır, Muhammed’in (asm) âli ise Evliyâdır. O halde Peygamber Efendimiz (asm)’in nesli Hz. Ali’den (ra) tevârüs eder. Hz. Hasan (ra) ve Hz. Hüseyin’in (ra) neslinden gelen bütün hakikat pirleri, şahları ve kutupları bu daireye girer. Demek ki “Büyük Evliyâ” tabiri Resul-ü Kibriyanın (asm) neslinden gelen vazifeli büyük insanlar manasınadır. Âhirzamanda beklenen ümmetin muntazır kaldığı ‘Büyük Evliyâ (ra)’ ise Hatemü’l-Evliyâ ünvanına sahip olarak bilinir ve o da Mehdî-i A’zamdır (ra). Buna binaen “Âhirzaman alâmetlerinden olup, Âl-i Beyt-i Nebevî’den çıkacak olan Hazret-i Mehdî (ra) hakkında ayrı ayrı rivayetler var. “4 Bu noktada “Tafsilât ve tasvirat, başka başkadır. Halbuki Yirmidördüncü Söz’ün bir dalında isbat edildiği gibi; Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, vahye istinâden, her bir asırda kuvve-i maneviye-i ehl-i imanı muhafaza etmek için, hem dehşetli hadiselerde ye’se düşmemek için, hem âlem-i İslâmiyetin bir silsile-i nuraniyesi olan Âl-i Beytine ehl-i imanı manevî rabtetmek için, Mehdî’yi haber vermiş. Âhirzamanda gelen Mehdî gibi, herbir asır Âl-i Beytten bir nevi Mehdî, belki Mehdîler bulmuş. Hattâ Âl-i Beytten ma’dud olan Abbasiye Hulefasından, Büyük Mehdî’nin çok evsafına câmi’ bir Mehdî bulmuş.”5
Meseleye Bediüzzaman’ın şu ifadeleriyle de bakabiliriz: Peygamber Efendimiz (asm) “Evet ‘Ümmetimin âlimleri, İsrailoğullarının peygamberleri mesabesindedirler.’6 ferman etmiş. “Gavs-ı A’zam Şah-ı Geylânî, İmam-ı Gazalî, İmam-ı Rabbanî gibi hem şahsen, hem vazifeten büyük ve harika zatlar bu hadisi, kıymettar irşadatlarıyla ve eserleriyle fiilen tasdik etmişler. O zamanlar bir cihette ferdiyet zamanı olduğundan, hikmet-i Rabbaniye onlar gibi feridleri ve kudsî dâhileri ümmetin imdadına göndermiş. Şimdi ise aynı vazifeye, fakat müşkülâtlı ve dehşetli şerait içinde, bir şahs-ı manevî hükmünde bulunan Risaletü’n-Nur’u ve sırr-ı tesanüd ile bir ferd-i ferid manasında olan şakirdlerini bu cemaat zamanında o mühim vazifeye koşturmuş. Bu sırra binaen, benim gibi bir neferin, ağırlaşmış müşiriyet makamında ancak bir dümdarlık vazifesi var.”7
Öyleyse meseleye Risale-i Nur’un zaviyesinden bakacak olursak, Büyük Evliyâ (ra) âhirzamanda beklenilen ve asırlardır muntazır kalınan müceddid-i âhirzamanı da ihtiva eder. Barla Lahikası’nda “Asırlardan beri beklenilen ve muntazır kalınan zat, Risale-i Nur imiş. Hatta Üstadın kendisi de bir zaman böyle bir zatın geleceğine muntazır imiş”8 ifadeleri bu manada manidardır. Âhirzamanda gelecek Büyük Evliyâ (ra)’ya dahil olan Büyük Mehdî (ra) de efdaliyette Sahabeden sonra gelir.
Dipnotlar:
1- Bk. Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ: 2:64; Tecrîd-i Sarîh Tercemesi: 1:107
2- Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ: 2:64; Tecrîd-i Sarîh Tercemesi: 1:107
3- Şualar, s. 986-87.
4- Age., s. 662.
5- Mektubat, s. 117.
6- Keşfü’l-Hafâ, 2:64.
7- Kastamonu Lahikası, s. 29.
8- Barla Lahikası, s.176