"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Çocukları sohbetlere getirelim dediysek...

Abdurrahman AYDIN
11 Ekim 2020, Pazar
Son yazımızda “Hangi çağdaki çocukların derslere bilhassa getirilmesi gerektiğini anlamak için Risale-i Nurlar’a baktığımızda, ağırlıklı olarak 8-15 yaş aralığını buluruz” demiş ve bu yaştaki çocukların, sokağa çıkış yasaklanmadıkça, camilere ve soh- betlere muhakkak götürülmeleri gerektiğini söylemiştik.

Getirilen çocuk hiç mi yok? Var elhamdülillah! Ama gelmeleri bilhassa gerekli olan 8-15 yaşındakiler değil; belki henüz sağını so- lundan ayıramayanlar!

Bunlar üç-beş yaşlarında olduklarından derste veya camide oynuyorlar. Kendileri istifade ede- medikleri gibi başkalarının dikkatini dağıtmayı da kolayca başarıyorlar.

SUAL: Efendim, nasıl böyle söylersiniz! Hadis-i şerifler var, bilmiyor musunuz? Sevgili Peygamberimiz (asm) hutbe irad ederken torunu gelince onu kucağına alıp öyle devam etmedi mi? 1

CEVAP: Doğrudur. Ama bu olay kaç defa olmuştur? Çocukların pek sevilmeyip sertlikle yetiştirildiği bir toplumda, bu yanlış örfü kırmak üzere bir iki defa böyle davranması, bizim de torunlarımızı sırtımıza alıp dersi öyle yapmamızı teşvik için midir? Yoksa gerektiğinde hoşgörüyle idareyi göstermek için midir?

Hem Peygamber Efendimizin (asm) iki torununa olan bu ilgisi, onların nesl-i mübareklerinden gelecek muhteşem aktab ve seyyidler ordusunu taltif ve takbil (öpmek) için de değil midir? 2

Yoksa namazda sırtına çıkan çocukları düşmesin diye bir eliyle tutan o şefkatli Peygamber’in (asm), namazda önünden geçen bir başka çocuğa hiç yürüyememesi için bedduâ etmesinin sebebi nedir? 3  (Haşiye)

Ezcümle “Mescitlerinizi çocuklarınızdan ve delilerinizden uzak tutun!” buyuran da 4 Peygamberimiz (asm) değil midir? 5

Demek mümeyyiz olmayan çocuklarla aklı olmayan deliler birbirine benzetilmiş ve birlikte zikredilmiştir. Fıkıhta temyiz yaşı ise yedinci yaşın bitimidir.6 Nitekim Sevgili Peygamberimiz (asm), çocukları namaza “alıştırmaya başlatma” yaşı olarak da bu yaşı tavsiye etmiştir. 7

Oyun çağındaki miniklerle oynamak yerine, onları ders veya ibadet ortamında tutup sıkıyoruz. Belki de erkenden bıktırıyoruz. Ders ve ibadet çağına gelmişleri ise getirmiyoruz. Sizce de bu işte bir terslik yok mu? Temyiz çağındakileri getirmeyerek tefrite sapmak, annesiyle kalması gerekenleri ise derse getirerek ifrata düşmek doğru mu?

Merhum Mehmet Âkif olması gereken dengeyi ve terbiyeyi ne güzel tarif etmiş:

Sekiz yaşında kadardım. Babam gelir: “Bu gece,

Sizinle camiye gitsek çocuklar erkence.

Giderseniz gelin amma namazda uslu durun.

Meramınız yaramazlıksa işte ev, oturun!”

Efendim! Ben hâlâ takıldım!? Mescid-i Nebîde bir sabah namazında, arka saftan duyulan bir çocuk ağlamasıyla Peygamberimizin (asm) –mutadı hilâfına– Kur’ân’ın en kısa iki sûresini okuyarak namazı nasıl kısa kestiğini ve “Çocukla ilgilenmesi için annesini salıvermek istedim” buyurduğunu 8 bilmiyor musunuz?

Elbette onu hepimiz biliyoruz, ama o annenin mahcubiyetini de düşünebiliyor muyuz? İçlerinde koskoca sahabîlerin bulunduğu yüzlerce cemaat, Fahr-i Kâinat Efendimiz’in (asm) arkasında, derin bir huşu içinde iki rekât namaz kılmak için durmuşken, bizim çocuğumuz yüzünden herkes bu huzur ve feyizden mahrum kalmıştır. Sizce Peygamber Efendimizin (asm) bu tavrında şefkat ve hoşgörü ile beraber, o anneye tedbir alması için yumuşak bir baskı da yok mudur?

Geçen yaz, yolum İstanbul’a düştü. Huzur bulmak ümidiyle Eminönü Yeni Cami’ye girdim. Caminin yarısı doluydu. Namazı müteakip tam beklediğim gibi –Allah razı olsun– hoca efendi güzelce mihrabiyeye başladı.

Maalesef iki dakika geçmedi ki, iki haylaz çocuk cami içinde iki tarafa koşmaya başladı. Durmak bilmiyorlardı. Dayanamadım ve durmalarını işaretle rica ettim. Hiç oralı olmadılar. Tilâvet bitince en arka saftaki ana babalarının yanlarına koştular. 

Ben de birinin babasına yaklaşıp nazikâne: “Sahip çıkamaz mıyız?” dediğimde babası da aynı tepkiyi verdi. Vurdumduymaz bir tavırla sırtını dönüverdi.

Siz haftalarca uğraşır bir konferans düzenlersiniz. Onlarca kişi programın hazırlanması için emek vermiştir. Konuşmacı yüzlerce kilometre yol tepmiştir. Binlerce insan da dinlemeye gelmiştir. Ama sorumsuz iki ebeveynin iki yaramaz çocuğu, konuşmacıyla dinleyenler arasındaki boş alanı koşu pistine çevirip ilgiliyi dağıtmaya yetmiştir.

Kısacası camilere ve sohbetlere “mümeyyiz olan çocuklar” mutlaka götürülmelidir. Bunları değil de küçük çocukları götürmek zorunda kalmışsak o takdirde tembihlemek ve sahip çıkmak gerekir.

Minikler durmaz diye annesinin sohbeti terk etmesi de doğru değildir. Annesi ilgilendiği halde uslu duramıyorsa, işte o zaman bize düşen azarlamak ve ürkütmek değil “idare etme” sünnetiyle amel etmektir. Zira bu çocuklar, bizim de çocuklarımızdır.

“Duygusal öğrenme” çağında olduklarından bu miniklere yaşatarak öğretebileceğimiz değer, ibadet ve ders mekânlarını hürce ve hoyratça kullanabilecekleri de değildir! Tam aksine kanepede zıplamasını, mikrofonu kurcalamasını, halıyı kirletmesini bir vesile yaparak “Aman kızım! Bu vakıf malıdır!” deyip, buraların kutsiyetini hissettirmektir. Millet malını kendi malı gibi zanneden yozlaşmış dindarlar yerine Şerife Bacıları (rh) yetiştirmek, böyle yaparsak mümkün olabilir.

Onurlandırmak ve teşvik etmek amacıyla çay tabağı ve şeker dağıttırmak yanında mümeyyiz çocukları ders kürsüsüne çıkarmaya gelince, burada da ifrat veya tefrite gerek yoktur. “Ucuz alan, ehemmiyetsiz bakar” 9 durumuna düşülmemesi şartıyla, yani Kur’ân’a ve onun tercümanına ait olan o makamın izzet ve ciddiyetine halel getirmeyecek ve o kürsüye çıkmanın kolay ve basit olmadığını sezdirecek şekilde Risale-i Nurlar’dan vecize veya şiir ezberleyerek kürsüye çıkmayı hak ettiğini ispat eden çocuklara “umûmî dersin sonunda” ezberlediklerini kısaca sunma fırsatı verilebilir ve kendilerine duâ edilir. Fazlası ise egoyu şişirebilir. Bu zamanda asıl öğren- memiz gereken, mahviyet ve hizmettir.

Sarkaç gibi ya ifrata ya da tefrite savrulmak zorunda mıyız? En hayırlı ve müstakim olan yol “orta yol” değil mi?

HAŞİYE: Bu bedduâda, namazdaki huşûyu ifsat etmenin ne büyük bir cinayet olduğu hissettirilip haylaz çocuklara bir gözdağı verilmekle bir- likte, kanaatimce asıl ikaz, şatahata düşmüş bir kısım Ehl-i Vahdet-i Vücûd’a yapılmıştır.

Şöyle ki, onlar derler: “Vasıtasız olduğundan veli ilhamı, melek vasıtasıyla gelen nebî vahyinden daha üstündür.” Buna bir delil olarak da, nebî olduğu halde Hz. Musa’nın (as) bilmediği, ama velî olan Hz. Hızır’ın (as) bilip amel ettiği ilm-i ledünnü örnek gösterirler.

İşte bu noktada Rahmet Peygamberi’nin (asm), sütresiyle kendisi arasından geçen bir çocuğa yaptığı bu bedduâ, Hz. Hızır’ın (as) masum çocuğu öldürmesine çok benzemektedir. Yani Hz. Hızır’ın (as), ileride zalim olacağını bildiğinden dolayı emr-i İlâhî ile bir çocuğu öldürmesi gibi, Efendimiz de (asm) görünürde küçük bir haylazlığı sebebiyle o çocuğu ömür boyu yürüyemez hale getirecek bedduâyı etmiştir. (Belki de bu şekilde onu müstakbel bir zulümden muhafaza etmiştir.)

Keza torunlarına karşı zahiren yadırganabilecek düzeydeki “fevkalâde ehemmiyet ve şefkatle” muamelesi dahî, gayb-âşina gözüyle onların geleceğini görmesi ve verecekleri meyveleri bilmesi sebebiyledir. Yani burada da ilm-i ledünle amel etmiştir. Elbette O (asm) ilm-i ledünnün de sultanıdır.

Dipnotlar:

1) bk. Tirmizî, Menâkıb, 30; Nesâî, Cuma, 30.

2) bk. 4. Lem’a, 2. Nükte.

3) 19. Mektup, 13. İşaret, 8. Misal, 6. Çocuk. E. Davûd, Salât, 110; İ. Hibban, VIII/152.

4) İbrahim Canan, Kütüb-ü Sitte, Mescidler ve Cemaatler Bölümü.

5) Ancak Peygamberimiz (asm) açık alanda namaz kılınırken safların arasında dolaşan çocuklara aldırmamıştır. Buharî, Ezan, 161; DİB Hadislerle İslâm, IV/149.

6) TDV İslâm Ans. “Temyiz” md.

7) Ebû Davut, Salât, 26; Tirmizî, Salât 299.

8) bk. Buharî, Ezan, 65; Müslim, Salât, 192.

9) G. Münteşir Emirdağ 1 L.

Okunma Sayısı: 2796
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ekrem Başcı

    18.10.2020 16:54:14

    Mesele çocuk olunca ve hem de medresede çocuk olunca kullandığımız her cümle tam yerine oturmalı, eksik birşey kalmamalı. Yazı içeriği küçük yaştaki çocukların medreseye getirilmesi konusunda soru işaretleri bırakacak şekilde ele alınmamalıydı. Her yaştan insana hitap edecek medrese ortamının oluşturulması konusunda bir yazı çalışması daha uygun olurdu. Eksik-oturmamış birşey de olmazdı.

  • Ekrem Başcı

    18.10.2020 16:45:47

    Abdurrahman abi, elinize sağlık. Yazının başından sonuna okuyunca aklımda kalan özet cümle şu: "Camilere ve dershanelere 8 yaş altı çocukları getirmeyin." Çünkü malûm ders dışında başkaca aktivite olmayınca çocuk sıkılacak, dersin insicamını bozacak vs.vs. hadislere mukabil hadisler yazarak düşüncenizi desteklemeye çalışmışsınız.. ancak konunun tam oturmadığını belirtmek isterim.

  • Nurdan

    12.10.2020 01:11:58

    Miniklerin merakını zihinsel öğrenme yaşına gelmeden verimsiz şekilde tüketmek, belki de bıktırmak gerçekten de yanlış. Ve malesef yapılan bu. Halbuki herkes çok iyi bilir. İlkokula 6 yaşında başlatılan çocuk problem olur ve okumaktan soğur.

  • ESRANUR

    11.10.2020 22:01:38

    İfrat ve tefrit arasında gidip gelen bu ahirzaman insanına anlaşılması çok kolay ancak pratikte uygulaması çok çok zor olan vasat yolu en güzel şekilde izah etmişsiniz. Kaleminize sağlık. Ayrıca yorum kısmındaki açıklamalarınız da aydınlatıcı bilgi verme açısından isabetli olmuş. Bize yani anne baba olarak tüm ebeveynlere düşen tek yapmamız gereken "EĞİTİM ŞART " Konunun devamını sabırsızlıkla bekliyorum .Allah razı olsun. ..

  • Nilgün Yılmaz

    11.10.2020 21:30:13

    Hakkıyla değil ama , kıyısından köşesinden de olsa bu konu hakkında duyarlı bir ebeveyn olabilmek bir nebze huzur verdi...(Haza min fadli rabbi) İstifadeli oldu inşallah... Saygılar sunuyoruz

  • Abdurrahman AYDIN

    11.10.2020 17:06:24

    SUAL: Miniklerin ayrı bir odaya alınması ve annelerin nöbetleşe onlarla ilgilenmesi bir çözüm olabilir mi? CEVAP: Ben de öyle düşünüyordum. Ama bu fikri sahadaki hanım kardeşlerimize sordum. Onlarla istişare edince anlaşıldı ki, bu pratikte mümkün olmuyor. Çünkü: 1. Minikler, henüz başka çocuklarla oynayamadıkları gibi, bir çoğu annesini yanında bulamayınca durdurulamıyor. Annesinin yanına gitmek istiyor. 2. Annesini o çocuğun odasına gönderseniz ve dersi dinleyebilmeleri için hoparlör koysanız bile bu defa da iki anne bir araya gelince -kadınlar konuşmayı çok sevdiklerinden 🙂- kendi aralarında konuşmaya başlıyorlar. 3. Bunlar yerine annenin çocuğu ile biraz ilgilenmesi ve sahip çıkıvermesi ise sorunu büyük ölçüde çözüyor.

  • Cenk çalık

    11.10.2020 16:04:50

    Bir de en ince nokta annelerin ne yapacağı durumu. Anneler sohbete nasıl katılacaktır? sorusuna cevap bulmamız gerekiyor. Belki en iyi çözüm nöbetleşe bir kişinin ayrı bir odada bu yaştaki çocuklarla oyun oynaması olabilir. Başka çözümlerde olabilir ama muhakkak annelerin derslerini aksatmayacak ve çocuklarının da dersi sabote etmeyecek bir formül bulunma zaruriyetidir. Belli bir yaşa gelmiş çocukların hak etmesi şartıyla kürsüde ezberden vecize okutulması da teşvik açısından harika. Çok ciddi bir motivasyon sağlayarak ve kürsüde okuduğunda da çok mutlu olacağını düşünüyorum. Ağaç yaşken eğilir deyimini yaşatacak bir tavsiye olmuş. Allah razı olsun sayın hocam. Baki selamlar...

  • Cenk çalık

    11.10.2020 16:04:28

    Geçen haftanın devam yazısı olmuş. Çok da güzel noktalara temas etmişsiniz Allah razı olsun. Sanıyorum burada herkesi aynı kefeye koymamak önemli. 8 yaşına kadar değil bazı çocuklar 5 yaşında da dikkat dağıtacak davranışlarda bulunmuyorsa müsamahalı bakabiliriz diye düşünüyorum. Dünkü umumi derste bir kardeşimiz 4 yaşında olduğunu tahmin ettiğim çocuğunu getirdi ve birkaç oyuncak arabayla 2 ders boyunca hemen hemen hiç ses çıkarmadı. Bu fıtratta olanlara bu kaideyi biraz esnetmekte sakınca yok gibi.

  • Nuriye

    11.10.2020 15:55:29

    Çok isabetli ve geç kalan bir yazı olmuş.biz ehli dindar müslümanlar yine ifrat ve tefrit içindeyiz.kendi evimizde yaptirmadigimiz hareketleri mescit ve ilim yuvalarinda masum yavrularimizin etrafa manevi maddi huzursuzluklarina sessiz kalıyoruz. Maalesef. ..

  • FAHRİ UTKAN

    11.10.2020 15:44:30

    Tebrikler, büyük problemlerimizden olan konuya ihtiyatla yaklaşıp çok güzel bağlantı yapmışsınız. (Özellikle mümeyyiz yaş altı çocuklar için)

  • Ali

    11.10.2020 13:32:36

    Maalesef boyle yazılar yazmak kolay, ya çözüm????

  • Ali

    11.10.2020 13:27:13

    Asabi ihtiyarlarımızda "mumeyyiz" olmayan çocuklarımızın davranışlarına sabır gösterse iyi olur sanki, orta yolu bulabiliriz. 8-14 yasında bir çocuğun derse gelmesi için daha önceden alışmış olması lazım. Ne kadar dagiliveren dikkatlerimiz var maalesef...

  • Mehmet Türeli

    11.10.2020 12:32:53

    8 ile 15 yaş arası derse götürürsek hem istikbalini kurtarırız hen de Nurcu olmasını sağlarız, daha küçüklere de evde ailece yapılan derslere katılmasını sağlarsak geleceğe hazırlamış oluruz.

  • Abdülbâkî Çimiç

    11.10.2020 10:18:38

    Geçen haftaki yazının bir mütemmimi şeklindeki bu günkü yazınız da yine ezber bozar nitelikte. Allah razı olsun. Şimdi sıra, "Çözüm nasıl olmalı? Neler yapabiliriz?'e geldi sanırım. Bu ciddi problemlere muhakkak köklü bir çözüm bulmalıyız. Çocuklarımız için daha cazip ders imkanlarını ve mekanlarını nasıl hazırlamalıyız? Onların ilgi, istidat ve öğrenme zekalarına uygun metodlar uygulamalı; görsel, dokunma ve uygulamalı dramazasyon yöntemleri ile ehil eğitimciler ve destekleyici materyaller eşliğinde Risale-i Nur eğitimlerini verme yolunu bulmalıyız diye düşünüyorum.

  • Züleyha

    11.10.2020 07:29:32

    Mümeyyiz olmayan çocuklar meselesi hep güncel olan bir mesele. Farkında olmadan ifrat ve tefritte gittiğimizi hatirlatan, orta yolu nasıl buluruz dersini veren bir yazı olmuş. Tebrikler, Allah razı olsun.

  • Recep ziftci

    11.10.2020 07:15:17

    Yorumlardaki açıklamalarda harika olmuş allah razı olsun

  • Recep ziftci

    11.10.2020 07:10:57

    Allah razı olsun çok güzel bir yazı olmuş

  • Sadık

    11.10.2020 01:23:39

    Geçen sene ailemle Barla'ya tatile gittik. Birkaç gün orada kaldık. 30 civarında aile de bizim gibi gelmişti. Hepsi de Nur Talebesi ailelerdi. Fakat orada, 14 yaşında biri olarak, kendime emsal bir arkadaş bulamamıştım. Üzülmüştüm. Çünkü ailelerin getirdiği çocuklar sadece sıbyanlardı. Demek onların biraz büyük çocukları, torunları veya yeğenleri yoktu! Allah razı olsun.

  • Oğuz Yiğiter

    11.10.2020 00:30:07

    Kader tarafından her cihetle restorasyona çekildiğimiz, şu umumi musibetin zahiren tevakkuf gibi görünen döneminde, dindarlar ve cemaat mensubları olarak biz nerelerde yanlış yaptık öz eleştiri ve muhasebe dönemi için, dikkate alınacak güzel bir makale. Tebrikler, dualar...

  • Abdurrahman AYDIN

    11.10.2020 00:28:12

    HÂŞİYENİN TA’LÎKİ 1: Hutbedeyken inerek Hasan ile Hüseyin’i (ra) yerden alıp o tebliğ makamına (minbere) yani manevî saltanata kendi eliyle çıkarması, ihtimal ki, kendisinden sonra gelecek sadık ve müstakim varislerinin kimler olacağını ümmetine göstermek ve tanıtmak istemesindendir. Bu tavrının içyüzünü bilmediğinden yadırgayanlara da “bu ikisini görünce dayanamadım” buyuruvermiştir.

  • Abdurrahman AYDIN

    11.10.2020 00:27:53

    TA’LÎK 2: Keza bu iki torununu ayakları dibine koyup namaza durduktan sonra, torunlarının kendi sırtına çıkması üzerine secdeyi çok uzatması ve namazdan sonra: “Bir şey oldu veya vahiy geldi zannettik” diye bu uzun secdenin sebebinin sorulmasına karşı: “Her zaman böyle olmaz. Oğlum beni, binek edinip yolculuğa çıkardı. İşini bitirinceye kadar acele ettirmeyi uygun görmedim" diye cevaplaması, sanki secdede çıktığı o uzun yolculuğun aslında Kur’an hizmetkârlarına tâ kıyamete kadarki nezaret ve refakatini ve o hizmetkârların mümessilleri olan torunlarını onlar namına taşıdığını ve taşıyacağını imadan hâlî değildir.

  • Abdurrahman AYDIN

    11.10.2020 00:27:36

    TA’LÎK 3: Yine kızı Zeynep’in (ra) kızı Ümâme binti’l-Âs’ı, rukûya gidince yere koyması, secdeden kalkarken de tekrar omzuna alması ile, kendisinden sonra gelip vazife-i risaletin devamı sadedinde Kur’an’a hizmet edecek hadimlere sırtını nasıl verdiğini, Kur’an hizmetkârlarının bu kutsî işi aslında onun tasarrufu, himmeti ve müzahereti sayesinde gerçekleştirdiğini hatıra getirmektedir.

  • Abdurrahman AYDIN

    11.10.2020 00:27:08

    TA’LÎK 4: (Bu şefkati ondan irsiyet alan Bediüzzaman’ın (ra) da, Risâle-i Nurlara ihlâs ve sadakatla çalışanlara: “Kıyamet günü sırtımın yüküdür” müjdesini vermesi, hizmetkârların yükünü asıl kimlerin taşıdığını göstermesi açısından ehemmiyetlidir.)

  • Abdurrahman AYDIN

    11.10.2020 00:26:37

    TA’LÎK 5: Aynı şekilde Hz. Hasan’ı (ra) dudağından öpmesi, onun ileride ağzından verilecek bir zehirle şehit edileceğine, Hz. Hüseyin’e (ra) gelince onu ise boynundan öpmesi, istikbalde boynunun kesilerek şehit edileceğine bir ihbar, bir tesellî ve bir tebrik niteliğindedir. İşte aşırı gibi görünen “bu fevkalade şefkat ve ehemmiyet-i azîme yalnız cibillî şefkat ve hiss-i karabetten gelen bir muhabbet değildir.” Belki bu ilginin altında yukarıdaki maksatlar gizlidir. Bu manalar onun nebi olduğu halde ilm-i ledünde velî olan Hz. Hızır’dan (as) daha ileride olduğunun da işaretleridir.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı