"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Esirin diğer tabakalarına geçilebilecek mi?

Abdurrahman AYDIN
19 Ocak 2020, Pazar
Böyle bir sualin cevabı olarak, “geçilmiş bile” diyebiliriz. Bir mekiğe binerek Mars’a gitmek bu sema tabakalarına geçmek değildir. Önemli olan bu fizik bedenle esirden mamul sema tabakalarından bazılarına geçebilmek ve tekrar bu bizim tabakamıza (bilinen fizik âleme) sağ salim geri dönebilmektir.

Hz. İsa’nın (as) dünyevî bedeniyle tekrar nüzulünde ve Fahr-i Âlem’in  (asm) Mi’raçta yedi semadan geriye tekrar dönüşünde bu geçişlerin çok daha ilerisinin gerçekleştiğini görüyoruz. Mu’cizelerin bir işlevi de bilim dünyasına ufuk açarak teşvik etmek değil midir? 1 Sadece peygamberlerin değil, bazı ehl-i velâyetin de böyle geçişleri kısmen tecrübe ettiğini, bunun mümkün olduğunu Üstadın şu ifadelerinden anlıyoruz:

 “Sekene-i arz için, semaya çıkmak için bir yol vardır.”

Peki, bunun yolu, yöntemi nedir:

 “Ağırlıklarını bırakan ervah-ı enbiya ve evliya veya cesetlerini çıkaran ervah-ı emvat izn-i İlâhî ile oraya giderler. Madem hiffet ve letafet bulanlar oraya giderler. Elbette cesed-i misâlî giyen ve ervah gibi hafif ve latif bir kısım sekene-i arz ve hava semaya (semâvâta değil ama semanın diğer tabakalarına) gidebilirler” 2

Yani mu’cize veya keramet dışında da cesed-i misâlîye dönüşebilenlere, esirin tabakalarına geçmek için yol açıktır denilebilir. Birinci kat sema sayılan uzaydaki, şimdilik görünmeyen diğer altı tabakaya geçiş, bazı sekene-i arz için mümkün olduğu çıkarılabilir.

Hz İsa (as), hakikaten ölmeyip âlem-i âhiretin en uzak köşesine gitmediğine ve “semâ-i dünyada cesediyle yahut cism-i beşerîsiyle” bulunduğuna 3 göre ve semâ-i dünya birinci kat sema olup kendi içinde yedi tabakaya ayrıldığına göre (önceki yazımıza bakılabilir) Hz. İsa’nın (as) bulunduğu tabakada nasıl bir özellik varsa, bu tabakaya geçişte beden ve ceset varlığını ve canlılığını koruyabilmekte ama letafet ve nûraniyet kazanarak “beden-i misalî letâfetinde ve cesed-i necmî nûraniyetinde” bir hâle dönüşmektedir. (Haşiye 1) 

Dolayısıyla bu tabakada yeme içmeye gerek kalmamakta ve mekân kayıtlarını aşıp bir anda birçok yerde bulunmak mümkün olmaktadır. Hz. İdris (as)’ın durumu da aynıdır. Onun hakkında “Biz O’nu yüksek bir makama kaldırdık” buyrulmuştur. 4 Hz. Hızır ve İlyas’ın (as) bulunduğu tabaka ise bizim tabakamıza daha yakın gibidir. (Haşiye 2) Ama onlar da bedenen ölmüş ve berzah âlemine geçmiş olmadıkları halde yeme içme ile daimî mukayyet değillerdir (kısmen mukayyettirler) ve bir anda çok yerde bulunabilmektedirler. 5 Esirin bu tabakalar içinde bize en yakını ise cinlerin bulunduğu tabaka olmalıdır.

Zaten şunu biliyoruz ki, mekân kaydı, kesafetle doğru orantılıdır. Yoğunluk azaldıkça mekân kaydı zayıflamaktadır. Dolayısıyla nuraniyet kazanan mekânî kayıtları aşmaya başlar. Nitekim ruhu bedenlerine galebe eden abdalların, başka bir deyişle Hz. Hızır’ın (as) makamının gölgesine girenlerin o tabakaya geçtikleri sıralarda bir anda birkaç yerde bulundukları ve yemeden durdukları meşhurdur. “Tayy-ı Mekân” tabir edilen bu hâdiselerin beraberinde “Bast-ı Zaman” dahî gerçekleşmektedir. 6 Saydığımız bu dört peygamberin çok uzun bir ömre mazhariyeti de bu yüzden olmalıdır.

 “Ey Cin ve İnsan Toplumu! Göklerin ve yerin kuturlarını aşıp çıkmaya gücünüz yeterse çıkın” âyeti 7 ins ve cinni, bulundukları tabakalardan diğerlerine geçişler için birlikte çalışmaya teşvik eder gibidir. Ancak cinleri inkâr eden, esiri bile henüz tam kabul etmeyen bugünkü fizik, şimdilik bu noktada değildir.

Fiziğin keşiflerini görmeye ömrümüz herhalde yetmeyecektir. Biz de boş beklemek yerine, münevver akıl ve nûrânî kalplerin âlem-i gayb ile âlem-i şehadet arasındaki insanî berzahlar olduğunu ve iki âlemin birbiriyle temas ve muamelelerinin insan için bu noktalar üzerinden de mümkün olduğunu öğreten 8 Bediüzzaman Hazretlerini dinleyelim. Aklın ve kalbin kapılarını bu âlemlere açan tefsiriyle bu âlemleri seyre gelecek yazımızda inşallah devam edelim.

HAŞİYE 1: Hz. İsâ (as) âhiret âlemine geçmiş olmamalıdır. Birbirinden çok farklı âlemler arasındaki derin dereleri veya farkı aşmak ve geçmek için her iki âlemle de münasebettar dönüştürücü köprüler lâzımdır. Âlem-i âhiretin yüksek köşesi olan Cennetlere, yani en yüksek hayat mertebesine geçiş için anlayabildiğimiz kadarıyla üç ana köprüden veya berzahtan ya da inkılâptan geçmek gerekir. Biri kabir, diğeri haşir, üçüncüsü de sırattır. Nasıl ki, âlem-i yakazadan âlem-i misale geçiş için uyku bir köprüdür. Nasıl ki, âlem-i dünyadan âlem-i berzaha geçiş yani adaptasyon için ölümün kendisi bir köprüdür. Hem nasıl ki, âlem-i berzahta âhirete gitmek için bekleyenlere, önce kabir hayatı (âlem-i berzah), sonra haşir dahî birer köprüdür. Aynen bunlar gibi haşir meydanından âhiretin en yüksek yerleri olan Cennetlere geçişte de sırat isminde acip bir köprü olacaktır. (bk. M. Nûriye, 10. Risale) Dünyada ibadetle terakki veya musîbetlerle tasaffî ederek kemâle eren ve nûraniyet kesbedenler, bu köprüleri kolayca bir anda geçebilirler. Böyle olmayanların ise “nura inkılâp edinceye kadar ateş ile yanması lâzımdır.” (bk. M. Nûriye, Habbe)

HAŞİYE 2: Bazı müfessirlerin: “Hayatta olan dört peygamber vardır. Bunların ikisi yerde, ikisi de göktedir. Yerdekiler Hz. Hızır ile Hz. İlyas, göktekiler ise Hz. İdris ile Hz. İsa’dır (as)” demeleri bu manada anlaşılabilir. (bk. M. Vehbi, Hülasâtü’l-Beyan, VIII, 32-34; S. SURUÇ, Peygamberler Tarihi, 131, 451, 515, 594)

Dipnotlar:

1- 20. Söz, 2. Makam.

2- 15. Söz, 2. Basamak.

3- 15. Mektup, 4. Sualiniz; farklı bilgi için bk. Elmalılı Tefsiri, İsrâ 17/1, s. 3148.

4- Meryem 19/57.

5- 1. Mektup.

6- bk. 3. Lem’a, 3. Nükte.

7- Rahman, 55/33.

8- 7. Şuâ (Âyetü’l-Kübrâ), 11. Mertebe.

Okunma Sayısı: 2325
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • cenk çalık

    19.1.2020 15:57:21

    Kolaylık ve zorluk bu dünyada gösterdiğimiz tutum ve davranışlara bağlı olduğunun nazara verilmesi insanı derin düşüncelere sevk ediyor. Yine birkaç defa okumama rağmen anlayabildiklerim maalesef bu kadar. Emeğinize sağlık sayın hocam. Rabbim razı olsun sizlerden. Baki selamlar...

  • cenk çalık

    19.1.2020 15:56:57

    Birinci mekupta geçen peygamberlerin analizlerini mucize,keramet, cinler,beden-i misali,cesed-i necmi,tayy-ı mekan, bast-ı zaman kavramlarını nazara vererek esirle münasebeti fevkalde kurulmuş. Bu münasebet kurulurken dipnotlara bakıldığında ayet,hadis ve risalelere atıf yapılması da söz konusu ifadelerin ne kadar muhkem olduğunun ispatı olarak anlamak gerekiyor. Bu arada haşiyelerde sonsuzluk yolculuğumuzda olduğumuz ve önümüzde kabir,haşir ve sırat köprüleri hatırlatılması da yerinde olmuş. Her son yeni bir başlangıçtır. dünya biter berzah başlar. berzah biter haşir başlar. haşir biter sırat başlar ve hakeza cennetle veya cehennemle nihayet bulur. Bu köprülerinden geçmek ise dünya hayatımızdaki yaptığımız ve yapmadığımız ibadet ve davranışlara göre değişiyor.

  • cenk çalık

    19.1.2020 15:55:47

    İhlas risalesinin sonundaki mektupta " Bu risaleleri anlayarak ve kabul ederek okuyan bu zamanın MÜHİM bir alimi olabilir" cümlesi geçiyor. Birinci mektuptaki ilk soruda da Hz. Hızırın hayatta olup olmadığı, hayattaysa neden MÜHİM ulemanın kabul etmediği soruluyor. Görülen o ki risalelerde neresi okunursa o konuda anlamak ve kabul etmek şartıyla ulemalık yolu açılıyor. Öyle ki MÜHİM ulemanın bile yarı yolda kaldığı konularda bile bu durum geçerli. Bizlerin kabul etmeyle ilgili sıkıntımız yok ama anlamakla ilgili sathi okumaktan ve gerekli maddi ve manevi emeği vermemekten kaynaklanan sıkıntımız çok gibi. Hayat mertebelerini sadece şu üç günlük dünya hayatı olarak anladığımızda açılan pencereyle beş ayrı hayat mertebesi olarak anlamak ve her hayat mertebesinin şartlarına farklı olduğunu öğrenmek bizlere çok derin tefekkür pencereleri açmaktadır.

  • Abdurrahman AYDIN

    19.1.2020 15:05:01

    Sevgili R. Kalyoncu! 🙂 "Seb'a Semâvât" kavramı Kur'an'ın ve "Âlemler" konusu da R. Nur'un temel konularından biridir. Yani üzerinde kafa yormaya değer. Belli ki, siz de bilimin henüz elinin yetişmediği, belki laboratuvara indiremediği böyle Kur'ânî ve "yüksek" meselelere ilgi duyuyorsunuz. Başta Elmalılı Tefsiri olmak üzere birçok tefsire bakarak müfessirlerin ne anladığını görebilirsiniz. Üstad Bediuzzaman (ra), onların anladıklarını reddetmemiş ama özetlemiş. Biz de Üstad ne anlıyor diye, onu (R. Nuru) anlamaya çalışıyoruz. Elbette yanlış anlama ihtimalimiz var. Doğrusunu gösterene minnettar oluruz. Nurlardaki bütünlüğü koruyan, onunla çelişmeyen her yorum, bir de karine varsa bizim için çok değerlidir. Saygılarımla. 🙂

  • R.Kalyoncu

    19.1.2020 11:32:24

    Bilim-kurguvari yazı dizisi ilginç ifadeler içeriyor. Yazarın engin hayal gücü tebriğe şayan. Ancak, akla ve bilime aykırı hususları dinî kaynaklarla bağdaştırmaya çalışmak ve hayal gücünü Risalelere dayandırmak ne derece doğrudur. Ayrıca, Güneşin Vega yıldızına saatte 900 bin km hızla gittiği hangi kaynakta geçmektedir? Diğer taraftan; “Sonrakiler ise dünyadan itibaren dış uzaya doğru her bir gezegenin yörüngesini bir sema sayarak Plüton’dan ötesine yedinci sema demişlerdir.” Böyle bir hükmüne nasıl varılmıştır? Sonrakiler kimdir? Pluton 1930’da keşfedilmiş ve dünyadan itibaren 6. veya 7. sırada değil ki... (zaten gezegen olmaktan çıkarıldı) Kısacası, yeterli düzeyde astronomi bilmeyen genç okurlara/öğrencilere yanlış bilgiler verebilecek bu tür yazılarda daha dikkatli olunmalı.

  • Erdal

    19.1.2020 10:55:15

    Tebrikler güzel bir yazı. Sırlar aleminin keşif çabası ; maddeye ve semavat alemine kapı aralama ...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı