Kuzu metaforu meşhurdur.
Mesela kesilmeye götürülen masum kuzuların acıtıcı seslerini ve diğer kuzuların sessizliğini görenlerin neler yapabileceğini gösteren romanlar ve filmler olmuştur.
Mesela İncil’de çoban, koyunlar, kuzu ve “tanrının kuzusu” vardır, sivildir.
Bizde de bazı cemaatler “devletin kuzusu” halindeler.
Devlet önce devşirip besliyor, sonra postunu kırkıp cıscıbıldak bırakıyor, sonra kesiyor ve etini yiyip kemiklerini de kurtluk yapmaya çalışan kuzulara dağıtıyor.
Devletin ağılından kesilmeye götürülürken işin farkına varanlara aşk olsun. Ya olayı sessizce izleyen hafıza ve muhakeme mahrumu diğerlerine?
***
Devletten maaş alan dindarlar sayıca arttıkça devletin çok da güvenilmez olmadığına inanan dindarlar azaldı.
Devletten bir parça da olsa parsa veya parsel alan dindarların önce öz güvenleri patladı, sonra işkembeleri.
Karnı devletten doyanların rıza gözü de doydu. Zira devlet göz boyamayı iyi bilir.
Gözü doyanın gönlü de doyuruldu. Sessizliğe alıştırılan kuzular sıralarını bekliyor. İşte bir delil:
Küresel komitelerin sözcülerinden Doğu Perinçek 10 Mart 2014’te Silivri’den çıkarken şöyle söylemişti:
“Bizi Ergenekon’a hapsettiler, Cumhuriyet’i yıkmak için, Türkiye’yi şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar, cemaatler ülkesi haline getirmek için. Şimdi Ergenekon’dan çıkıyoruz. Cemaatlerin, tarikatların kökünü kazıyacağız. … Kınından çıkmış bir kılıç gibiyiz. Görevlere hazırız. … bizi hedef alanları görüyorsunuz. Çürüdüler, dağılıyorlar. Onların, Türkiye’yi bölenlerin hükümetini yıkacağız. … Tayyip Erdoğan’ların, Abdullah Gül’lerin, Fethullah Gülen’lerin iktidarını, hepsini birden yıkacağız.”
Şimdiki tablo malum.
Bu gidişe ses çıkaran cılız kuzular da yok değil. Ama sessizce sırasını bekleyen bazı pişmiş kelleleşmiş kuzular, ses çıkaran kuzuların paçasından çekiyor, “çorbalıksınız oğlum” diyerek!
***
Tek Parti Dönemi’nin muktediri eski CHP’nin dinsizliği münafıkaneydi.
Onun Diyanet İşleri Başkanlığı, devletin peşinden gidiyor, cemaatleri yok sayarak kendince hizmet ediyordu.
Ama o Diyanet’in de hizmet edebilmek için CHP’nin isteklerini fetvaya bağlaması gerekiyordu ve bunu çoğu zaman gönülden yapıyordu. Örnek, Türkçe ezan ve Türkçe hutbe saçmalığı.
(Ara soru: Ezan şarkısı bitti, hutbe tıraşı sürüyor. Ne hatırına? Elbette devletin, dindarları, Türkçe hutbe denilen siyasi eğitim çarkına sokmayı sürdürmesi adına.)
Dindarlar “Türkçe ezan/ezen” denilen saçmalığa gösterdikleri tepkiyi neden Türkçe hutbe saçmalığına göstermiyor?
Kuzular devletleştirildi ve sessizleştirildi de ondan.
***
Bir zamanlar “devleti demokratlar yönetsin, biz din hizmeti yapalım” diyen çok sayıda hakiki dinî cemaat, sonraları her nasılsa devlete alıştırıldı, devletin yemliğine bağlandı, sırasını bekliyor. Devletin boyunduruğu altında beslenmeyi reddedenler “haylaz kuzu” sayıldı, marjinal görüldü, hatta suçlu saydırıldı.
(Ara soru: İmam Ebu Hanife durumu görseydi ne derdi?)
Yetmişlerde, o dinî cemaatlerin ileri gelenleri, ittihad için her ay birinin mekânında toplanıp informel meşveret düzenliyorlardı. İçlerinden biri gibi görünen Necmettin Erbakan seçim “kazanıp” başbakan yardımcısı olunca ve ev sahipliği sırası da kendisine gelince o ekibi Başbakanlıktaki makamında ağırladı. Ama koltuğundan inmeden aldı sazı, “biz artık devlet olduk, bizim sancak bayrak oldu, sancaklarınızı bırakın, gelin bayrağımızın altına girin” mealinde şeyler söyledi.
Bu garip davete kuzular sessiz kaldı. Ama bir kişi (Mehmet Kutlular) duruma itiraz etti ve gidişe çomağı soktu.
Sivil dindarların 1960 sonrası devletle ilişkilerini merak edenler onun “İşte Hayatım” adlı kitabını hatmetsinler.
Bir de bizim şu yazımıza baksınlar…
https://www.yeniasya.com.tr/ ahmet-battal/mahcup-dindarlik-magrur-dindarlik_214761