Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, Gençlik Rehberi’nde hepimizin hafızalarına kazınan o sarsıcı tespiti yapar: “Sizdeki gençlik kat’iyen gidecek. Eğer siz daire-i meşrûada kalmazsanız, o gençlik zâyi olup başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem âhirette kendi lezzetinden çok ziyâde belâlar ve elemler getirecek...”(Sözler, On Üçüncü Söz.)
Bu hakikatin madalyonunun diğer yüzüne baktığımızda ise muazzam bir müjde ile karşılaşırız: Eğer insan ömrünü ve gençliğini Cenab-ı Hakk’ın tayin ettiği meşru sınırlar dairesinde yaşarsa, hakikî anlamda yaşlanmaz. Dünya hayatında beden yıpransa dahi; günahlardan korunan, ibadetle bezenen ve rıza-yı İlâhî doğrultusunda yaşayan bir ruh, içindeki tazeliği ve dinçliği asla kaybetmez. Günahların getirdiği içsel çöküntüden, vicdan azabından ve ruhsal yaşlanmadan uzak kalan insan, hem bu dünyada huzurlu ve dinamik bir gençlik yaşar hem de o meşru dairenin meyvesi olarak ahirette ebedî bir Cennet gençliğine mazhar olur.
İşte tam bu noktada, insana hem dünyada hem ahirette bu eskimeyen gençliği kazandıran en büyük rehber Kur’ân-ı Kerîm’dir. Zamana ve mekâna meydan okuyan Kur’ân, asırlar geçtikçe yaşlanmak bir yana, her geçen gün daha da gençleşir. Yüzyıllar önce inen ayetler, günümüz insanının ve bilim dünyasının karşılaştığı her yeni meseleye ilk günkü tazeliğiyle cevap verir. Asırlar yaşlandıkça Kur’ân’ın hakikatleri gençleşir; zira onun kaynağı zamanın ve mekânın fevkinde olan Zat-ı Zülcelal’dir.
Zamanın yıpratamadığı, aksine gün geçtikçe gençleşen bir kelama ve o kelamın bu asırdaki hakiki bir tefsiri olan Risale-i Nur’a talebe olmak, insanı da zamanın yıkıcı tesirinden korur. Ekranların ve geçici heveslerin tüketip yaşlandırdığı zihinler, Kur’ân’ın eskimeyen hakikatleriyle beslendikçe taptaze kalır. Gayr-ı meşru dairede heba edilen bir gençlik ruhu çürütüp insanı erken yaşta çökertirken; meşru dairede yaşanan bir ömür, insanı ebedî bir bahara hazırlar.
Bizlere düşen; geçici olanı ebedî olana tebdil etme şuuruna ermektir. Zamana yenik düşmeyen Kur’ân’ın ipine sarılarak, gençlik nimetini gayrimeşru lezzetlerde zayi etmek yerine, meşru sınırların huzurlu ikliminde korumalıyız. Unutmamalıyız ki, Cenab-ı Allah’ın koyduğu ölçülere sadık kalanlar, bedenen bu dünyadan göçseler bile ruhen ve manen asla yaşlanmayacak; hem bu dünyada lezzetli bir gençlik yaşayıp hem de ahiretin ebedî gençlik saraylarına adım atacaklardır.
— Devam edecek—