"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

El atına binen

Ahmet BATTAL
06 Ekim 2020, Salı
Allah insanı “müteşebbis” olarak yaratmıştır ve teşebbüsünü tarif eder: “Leyse lil insanî… (İnsan için ancak kendi çalışmasının karşılığı vardır.)”

Müteşebbis başkasından emek ve/veya sermaye desteği almayacak mı?

Yasak yok ama sınırlar var ve olmalı. “El atına binen tez iner” derler.

Bu sınır ihtiyacını anlamak için dört grubu anlamak lâzım. Günümüz dünyasında aile işletmeleri dışındaki bütün teşebbüsler dört duraklı (Bu aynı zamanda bir sömürü kulesinin katlarının da tarifi): 

1. Büyük nakit sermaye sahibi (sermayedar). İmajı zihnimizde belli: Genellikle şiş göbekli, kırmızı yanaklı, çoğunlukla eli purolu… (Küçük tasarruf sahipleri bu grubun ancak yaması olur). Bunlar parayı oluşturanlar ve parayla oynayanlar yani elde ettiği altını pare pare edip para yapan ve satan “iş adamı” takımı.

2. Sermaye aracısı (banka). Ödünç aldığı büyük sermayeyi ve yanına kattığı küçük tasarrufları kendisininkiyle birleştirip müteşebbise ve muhtacım diyene ödünç veren ve vakti geldiğinde devletin güvenini ve güvenlik gücünü de arkasına alarak cebren tahsil eden aracı. Bu ödünç alış ve ödünç veriş geleneksel sistemde faiz karşılığı.

Banka, elde ettiği faizin birazını kendisine ayırıyor, çoğunu sermayedara, azıcığını da tasarruf sahiplerine veriyor. 

3. Başkasının emeğini ve parasını/da kullanan müteşebbis. “Benim emeğim ve param bana yetmiyor. Büyümem lâzım. Başkasının emeği ve parası ile de olsa ‘ben’ büyüyeyim” diyen “uyanık geçinenler” takımı. 

4. Kulenin en alt katmanı. Kas ve beyin gücü veya sadece kas gücü bir müteşebbis tarafından kullanılan işçi. 

Bu kulede en alttaki işçiler ve onların yakınları ile bir kısım küçük müteşebbis ve onların yakınları aynı zamanda bankacılık sisteminin “tasarruf sahibi” ama “küçük tasarruf”!. 

Geleneksel bankacılık sisteminde, iştahı büyük kendisi küçük bu “tasarruf mevduatı sahibi”, sırf “insanî görünüm” için dolgu malzemesi olarak kulenin tepesindeki sermayedarın yanına yerleştiriliyor. Üstelik şirinliği artsın diye- adına “Ayşe Teyze” denilerek.

Ama o teyze”ler” bu bilgi ve güç asimetrisinin farkında değil. Onlar azıcık parasını eritmeden ve ticarete sokup zarar etmeden saklamanın ve mümkünse azıcık arttırmanın derdinde. Piyasayı da bilmiyor, piyasa yapıcıyı da tanımıyor.

Zaten tasarruf sahiplerinin çoğu aynı zamanda sömürü kulesinin en alt basamağında suyu çıkan “işçi” ya da işçi yakını cinsinden.  

Müteşebbis ile sermaye ve tasarruf sahibi arasında ahlâki bir bağ kurulabilmesi için önce kapitalizmin bu sömürü kulesinin yıkılması ve emek-sermaye ilişkisinin doğru şekilde kurulması lâzım. 

Yani bir yandan sermaye transferi işinin sömürü aracı olmaktan çıkıp ahlâkileşmesi lazım. Diğer taraftan emek transferi işinin de kölelik olmaktan çıkıp ahlakî bir zemine oturması lâzım. 

Bilhassa dindar siyasetçilerin ve iktisatçıların faiz meselelerine kafa yorarken asgarî ücret meselelerini pas geçmesi bu sebeple çelişki. 

Yarın devam edelim. 

Okunma Sayısı: 2004
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı