"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Sorumlusu yine siyaset

Ahmet BATTAL
17 Mayıs 2020, Pazar
Minareler ve minarelerden okunanlar, dinî literatürde “şeair” denilen toplumsal dinî motiflerdendir.

Bu toplumsal dinî motifler ders verici ve ihtar edici bir hoca özelliğine sahiptir. Akıldan ziyade kalbe hitap eder. Susarak konuşur. Hikmetli söyler. Ruhu doyurur. 

Bu uygulamalar (minare ve mevlit okutma gibi) icat nevinden, yani bid’a da olsalar bid’a-yı hasene (güzel icat) sayılır ve teşvik edilirler. Zira dine ve dindarlığa “zararı yok, faydası çok”tur. 

Korona günlerinde minarelerin hoparlörlerinin salât ü selâm ve duâ için kullanılmasının ise faydasının mı, zararının mı çok olacağı tartışılıyor. Demek başka bir problem var. Ya da problem başka yerden doğuyor. 

Şöyle: Bülent Arınç önceki gün bir gazeteciye beyanatında korona günleri vesilesiyle her akşam yatsı ezanından sonra minarelerden okunan uzun duâların bid’at olduğunu ve dine ve dindarlığa faydadan çok zarar verdiğini söylemiş. “Malûm çevreler”den gelen tepkilerden sonra da geri adım atmayacağını açıklamış.

Biz daha önce de başka bir boyutunu yazdığımız bu işin dinî yönü hakkında bir şey söyleyebilecek durumda değiliz. Ama sosyal yansımalarını ve fayda/zarar denkleminin sebeplerini müzakereye açmamız lâzım. 

Arınç’ın da teklif ettiği üzere bir anket yapılsa sonuç nasıl çıkar? 

Din düşmanı yarasa tabiatlıları tamamen ayrı tutarak, bu yönden halkı üç ana gruba ayırabiliriz: 

1. Bu uygulamanın, cemaat mensubu dindarları ve cami cemaatini, kendileri adına “rahatsız etmediğini” düşünebiliriz. Elbette bu grupta da uygulamayı yanlış bulanlar çıkabilir, ama bunlar bu uygulama vesilesiyle dinden ve dindarlıktan soğumazlar. 

2. Herhangi bir dinî gruba yakınlığı olmayan, cami cemaati durumunda da olmayan, ama AKP’ye aktif destek vermeye devam eden ortalama “yurdum insanı”nın büyük çoğunluğu da bu uygulamadan rahatsız olmaz. Olanlar da dinden ve dindarlıktan “bu sebeple” soğumaz. 

3. Ama… Herhangi bir dinî gruba yakınlığı olmayan, cami cemaati durumunda da olmayan ve AKP’ye aktif destek vermeyen ortalama vatandaşta bu uygulamanın bıraktığı etki önemlidir. 

Bu üçüncü grup kabul edelim ki Türkiye nüfusunun belki de en büyük kesimini oluşturmaktadır. 

Ve bunlar açısından Arınç’ın endişeleri geçerlidir. Diğer ifadeyle bu gruptakiler bu uygulama vesilesiyle “daha samimî dindarlar” haline gelmemekte, aksine bazıları dinden de soğumaktadır.

Sebebi nedir? 

Cevap şu iki sorunun cevabında saklı:

Bu uygulama dini siyasete alet etmekten kaçınan demokrat ya da orta sağ bir iktidar döneminde yapılsaydı sonuç nasıl olurdu? 

Bu uygulama Diyanet İşleri Başkanı’nın Cumhurbaşkanı ve siyasiler karşısında müstağni (özerk) kalabildiği bir sistemde yapılsaydı sonuç ne olurdu?

Cevap bellidir. O halde bu uygulamanın dindarlığa verebileceği zararın asıl sorumlusu da dini siyasete alet edenler ve onları iktidara taşımış olan yanlış siyasî tercih sahipleridir.  

Keşke başa sarabilselerdi. Bari ders alalım.

Okunma Sayısı: 2155
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı