Allah’ın rahmetinden ümit kesmek “yeis” olarak da ifade edilmektedir. Şevk ve gayret insanların moral kaynaklarıdır. Hayat şevke binip hareketlenir ve faaliyetle devam eder.
Bu hareketin önündeki en büyük düşmanımız ümitsizliktir. Tembellik karanlığına düştüğümüzün sebebini soranlara Bediüzzaman’ın verdiği cevap şöyledir:
“Hayat bir faaliyet ve harekettir. Şevk ise matiyyesidir. İşte, himmetiniz şevke binip mübareze-i hayat meydanına çıktığı vakit, en evvel düşman-ı şedîd olan yeis rast gelir. Kuvve-i maneviyesini kırar.” (Eski Said Dönemi Eserleri, s. 298.)
Morali bozuk insanların ümide ihtiyacı vardır. Psikologların öncelikli işleri insanlara moral vermektir. Manen çökmüş, azmi kırılmış insanlardan istediğiniz verimi alamazsınız. Ümitsizlik düşmanına karşı kullanılacak silah şu ayettir:
“De ki: Ey günahta aşırı giderek nefislerine zulmetmiş olan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Muhakkak ki, Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.” (Zümer Suresi: 53)
Allah’ın rahmetinden ümid kesmek büyük günahlar (kebair) arasında sayılmaktadır. Bir Hadis-i Şerifte şöyle haber verilmektedir:
“Allah’ın rahmetini ümid eden günahkâr bir kimse, O’ndan ümid kesen ibadete düşkün bir kimseden rahmete daha yakındır.” (Cami’üs-Sağir, c. 3, s. 59)
Yeis, Bediüzzaman’ın dünyasında manevi hastalıkların başında yer almaktadır. Bizim “Hutbe-i Şamiye” olarak bildiğimiz eserin adı da “Devaü’l-Yeis” tir. Yani ümitsizliğin ilacı. Bu eserde İslâm dünyasının içinde bulunduğu hastalıklar sayılırken ilk sırada “yeis” yer almakta ve şöyle denilmektedir:
“Ye’sin, ümitsizliğin içimizde hayat bulup dirilmesi”
Bunun çaresi olarak da yukarıdaki ayete işaretle şöyle demektedir:
“El-emel. Yani rahmet-i İlahiyeye kuvvetle ümit beslemek.”
İbadet konusunda kendini başarılı göremeyen kimselerin psikolojisinde ümitsizlik başta gelir. Bu ümitsizlik onu inkâra kadar götürür. Konuyla ilgili Bediüzzaman’ın tespitleri şöyledir:
“Amele ve tâate muvaffak olamayan azaptan korkar, ye’se düşer. Böyle bir me’yusun gözüne, dinî meselelere münafi ednâ ve zayıf bir emare, kocaman bir bürhan görünür. Böyle birkaç emareyi elde eder etmez, diğer emarelerin sâikasıyla ilân-ı isyan ederek İslâm dâiresinden çıkar, şeytanın ordusuna iltihak eder.” (Mesnevî-i Nuriye, s. 57.)
İbadetlerde tembellik veya terk edenlerin aklına öncelikle Cehennem azabı gelir. Cehennem azabından gelen korku onu ümitsizliğe sürükler. Bu hale düşen kimsenin gözünde dinî konulara zıt küçük ve zayıf bir işaret büyük bir delil gibi görünmeye başlar. Zamanla birkaç işareti elde eden kişi, diğer işaretlerin sevkiyle Allah’a isyan ederek İslâmiyet’ten çıkar, şeytanın arkadaşı ve dostu olur. Bu duruma düşenlerin yapacağı ilk iş yukarıda mealini verdiğimiz ayete sarılmaktır.