"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Mârifet ufkunda namaza yolculuk

Ayhan Yıldırım
24 Kasım 2021, Çarşamba
Nüfusunun yüzde altmışı Müslüman, kalanı da Hıristiyan olan bir ülkede faaliyet gösteren bir Türk firmasında on yılı aşkın süreyle yönetici olarak görev yaptım.

Şirkette yerli Müslümanlar ve Hıristiyanlar çalıştığı gibi, benim gibi Türk arkadaşlar da vardı. Ülkedeki yerli Müslümanların neredeyse tamamı beş vakit namaz kılarken, bizim Türklerin sadece dörtte biri namazlarını kılıyordu. Şirkette namaz kılmayan Türkleri gören yerli Müslümanlar, “Bu Türkler Müslüman değil mi?” diye soruyorlar ve namaz kılmayan Müslümanı ‘Müslüman olarak’ kabul edemiyorlar ve namazsız Müslümanı ilk defa görmenin şaşkınlığını uzun süre üzerlerinden atamıyorlardı.

Peki; ülkemizin Müslümanlarının dörtte üçü, belki de daha fazlası neden beş vakit namaz kılmaz?Onlarca sebebi şimdilik bir kenara bırakıp sadece birinin ve belki de en önemlisinin üzerinde biraz duralım isterseniz.

Kur’ân-ı Kerîm’in ilk sûresinin ilk âyetlerinde buluyoruz bunun cevabını: “Rahmân, Rahîm olan Allah’ın ismiyle” “Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur”. “(O,) Rahmândır, Rahîmdir”. “Dîn (hesab) gününün mâlikidir”. “(Rabbimiz!) Ancak sana ibâdet ederiz ve ancak senden yardım dileriz”.

Besmeleyi de sayarsak ilk dört âyette Hâlık-ı Zülcelâl, ilk önce ‘Rahmân’, ‘Rahîm’, ‘Allah’, ‘Rab’, ‘Mâlik’ olmak üzere beş farklı ismiyle Kendini kullarına tanıttıktan sonra; ‘Ancak Sana ibâdet ederiz ve ancak Senden yardım dileriz’ dememizi buyurarak bize bu konuda yol gösteriyor. Demek ki; bu beş ismin mânâsıyla Rabb’imizi tanımadan, kâinatta ve nefsimizde bunların tecelliyâtını müşâhede etmeden, ibâdete iştiyak ve istek kalplere yerleşemiyor. Rabbimizi, Esmâ-i Hüsnâ’sıyla, ef’âli ve sıfat-ı Sübhânesiyle kâfi miktarda tanırsak, ancak o zaman O’na ibâdet etme ihtiyâcı da, mes’ûliyet duygusu da hissederiz. Evet; beş Esmâ-i İlâhiye, İslâmın beş şartı ve beş vakit namaz! İlk beşin ufuklarına varmadan sonraki beşlerin menzillerine ulaşılamıyor. Burada daha nice hikmetler var, kim bilir!

Bir bina yapılacağı zaman, önce zemin hazırlanıp temeli atılır ve daha sonra o temelin üzerine binanın direkleri dikilir. Zemin hazırlanmadan temel atılamaz, temel atılmadan da direkler dikilemez. Namaz kılmayan çocuklarımıza, gençlerimize kızıyoruz çoğu zaman. Eğer, kendimiz kılıyorsak, kılmayanları eleştiriyoruz belkide. Lâkin; “Namaz dinin direği”, deniyor hadîs-i şerifte. “Namaz dinin temeli” denmiyor ki. Ne kadar farkındayız?

Kalplere ibâdet aşkı ve şevkinin yerleşmesi için ilk önce gönüllerin buna hazırlanması lâzım, tıpkı bina temeli atılmadan zeminin hazırlandığı gibi. Mârifetullah ilmiyle kalpleri mâsivâ dikenlerinden temizliyelim, tertemiz olan o gönül toprağına muhabbetullah fidanlarını dikelim, tahkîki îmânın âb-ı hayat suyu ile de o fidanlara cân suyu verelim, yetişen o fidanlar birgün mutlaka çok lezzetli ubûdiyet meyvelerini verecektir.

Kur’ân-ı Kerîm’i anlayarak okumak, hadîs-i şerifleri düşünerek öğrenmek, kâinat kitabında hikmetle yazılan Esmâ-i İlâhiyeyi müşâhede ederek Hâlık-ı Zülcelâli tanımak çok önemli. İnsan, tanımadığı Rabbini hakîki mânâda sevemez. Sevmediği Rabbine de ibâdet etmez, edemez. O halde, özellikle çocuklarımıza ve gençlerimize, namazdan ve ibâdetten önce Sânî-i Hakim olan Rabbimizi Risale-i Nurlar’la tanıtmalıyız ve O’nu her şeyden çok sevdirmeliyiz. Tanırsak çok severiz. Gerisi kendiliğinden gelir. Seven sevdiği için değil zamanını, canını bile verir. Ferhat, Şirin’i için dağları delmedi mi? Hazret-i İsmail (as) daha çocukken bıçağın altına isteyerek yatmadı mı? Hazret-i İbrahim (as) hayatta en sevdiği varlık olan biricik evlâdını, oğlundan ve herşeyden çok daha fazla sevdiği Rabb’ine kurban etmek istemedi mi?

Rabbimizi bize târif eden üç büyük küllî muarifi Üstad Bedîüzzaman Hazretleri şöyle belirtiyor: “Rabbimizi bize tarif eden üç büyük, küllî muarrif var: Birisi şu kitab-ı kâinattır. Birisi şu kitab-ı kebîrin âyet-i kübrâsı olan Hâtemü’l-Enbiyâ aleyhissalâtü vesselâmdır. Birisi de Kur’ân-ı Azîmüşşandır.” 1

Üstad Hazretleri, Risale-i Nurlar’da bu üç büyük küllî muarifi sahife sahife okuyarak, satır satır tefekkür ederek, kelime kelime tetkik ederek Rabbimizi bize o kadar mükemmel tanıtıyor, o kadar güzel sevdiriyorlar ki, insan bütün a’zâlarıyla, bütün kalbiyle ve ruhuyla ibâdet vesilesiyle Rahmet-i İlâhiyenin o sihirli atmosferine kendini adeta bırakıveriyor. Bırakıveriyor da; “Kâinat içinde bir zerre gibi zayıf, küçük bir mahlûk olan şu insan, ubudiyetin azameti cihetiyle Hâlık-ı Arz ve Semâvât’ın mahbub bir abdi ve arzın halifesi, sultanı ve hayvânâtın reisi ve hilkat-i kâinatın neticesi ve gayesi oluyor. 2

Dipnotlar:

1. Sözler, 19. Söz.  2. Lem’alar, 17. Lem’a.                              

Okunma Sayısı: 928
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı