"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kur’an-ı Kerim ve Risale-i Nur hediye ettik

Aytekin COŞKUN
21 Ocak 2022, Cuma
Herkes toplanmıştı ve kortej eşliğinde Mescid-i El Aksa’yı açmaya gidiyoruz. Ellerinde deflerle açılışın yapılacağı yere doğru ilerliyoruz. ‘Taleal Bedru Aleyna’yı hep bir ağızdan söyleyerek gidiyoruz. Hepimizin tüyleri diken diken oldu.

Mescid-i El-Aksa’nın açılış kurdelesini bana kestirdiler, Türkiye’den getirmiş olduğumuz üç yüz adet Kur’ân’ı onlara tek tek dağıttık. Swahili dilinde yazılmış olan Risale-i Nurlar’ı dağıttık.

***

Bugün Mescid-i El-Aksa’nın açılışı var

Kampta hepimize: “Hazırlanın, mescit açılışına gidiyoruz.” dediler. Ayrıca su kuyularına, yetimhanelere de bakacaktık. Günlerden Cumartesi, ikinci günümüzdeyiz. Yeni mescit alanına vardık. O kadar renkli giyimli insanlar vardı ki inanılmaz. Herkes adeta en güzel ve en renkli elbiselerini giyerek gelmişti. Ortam bir cümbüş, bir düğün alayı tarzında idi. Eski mescit derme çatma, çalılıklar arasında, kumun üzerinde bir yerde idi. Sonra yetimhaneye uğradık. Derslikler, mutfak, nereye baksanız içiniz eziliyor. Böyle bir durumda Türkiye’den gelen yardımlarla yapılan mescit onlar için büyük bir şey. 

Herkes toplanmıştı ve kortej eşliğinde açmaya gidiyoruz. Ellerinde deflerle açılışın yapılacağı yere doğru ilerliyoruz. ‘Taleal Bedru Aleyna’yı hep bir ağızdan söyleyerek gidiyoruz. Hepimizin tüyleri diken diken oldu. Bu sahneyi anlatmak kolay değil, yaşayanlar bilir. Muhteşem bir sahne idi. O gün bizler, günlerden en güzel bir günü yaşamıştık. Mescit duâlarla, kurbanlar kesilerek açıldı. 300 adet Kur’ân’ı hemen dağıttık. Onlar için inanılması zor bir durumu yaşamışlardı. Rabbim hayırlarımızı kabul eylesin inşallah.   

Hastanede işlerimizi bitirdikten sonra, buralar çok sıcak olduğu için aşırı terlememiz ve su kaybımız oluyordu. Bol bol su tüketiyoruz, arkadaşlar bana sorduklarında: “Hocam bir ihtiyacın var mı?” dediklerinde: “Sadece su istiyorum.” diyorum. Afrika’da yiyecekten ziyade su önemli. Yorgunlukla birlikte işlerimiz hastanede biter bitmez bizi almaya geliyorlar, günün yorgunluğu ile beraber tekrar yirmi km giderek kampa geri dönüyoruz. Bu dönüşlerimizde nadiren de olsa birkaç malzeme almak için dolaşsak da pek bir şey bulamıyoruz. Gerçekten bu bölge hem çok geri kalmış hem çok fakir. Ayrıca yollar bu bölgelerde çok stabilize. Yağmur suları ile şekil alıyor. Asfalt yol görme şansınız yok gibi. Kampa dönüş yolumuzda her gün safari yapıyormuşçasına gittiğimizden yorgunluğumuz bir kat daha artıyor. Kampa vardığımızda ise ilk yaptığımız, duşumuzu almak ve çamaşırlarımızı yıkamak oluyor. Günlük olarak yıkayıp, duşumuzu alıp, namazımızı ancak yetiştiriyoruz. 

Hint Okyanusu’nun esintisinde çamaşırlarımızı kurutuyoruz, çünkü yarına tekrar hazır olmamız lâzım, giydiğimiz ameliyat önlükleri ve malzemeler var. Onları özellikle Türkiye’den getirmiş olduğumuz beyaz sabunla yıkayarak kurutmak çok daha etkili oluyor. Bunu yapmaya çalışıyoruz, okyanusun esintisinde çamaşırlarımız kururken bizler de yüzlerimizi okyanusa dönerek o esintinin yorgunluğumuza nasıl iyi geldiğini tekrar tekrar hissediyoruz. Bir de demleme çay oldu mu deme gitsin, böyle bir keyif yok.

Yemek masamız, meşveret yerimiz

Bununla birlikte gecelerimiz nasıl geçiyor, bundan da bahsedeyim. Herkes saat 19:30 gibi kampın ortak kullanım alanında buluşuyor. Türkiye’den gelen malzemelerden yapılmış yemeğimiz hazır olmuş oluyor; arkadaşlar bu konuda çok maharetli, onlardan Allah (cc) razı olsun. Yemeklerimiz özellikle Türkiye’den gelen gönüllü aşçımızın yapmış olduğu yemekler, bu arada olmaz ise olmazımız olan nohut-pilav. Çok lezzetli. Afrika’nın lezzetleri farklı olduğu için, tanıdığınız lezzet en iyi lezzet burada. En önemli olan ise hepimiz tek bir masa etrafında toplanarak, o günü kritik ederek ve neler yapabileceğimizi konuşarak vakit geçirmemiz. Yemek saati aynı zamanda, günlük meşveret saatimiz gibi oluyor. Bir sonraki günün planlanması; kaç ameliyat yapabileceğimiz, malzemelerin taksimi, malzeme bavullarının hazırlanması meseleleri hep o vakitte konuşuluyor. İlk zamanlarda bütün malzemelerimizi hastaneye bırakıyorduk, ertesi günlerde malzeme sıkıntısı ortaya çıkıyordu. Şimdiki yöntemimiz ise, günlük malzeme götürerek o günü planlamak oldu. Hem malzemenin hem de yardımların çarçur olmasının önüne geçmiş olduk.

Yine bir akşam yemeğindeyiz. Okyanusun esintisi, sessizlik, dinlenme derken; bugünün müthiş bir gün olduğu belli oldu. Urfalı kardeşimiz çiğ köfte yoğurmuş; gerçekten on numara bir çiğ köfte yedik. Okyanusun esintisine Urfa’nın sıcak, samimî kardeşlik esintisi de girivermişti. Bugün çiğ köfte günüydü.

Vejetaryenin etli çiğ köfte ile imtihanı

Bu arada kaldığımız kampın sahibi Hint asıllı bir Amerikalı, onun eşi de hem Hint asıllıymış hem de vejetaryenmiş. Hindistan’da ineklerin kutsal kabul edildiğini de hatırda tutalım. Bizim arkadaşlar kampın sahibinin eşinin vejetaryen olduğunu bilmedikleri halde onları karı-koca olarak akşam yemeğine dâvet etmişler. Hep beraber akşam yemeğindeyiz. O gün yine değişik bir hazırlık olduğu için dâvet etmişler, beraber yeme-içme vesilesiyle bir muhabbet köprüsü kurmak adına. Fakat kampın sahibinin hanımı odada kalmayı seçmiş. Kendisi gelmeyince bir tabak çiğ köfteyi odasına göndermişler. Kampın sahibiyle birlikte yemek yemeye başladık. Eşi çiğ köfteyi çok beğenmiş ve inanılmaz derecede keyif aldığından bunun çok lezzetli olduğundan bahsetmiş. İşin püf noktası eşinin bir vejetaryen olması. Çok beğendiği çiğ köftenin neden yapıldığını eşi vasıtası ile bizlere yemek ortasında sorunca, olay patladı. İnek etinden yoğrulmuş, acılı, yanında yeşilliklerle beraber ayran, kampın sahibi duyunca başladı gülmeye. Eşinin yıllardır et yemediğini, hem de kutsal saydığı inek etine asla yaklaşmadığını ifade ederken kahkahalar havada uçuştu. “Eşime asla bunu söylemeyelim, duymasın.” demesiyle görüşmemizi bitirmiş olduk. Gece saat 22:30’da en çok keyif aldığım şey, kendimi vererek o meltem havasını solumak oluyor; çok güzel ve zevkli. Her akşam hem dinlenip hem Risale-i Nur dersleri yapmak çok güzel oldu, hepimizin aynı anlayışta olması tabiî ayrı bir güzellik oluyordu. 23. Söz’ün İkinci Mukaddemesi’ni okumak bana düştü. 

Gece Risale-i Nur derslerimiz, nefes aldığımız dakikalar

Bediüzzaman Hazretleri insanı anlatıyor bu eserinde. İki saray olarak ifade ediyor. O sarayları günümüze uyarlamaya çalıştık; hangi saray bize daha yakın bunu görmeye, anlamaya çalıştık; nerede ülkemizden binlerce kilometre uzakta. Risale-i Nur’un dili biliyorsunuz, cihanşümul bir dil. Nerede olursanız olun kâinat kitabını okutturuyor olması Nur Talebelerini bir nebze olsun önde tutuyor. Saat 10:30 - 11:00’a doğru artık herkes günün yorgunluk hissettiği için herkes geldiği bungalov tarzı evlerine yatmaya gidiyor benim de bir bungalov tarzı evim var tek kişilik tabi. Burada haşarat çok fazla var, özellikle sivrisinekler çok fazla olduğu için her evde mutlak surette birkaç tane cibinlik var.

Renkli ve güzel kalpli insanlar

Bu sabah bizi bekleyen hastalarımızı ziyaret ederek ameliyathaneye geçiyorum. Onlara Türkiye’den getirdiğimiz çam sakızı çoban armağanı şeylerden keyifle dağıtarak geçiyorum. Bu güzeli görünce dayanamadım. Çok sevimli, annesi ile gelmiş, muayene sırasında gördüm. Dedim bu benim kızım olmalı. O kadar sevimli idi ki, fotoğrafla kayıt altına almak istedim. İsmini sormak bile aklıma gelmemiş. 

Bungalov, cibinlik, sivriler, Wi-fi

Geceleri kaldığımız bungalovlarda, tül perdeden yapılmış cibinlik içinde yatıyoruz. Bunun dışında yatmak mümkün değil. Sivrisineklerle mücadele etme şansınız yok. Bu arada her gün yatmadan önce Türkiye ile, ailemizle görüşmelerimiz oluyor. Onlar da bizi merak ettiklerinden en azından, iyi olduğumuzu söylüyoruz ve gün içinde yaşadıklarımızın özetini de geçmeden edemiyoruz. Her ne kadar onlar yanımızda olmasalar bile, adeta yanımızdaymışçasına bizimle o günü yaşıyorlar. Hararetle yaşadıklarımızdan bahsedince; zaman zaman sevinçlerini, zaman zaman oranın halkına üzüntülerini dile getiriyorlar. Tabi bu görüşmelerimiz için olmazsa olmaz, WI-FI hattı. Türkiye ile olan bağlantılarımızda buralarda elimiz ayağımız gibi. 

Muhabbet-sohbet sonrası, uyku zamanı. Sabah saat yedide hayat tekrar başlıyor; sabah namazı sonrası kalkış, çok önemli. Dolayısıyla çok geç olmadan yatıyor ve sabaha hazırlanıyoruz. İnşallah günler böyle geçtikçe, ameliyathanedeki ilişkilerimiz de gelişti. Türkiye’de çok nadir rastladığımız ameliyatlar, tecrübemizle birlikte onlara yardım etmek açısından elimizden gelen çabayı göstermemiz onların bakışlarında etkili oldu.

Allah razı olsun Mustafa Yanık Ağabeyimiz; bulduğu bir yöntemle, inanılmaz bir tarzda yirmi dakikada bir katarakt ameliyatı yapıyor ve birçok çocuğun dünyayla bağlanmasını sağlıyor. Bir çocuğun dünya ile olan ilişkisini; özellikle ameliyat sonrası, gözündeki sargı bezi alındığında görmelisiniz. Bu çocuklar adeta yeniden doğuyorlar. Gözleri açıldığında o şaşkınlık hali ile dünyaya bakışları, hayata bakışları o kadar değişiyor ki; yaşamanız gerek. Tam bu anları sizlerin de görmenizi çok isterdim; bunu anlatmak çok zor, sadece yaşamak hissetmek lâzım. 

‘Afrika’ya Yardım’ virüsü bize bulaştı

Afrika bunları bize yaşattığı için ona içimizdeki bir virüs gibi dayanamıyoruz ve sık sık geliyoruz. 2007’den beri, hemen hemen her sene bir yerlere gidebildim çok şükür. Bu yaşadıklarımız, manevî dünyamızda muhabbeti de ayakta tutmayı sağlıyor; insanlara yardım etmek, adeta zulüm içindeki bu küçük çocukları kurtarmak muhteşem bir duygu. Onları yaşamakla ancak ifade edebiliriz. Burası Müslüman bir bölge; önceki mescid, çok kötü bir halde ve kerpiçten yapılmış durumda idi. Çok şükür yeni mescid betonarmeden yapılı, içinde aynı anda yüz kişi ibadet edebilecek büyüklükte. Çok güzel bir mescit yapılmış durumda ve ismi Mescid El-Aksa. Bu mescid, Türkiye’den gelen yardımlarla hayata geçmiş durumda. 

“Taleal Bedru Aleyna” nidaları ile defler eşliğinde mescide doğru yürümek, yaşanabilecek en güzel olaylardan biri idi. Hayatım boyunca unutmayacağım bir hadiseyi yaşıyordum. Tüylerim diken diken olmuştu, bizler muhacir Medine’de Peygamberimizi (asm) bekleyenlerin söylediği o film karesi gelmişti gözümün önüne. “Taleal Bedru Aleyna” nidalarıyla mescidi açmaya gitmek muhteşem bir tabloydu. Buradaki bütün Tanzanyalı Müslimler ve Müslimeler, en güzel elbiselerini giymişler, hepsi renkli bir şekilde arkamızdan bizleri takip ettiler.

Swahili dilinde yazılmış olan Risale-i Nurlar’ın dağıtımı

Açılış kurdelesini bana kestirdiler, Türkiye’den getirmiş olduğumuz üç yüz adet Kur’ân’ı onlara tek tek dağıttık. Swahili dilinde yazılmış olan Risale-i Nurlar’ı dağıttık. Burada herkesin derdi, yaşama şartlarının daha da iyileştirilmesi. Afrika gerçekten, yokluklar içerisinde var olmaya çalışan bir yapıda. Afrika’nın yeraltı ve yerüstü zenginlikleri çok muhteşem olmasına rağmen günümüze kadar Afrika hep sömürüldüğü için, oraya giden ilk beyazların sömürü düzeni kurmasından dolayı da insanlarda bir ümitsizlik, bir kargaşa ve hiçbir şey yapmama durumu söz konusu olmuş. Pazar yerlerini gezdiğimiz zaman; kendilerince ürettikleri şeyleri satıyorlar, onun dışında çok bir şey bulmanız mümkün değil.

DEVAM EDECEK

Okunma Sayısı: 1532
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Zübeyir

    21.1.2022 10:01:06

    Allah razı olsun, müşahedelerinizi bizle paylaşmanızdan dolayı da teşekkür ederiz.

  • Sedat kurt

    21.1.2022 09:10:46

    Allah razı olsun.bizleri tanzanyaya göturdunüz.orada kardeşlerimizin ihtiyaçların gideriyorsunuz.yazilarinizi zevkle okuyoruz .selamlar

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı