Suça karışmış terör örgütü militanlarının cezalarına “infaz yasası”yla “af”-“erteleme” getirilirken, temelde “Kur’ân öğretimi” yapan bir cemaate yapılan operasyonlar her haliyle sırıtıyor.
Öncelikle Adalet Bakanı’nın bir yandan “operasyon dini bir gruba karşı değil, malî yapılanmaya, devletin suç örgütleriyle, çetelerle mücadelesidir” deyip, diğer yandan “lideri” dedikleri isim üzerinden “devletin el koyduğu şirketler” algısını telkini çarpıcı.
“Mâsuniyet kuralı” çiğnenerek yargılanmadan bir cemaate fütûrsuzca “suç örgütü” lansesiyle “dinî duyguları istismar” ithamıyla “hukuk devleti” peşinen berhava ediliyor.
Keza “epeydir üzerinde çalıştığımız bir operasyondu” diyen İçişleri Bakanı’nın, “Almanya Köln’de yapılan büyük merkeze faaliyetlerini kaydıracakları” gerekçesiyle bir cemaate “örgüt” yaftasıyla, “yandaş medya” yanıltmalı bir “karalama kampanyası” yürütülüyor.
Kısacası, 2016’da Diyanet’in devlet adına bazı cemaatler, tarikatlar ve STK’lerle yaptığı toplantılarda “iktidar partisinin yanında yer almayan cemaatler”in dışlanıp iktidardakilerin “siyasî projeleri”nin cemaatlere tepeden tamiminin “gereği”ne devam ediliyor…
İKTİDARDAKİLER, “TAM TESLİM CEMAATLER’ İSTİYOR!”
Gerçekten, mesele “şahıslara finansal operasyonu”ysa, neden şimdiye kadar beklenip “cemaate ait olduğu” söylenen “şirketler”e de kayyımların atanarak bütün cemaat töhmet altında bırakılıyor? “Niçin “Kur’ân kurslarına yardım topladıkları” iddialarıyla topyekûn câmia kapsama alınıp suçlanıyor?”
Aslında bütün dinî oluşumlara yapılan operasyonlarda olduğu gibi “Süleymancılara son operasyon”da da 15 Temmuz’un akabinde Aydınlık’ın hazırlayıp Kaynak Yayınlarınca yayınlanan “Diyanet’in -gizli- Tarikatlar Raporu”nun esas alınması, çarpıklığı ifşa ediyor.
Bu hususta, 10 Mart 2014’te iktidardakilerin “aldatılmışız” diye çarkettiği “Ergenekon ve Balyoz darbeye ortam hazırlama, darbeye teşebbüs, orduya kumpas” davalarından tahliye edildiği Silivri Cezaevi kapısında “Cemaatlerin, tarikatların kökünü kazıyacağız” diyen, -7 Kasım 15’te- Aydınlık’taki yazısında, -2 Ocak 16’da- Akit Tv’de ve -13 Ocak 16’da- Habertürk’te Fatih Altaylı’nın “teke tek programı”nda, “Erdoğan bizim mevzie geldi, Saray iktidarının arkasındayız. Bütün cemaatleri tasfiyeyle varlıklarını kamulaştıracağız” diyen Perinçek’in “cemaat operasyonlarının ‘raporları’na göre yapıldığı” ikrarı fevkalâde çarpıcı.
Hâsılı “iktidardakiler, rantı kendileriyle paylaşan, hiçbir yanlışa ikaz etmeyen, tam siyasî teslimiyetle “ehlileştirilmiş cemaatler’ istiyor” tesbiti gerçeği ortaya koyuyor.
CEMAATLERİ “SİYASETİN APARATI” HALİNE GETİRMEK…
Sonuçta, AKP iktidarında, özellikle 15 Temmuz”un ardından iktidar partisinin “devlet partisi” yapılıp “devletleştirildiği”, devletin “partileştirildiği” “Türk tipi tek kişilik otoriter rejim”de tek parti diktasından kalma “devlet projesi” yeniden devreye sokuluyor. Bir zamanlar “müşrik devlet” sloganlarını atan “din nâmına siyasetçiler”in, “dünyevileşip” devletle özdeşleştiklerini, sıkı “devletçi” kesilip devleti “kutsayan” jakobenlerin bitiremediği imanî-ahlâkî hizmetleri ifâ eden ülkenin manevî sigortası dinî cemaatleri toptan tasfiyeye yeltendiklerini açığa çıkarıyor.
Halbuki bütün araştırmalarda dinî hayatın zaafa uğramasıyla ahlâkî çöküş dip yapıyor. Kendini “muhafazakâr”-“dindar” tanımlayanların, namaz kılanların, oruç tutanların oranı hızla azalıyor. AKP kurucularının ikrarıyla “İslâmî yaşayış zayıflıyor, insanlar dinden, göstermelik ‘dindarlık’tan kaçıyor…”
Sonuçta, onca propagandanın aksine Türkiye muhâfazakârlaşmıyor; “dindar nesil” yetişmiyor; tam tersine muhâfazakârlar “sekülerleşiyor.” En çarpığı da dini yapılar, dünyevî yatırımlara heveslendirilip “ticarileştirilmek”le yozlaştırılıyor; “siyasetli cemaatler” vartasına düşürülerek aslî-manevî hizmetleri yapamaz duruma düşürülüyorlar.
Ve peşinden de operasyonlarla dinî gruplar rejime göre dizaynla iktidardakilerin kontrole alınarak “siyasetin bir aparatı” haline getirilerek devletin güdümüne sokulmak isteniyorlar.
“Menhus plan” bu; gerisi bahane…