İnsan, neyi istese göz alabildiğince istiyor. Nereye baksa bitmemesini. Enginlik, genişlik belki de fıtratımıza dercedilen ebediyet hissini tetiklediğinden seviliyor. Sonsuzluk için var edilen insanın, başka türlüsüne razı olmaması, tesadüf olabilir mi?
Sükût olsun, alabildiğince. Dinginlik olsun, görebildiğince. Ve var olsun, bizi biz yapanlar, eksiğimizi tamamlayanlar, hayatımıza dokunanlar...
Denizin yanında dalgaları sayarken, aklımdan geçiverdi bunlar. Ne kadar çok bize benziyor deniz. Kumları, taşları, o sonsuzluk hissi, hepsi bizimmiş gibi olan aidiyet hissi, dalgaların sessizliği, sükûneti, deniz yüzündeki yakamozların güneşle görünür olması, arada burnumuza gelen çam ve çiçek kokuları, Çıralı sahilinin meşhur caretta yuvaları... Ne kadar renkli bir dünya. Ne kadar ilginç bir kompost. Hele denizin içi... Tüm sesler kesilir, tüm her şey yukarıda kalır. Denizin altındaki dünya, en az yeryüzü kadar zengin, yumuşak ve bambaşka. Camdan bir denizaltım olsa, içinde gezsem ve önüme gelen her canlıyı incelesem keşke. Rengarenk balıklar, çeşitli yosunlar, bitkiler, kumların arasına saklanmış deniz canlıları, sürüyle önünden geçip seni korkutanlar, bizim sularımızda olmasa da daha büyük köpek balıkları... İncelemek güzel olurdu. Ama şimdilik kıyıdaki kumlardayız. Görebilirsek ayaklarımızın arasından geçip giden birkaç tane balık... O da kısmetliysek.
Yengeçler daha ilginç. Hem denizde, hem karada yaşayabiliyorlar. Kıyıdaki büyük kayaya oturup denizin dibini izlerken, kayalığın yanında fark ediyorum onları. Hafifçe irkiliyorum. Çünkü kıskaçları makas gibi. Hele fark edilemiyor oluşları ayrıca ürpertiyor. Bilmeden üzerine basarsam diye..
Dalgaların sessiz sessiz gelip kayaların içine vuruşundaki ses, kulaklarımda yankılanıyor. Sahil sessizdi Allah’tan da duyabildik. Yoksa bu kadar etkilemiyor. Lok lok lok sesleri, kayaların içinde her kayboluşun noktası gibi. Nice canlının hayat alanı buralar. Yiyecek, beslenme, yumurta bırakma, hatta savunma ve savaş... Koskoca bir âlem, ayaklarımıza kadar geliyor ve geri gidiyor. Bize sadece romantik dalga sesi oluyor.
Hele Carettalar... Sahil boyu Caretta yuvalarını gösteren tabelalar ve uyarılar, belli saatlerde izin verilmeyen sahile girişler ve yoğun olarak Ağustos-Eylül zamanında yumurtadan çıkıp paytak paytak denize kavuşan minik deniz kaplumbağaları. O zamanları yakalayabilseydik, görülmeye değer olurdu muhakkak. Bambaşka bir seyir ve keyif çünkü onlar.
Denizin Cennete uzanan bir tarafı olmalı. Bana çağrıştırdığı anlamlardan biri de Cennet çünkü. Sonsuzluk... Buradan dalıp ahirete çıkacağız gibi. Burada biten hayat, denizin kıyısından başlayacak gibi.
Akşama doğru eve giderken son kez dönüp baktığımda, kollarını açmış bizi bekleyen bir anne gibi geldi deniz. Usulca el salladım. Seneye inşallah tekrar görüşürüz diye fısıldayarak...