"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Umut veren örnekler az değil

İbrahim DEMİRÖZ
19 Ağustos 2026, Çarşamba
Müsbet hareket edin ve yaşanmış güzel hikâyeleri anlatın. Umut da korku gibi bulaşıcıdır. ChIcago'da Ramazan ayı boyunca birçok öğrenci mescitleri ve Müslüman dernekleri ziyaret ederek bilgi aldı. Zira köprü kurma becerisi de her beceri gibi genç yaşta öğreniliyor.

Amerika Mektubu: Araştırma-2

Köprüler ve Engeller: Yükselen İslâmofobi Gölgesinde Amerika'da Dinlerarası İrtibat

Gençlere yönelik programlar da çoğalıyor: Çeşitli üniversitelerin dinlerarası enstitüleri, genç kuşaklara farklı mabedleri ziyaret ettiren, derin sohbetlere ve ortak hizmet projelerine de katan programlar geliştirmiş durumda. Chicago'da Ramazan ayı boyunca birçok öğrenci mescitleri ve Müslüman dernekleri ziyaret ederek bilgi aldı. Zira köprü kurma becerisi de her beceri gibi genç yaşta öğreniliyor.

Sahadan gelen sesler de bu teşhisi doğruluyor. 

2025'te yapılan mülakatlarda dinlerarası çalışmalara katılan Müslümanlar, yaşadıkları sıkıntıları şöyle sıralamışlar: 

Bir buçuk milyarlık ümmetin sözcüsü sayılmak, tek tip bir kitle muamelesi görmek, "makbul Müslüman" kalıbına uymadığında dışlanmak... 

Ekim 2023'ten bu yana Ortadoğu'da yaşanan felaket, Gazze'deki yıkım ve 2024 başkanlık seçiminin zehirli atmosferi, dinlerarası ilişkileri iyice germiş. Üstelik yükselen yalnızca İslâmofobi değil; Arap karşıtlığı, Filistinli karşıtlığı, Yahudî düşmanlığı ve göçmen karşıtlığı iç içe geçmiş biçimde tırmanıyor. Rapor, bunların gerisinde Amerika'yı beyaz ve Hıristiyan bir ülke olarak tahayyül eden dışlayıcı vizyonların yattığını açıkça söylüyor.

Kullanılan dil ve kelimeler bile kendileri bu alanda bir imtihan konusu. Rapora göre "interfaith/dinlerarası” tabiri dahi sorgulanıyor; kimileri bu kelimenin, daha büyük bir bütün içinde eriyebilmek için herkesin inancını sulandırmasını ima ettiğinden yakınıyor. 

Her kesimde medyanın ürettiği belli sloganlar, semboller ve tabirler o kadar yüklü, o kadar tartışmalı hâle gelmiş ki, aynı kelime bir mecliste köprü, başka bir mecliste duvar vazifesi görebiliyor. 

Koca cemaatler yekpare bloklar gibi resmedilip toplu suçlamalara muhatap kılınıyor. Raporun bu konudaki tavsiyesi zarif olduğu kadar pratik: 

• Tanımları açmak için zaman ayırın; 

• Kullandığınız bir tabirin, onu sizden farklı tanımlayan biri tarafından nasıl duyulacağını hesaba katın; 

• Masanızda, bu farklı yorumları yüzeye çıkaracak çeşitlilikte istişare arkadaşları bulundurun.

Yine de mektubumu karamsarlıkla bitirmek istemiyorum; çünkü rapor da karamsar bir ruhla bitirmiyor. Sahada umut veren örnekler az değil. 

Ramazan sofralarında buluşan cemaatler; göçmen hakları için bir araya gelen dinlerarası koalisyonlar; Kongre'deki Müslüman karşıtı söyleme karşı hesap sorulmasını isteyen Hristiyan ve Yahudî din adamları; Müslüman komşularıyla dayanışma için sokağa çıkan Yahudî öğrenciler... 

Diyaloğun ötesine geçip ortak derdin etrafında ortak eyleme dönüşen bu dayanışma örnekleri, raporun deyimiyle "karşılıklı dayanışmanın altyapısını" örüyor.

Raporun geleceğe dönük tavsiyeleri arasında bir tanesi özellikle dikkatimi çekti. Katolik ilâhiyatçı Heather Miller Rubens, bu tür buluşmalara gelenleri iki gruba ayırıyor: 

"Tanrı arayanlar". Bunlar diyalogda manevî bir derinlik, hikmet, İlâhî olanla daha derin bir karşılaşma umuyorlar. Bunlardan bir çoğu İslâm’ı tanıyınca Müslüman oluyor.

Diğerleri ise  "komşu arayanlar". Bunlar daha çok toplumsal adalet ve birlikte yaşama derdiyle ilişki kurmak isteyenler. Aynı masaya oturan insanların hangi saikle geldiklerini bilmek, hayal kırıklıklarını önlüyor. 

Diğer tavsiyeler de kayda değer: Zor konuşmalardan kaçmayın. Bunun nedeni ise araştırmaların, acılı konuların dürüstçe konuşulduğu buluşmaların güveni derinleştirdiğini göstermesidir. Kimseyi dininin tek temsilcisi konumuna sokmayın; hiçbir cemaat yekpare bir blok değildir. Masada kimin olduğuna değil, kimin olmadığına da bakın. 

En önemlisi ise, müsbet hareket edin ve yaşanmış güzel hikâyeleri anlatın. Umut da korku gibi bulaşıcıdır.

Aziz okuyucular, bu satırları yazarken aklımdan Hucurât Suresi'nin o muhteşem ayeti geçiyor: "Ey insanlar! Sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanıyasınız diye sizi milletlere ve kabilelere ayırdık." 

Tearuf, yani birbirini tanıma, Kur'ân'ın insanlık ailesine çizdiği yol haritasıdır. Renk, dil, din ve kültürel farklılıklar, tıpkı biyolojik farklılıklar gibi, Yaratıcı'nın bir ayeti; tanışma ise bize yüklenen bir vazifedir. 

Amerika'daki bu araştırma, modern sosyal bilimin diliyle aslında bu Kur'ânî hakikati teyit ediyor: İnsanlar birbirini tanımadıkça, aradaki boşluğu korku ve önyargı dolduruyor. Ancak, insanlar birbirlerini tanıdıkça, hele hele bir de müşterek sorunlarına çözüm bulmak için omuz omuza ortak bir iş tuttukça duvarlar köprüye dönüşüyor.

Bizim medeniyet tecrübemiz de bu hakikatin şahididir. 

Hazret-i Peygamber'in (asm) Medine'de farklı din mensuplarını tek bir şehir toplumunun ortakları kılan meşhur Medine Vesikası, tarihin ilk birlikte yaşama sözleşmelerinden biridir. 

Endülüs'ten Osmanlı şehirlerine, cami, kilise ve havranın aynı sokağı paylaştığı asırlar, farklılığın bir tehdit değil, bir zenginlik olarak yaşanabileceğini göstermiştir. Bugün Amerika'da "interfaith" adıyla kurumsallaşan çabaya biz yabancı değiliz; sadece kendi mirasımızı yeni bir çağın diliyle hatırlamamız gerekiyor.

Ayrıca bu dersin yalnızca Amerika'ya ait olmadığını da söylemeliyim. Kutuplaşma, ötekileştirme ve kimlikler üzerinden siyaset, çağımızın küresel hastalığı. Müslüman ülkelerde de şahit olduğumuz ırkçı görüşler; bırakın farklı dinleri, aynı din mensuplarından farklı ırklara mensup olanları bile dışlıyor ve ötekileştiriyor. TBMM’nin gündeminde olan Kürt sorunuyla ilgili çalışmalara ve bunlara yönelik bazı tepkiler bunun delili.

Raporun son cümlelerindeki itidal dolu tespit, her toplum için geçerli: 

Dinlerarası çalışma tek başına toplumsal sorunları çözemez; adaletin, hukukun ve hesap verebilirliğin yerini tutamaz. Ama farklılık hatları boyunca kurulan kasıtlı, sabırlı ve samimî ilişkiler, güveni besler, kalıp yargıları kırar ve zulüm karşısında ortak durabilmenin zeminini hazırlar. 

Medeniyetimizin "komşusu açken tok yatan bizden değildir" düsturunu miras almış bizler için, bu zeminin adı yabancı değil: Komşuluk hukuku.

Kutuplaşmanın ve korku dilinin prim yaptığı bir çağda, tanışmanın ve komşuluğun hâlâ mümkün olduğunu bize hatırlatan herkese minnettarım. Yeni bir mektupta buluşmak dileğiyle, Amerika'dan hepinize selam ve muhabbetlerimi gönderiyorum.

—SON—

 

Okunma Sayısı: 92
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı