"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Fitne stratejileri”ne mukabil...

Cevher İLHAN
21 Eylül 2019, Cumartesi
Ankara’nın Türkiye’yi yeniden tuzağa düşürme kırılganlığını sergilediği vartada Türkiye, İran ve Rusya’nın beşinci “Suriye zirvesi”nde alınan akl-ı selim kararlar oldukça önemli.

Tam da Çekiç Güç’le Irak’ın kuzeyinin Irak’tan koparılmasında olduğu gibi Suriye’nin bölünüp parçalanması, ülkenin kuzeyinin ülkeden koparılıp bir “koridor devlet” oluşturulması projesi olan “güvenli - tampon bölge” için Cumhurbaşkanı’nın “ABD ile iki hafta içinde uzlaşamazsak kendi harekât plânımızı uygulamaya başlayacağız” sözlerini sarfettiği sırada “askerî çözüm” yerine “siyasî çözüm”e vurgu yapılıp Suriye’nin toprak bütünlüğü ve bağımsızlığının hatırlatılması dikkat çekici.

Zirveden sonra yapılan yazılı açıklamada, “ABD yönetiminin işgal altındaki Suriye Golanı’na dair uluslar arası hukukun ağır ihlâlini teşkil eden ve bölgesel barış ile güvenliği tehdidi” kınanarak, “İsrail’in Suriye’ye yönelik askerî saldırılarının istikrarı bozduğu, bu ülkenin egemenliği ile toprak bütünlüğünü ihlâl ettiği, bölgedeki gerilimi tırmandırdığı” tesbitleri gerçeği ortaya koyuyor.

Bu bağlamda, “ortak bildiri”deki “gayrimeşrû özyönetim teşebbüsleri dahil olmak üzere, terörle mücadele kisvesi altında sahada yeni oldubittilerle yeni oluşumlara dair her türlü girişimi reddetmiş; (...) komşu ülkelerin millî güvenliğini tehdit eden ayrılıkçı gündemlere karşı durma kararlılıklarını ifade etmişlerdir” tavzihi Suriye’de “siyasî çözüm”ün perspektifini gösteriyor.

Aslında sözkonusu “siyasî çözüm” çerçevesi, üç garantör ülkenin Soçi’de imzaladıkları “belge”nin ilk maddesinde, Suriye’nin egemenliği, bağımsızlığı, birliği ve toprak bütünlüğü kuvvetli şekilde teyidle Suriye halkının kabul edebileceği, kalıcı ve muteber bir siyasî çözümün tesisi için ilgili bütün çevrelerin katkısının şart koşulmasını, Suriye’de akan kanın artık tamamen durmasını esas alan “Astana mutâbakatı”nda çizilmiş.

Bu açıdan Türkiye-Rusya-İran zirvesinden, Suriyeli göçmenler ve sorunun siyasî yollarla çözülebilmesi için, Anayasa Komitesi’nin oluşturulmasıyla Suriye halkının yeni yöneticilerini seçmesini öngörülmesi “siyasî çözüm”ün en önemli bir merhalesi olarak görülüyor.

Hülâsa, Bediüzzaman’ın beyânıyla, asırlarca beraber yaşamış, ‘komşu, kardeş ve birbirine muhtaç’ akraba milletlerin çeşitli tahriklerle karıştırarak ve kışkırtılarak birbirine hasım hale getirilmesiyle İslâm kardeşliğini berhava eden “tahrik ve ifsad fitne stratejileri”ne mukabil, Ankara’dakilerin, artık oyuna gelmemesi gerekiyor.

Ankara, Suriye topraklarına muhataralı askerî operasyonlarla beynelmilel hiçbir hukukî temeli olmayan neticesiz “Amerikan projesi, güvenli bölge” benzeri kumpaslara katılmak yerine, Şam’la güçlü diyalog ve işbirliğine gitmeli.

Ankara, barış ve istikrara çalışmalı

Zirvenin basına açık bölümünde İran Cumhurbaşkanı Ruhanî’nin “siyasî çözüm”ün “ortak ilkeleri”ni; “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi ile dış güçlerin bu ülkenin iç işlerine müdahalesinin sona ermesi” olduğunu belirtip, Suriye krizinin sadece siyasî yolla çözülebileceği ifadesi kayda değer.

Keza “Rusya, Türkiye ve İran’ın garantör olduğu Astana süreci, Suriye’nin çözüm sürecine en etkin katkı sağlayan mekânizma” olduğunu nazara veren Rusya Devlet Başkanı Putin’in “Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması temelinde çözülmelidir” tesbiti “siyasî çözüm”ü özetliyor.

Ve “Suriye’nin siyasî birliği ile toprak bütünlüğünün muhâfazası, sahada sükûnetin korunması, ihtilâfa kalıcı bir “siyasî çözüm” bulunması noktasında tam bir mutâbakat içindeyiz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Astana Plâtformu”na işâretle, “Suriye’de barışın sağlanması, siyasî çözüm umutlarının diri tutulması bizlerin gayretlerine bağlıdır” cümlesi yıllardır inâdına sürdürülen neticesiz “Suriye politikası”nın iflâsının ikrarı oluyor.

Umarız; Ankara artık “Astana mutâbakatı” çerçevesinde Suriye’de “siyasî çözüm”le barış ve istikrarın teminine çalışır…

Zirvede “Parçalanıp ayrılmayın!” âyeti

Türkiye’nin artık Müslüman komşusu Suriye ile diyalog ve işbirliğini yapması önerisinde bulunan Putin’in Kurân-ı Kerîm’e atıfta bulunması Ankara zirvesine damga vurdu.

Mâlûm merhum Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad, “Türkiye ve Suriye’nin topraklarında birbirlerine yönelik terör örgütlerine müsaade etmemelerini, birlikte ‘terör örgütleri’ni belirleyip karşılıklı ‘terörle ortak mücadele’ etmelerini” taahhüd eden ve 20 Ekim 1998’de Adana’da imzalanan “Adana mutâbakatı”nı da Putin hatırlatmıştı.

Bu bakımdan, Putin’in Yemen’deki insanî trajediyle, Suudi Arabistan-İran gerilimiyle ilgili olarak, Âli İmran Sûresi’nin 102. âyetinin “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanıp ayrılmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, o kalplerinizi birleştirmişti? İşte O’nun nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz” meâlini hatırlatarak barış çağrısı yapması ibret-i âlem oldu.

Bediüzzaman’ın 1911’de Şam’da Emeviye Camii’nde verdiği hutbede, başta “iki büyük ve muazzam tâife olan Arap ve Türk gibi hâkim milletler” başta olmak üzere, bütün Müslüman milletlerin dünyevî ve uhrevî saadetlerinin, maddî ve mânevî kalkınmalarının yine esaslı işbirlikleriyle olacağı dersini yeniden okutturuyor. (Emirdağ Lâhikası, 437-440)

Zira baştan beri Ankara’nın Şam’la işbirliği yapması ikazında bulunan Yeni Asya’nın hatırlatmasıyla, ecnebi işgalcileri geldikleri gibi gidecekler ve Suriye’de eninde sonunda Suriyelilerin kararı hayata geçecek.

Yeter ki bölge ülkeleri haklarına, hukuklarına sahip çıksınlar ve yanıbaşlarında Suriye’nin bölünüp parçalanmasına fırsat vermesinler…

Okunma Sayısı: 1446
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı