Görünen o ki tam da “On iki gün savaşları”nı bitiren “ateşkes”in imzalandığı günde 180 ilkokul öğrencisi kız çocuğunun bombalanması ve dinî lider Hameney’le ailesinin kalleşçe katliyle ateşlenen “kırk gün savaşı”nı sonlandırıp iki aylık müzakere sürecini esas alan on maddelik “mutabakat” ortadan kaldırılmak isteniyor.
Görünen o ki Hürmüz Boğazı’nın İran’ın kontrolünde açılması, ağır ekonomik yaptırımların kaldırılması, ülkenin yıkılan altyapısının yeniden inşasına 300 milyar dolarlık fonun kurulması ve onlarca milyar dolarlık dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılması İsrail ve Yahudî lobisince bir türlü hazmedilemedi.
Bu arada Tahran’daki resmî cenaze törenine -22 ülkenin “biz de gelecektik, ABD bize haber gönderdi, tehdit etti, gelemedik” bildirdikleri- Asya’dan Güney Amerika’ya 102 ülkeden heyetlerin katılması, bu arada ABD’nin “bitirdik” dedikleri İran’ın uluslararası itibarının ortaya çıkması Siyonist – Evangelist ifsad şebekelerinin endişelerini daha da arttırdı.
Zira Trump’ın her fırsatta “İran’ı vurduk, mahvettik, donanmasını bitirdirdik, savaşı kazandık” söylemlerinin yüzde 70’i savaşa karşı çıkan Amerikan halkında inandırıcı bulunmayıp savaş karştılığı dalga dalga yayıldı.
İSRAİL VE YAHUDÎ LOBİSİNİN TAHRİKİYLE
Trump’ın itirafıyla “kalkışmasını” bekledikleri İran halkının yanısıra Kum’dan sonra Irak’ın Kerbelâ ve Necef şehirlerinde ve Meşhed’deki defne milyonlarca insanın cenazeye katılmasıyla İran halkının birlik ve bütünlükğü sergilemesi İsrail işbirlikçilerini çılgına çevirdi.
Bu yüzden İran’ın savaşta ve müzâkere masasındaki başarısı karşısında Siyonist mihrakların, başta Yahudî damadı ve İsrail’e hizmeti “görev” bile Evanjelik odakları tahrikle özellikle “Epstein ifşaatları” şantajıyla “teslim” aldıkları Trump’ın çelişkileri daha arttı.
Çoğunluğu kaybetmekle “azil süreci”yle karşı karşıya kalma tehdidiyle kalacağı Kasım’daki Kongre seçimlerine doğru gittikçe sıkışan Trump, İsrail ve Yahudî lobisinin baskısıyla gün aşırı sergilediği zikzakları aynı günde tekrarladı.
Tam da Cumhurbaşkanı’nın “Ukrayna savaşındaki barış vizyonunu paylaşıyorum, İran krizinde sabotaj teşebbüslerine rağmen Trump’ın kararlı tutumunu takdir ile karşılıyorum” deyip “Hürmüz’ün mayınlardan temizlenmesi için gerekli katkıya hazırız” dediği sırada Ankara’da “Müzakereler devam edebilir; ama (İran’la mutabakat) benim için bitti. Zaten onlarla uğraşmak istemiyorum ama onlar aşağılık mahluklar” tahkirleriyle Türkiye’nin Müslüman komşusunun vurulması tâlimatını vermesi bundan.
Bundandır ki “kırk gün savaşı”ndan sonra ABD ile İran’ın imzaladığı “ateşkeş”in, NATO zirvesi için Ankara’da Cumhurbaşkanı’na yine “harika bir adam, onu çok seviyorum!” övgülerini yağdırdığı sırada yine Trump’ın talimatıyla bozulup savaş dönüldü…
SALDIRIYA BAHANELER ARANDI…
Aslında İran’ın açıkça yalanlamasına karşı ABD’nin yaptığına ya da İsrail’e yaptırıldığına dair kuvvetli şüpheler bulunan “Hürmüz Boğazı’nda üç ticarî gemiye saldırısı”nın “İran’a saldırı” için planlandığı açığa çıkıyor.
İsrail’e karşı bölgede güçlü bir ülke bıraktırmamakla bölgenin hegemon ülkesi yapma plânıyla “mutabakat”ta yer almamasına rağmen füze programını tamamen sonlandırılması”nın istenmesi bunun bâriz göstergesi.
Aslında CENTCOM’un açıklamasıyla ABD’nin kara ve deniz konuşlu savaş uçakları, insansız hava araçları (İHA) ve savaş gemilerinden fırlatılan hassas güdümlü mühimmatlarla İran’ın Hürmüz ve çevresindeki yüzlerce askerî hedefinin vurulması, Tahran’ın ve Hürmüz’den uzak bölgelerdeki sivil yerleşim merkezlerinin bombalanması, İran’a yönelik saldırıları meşrulaştıracak gerekçelerin oluşturulmaya çalışıldığı yönündeki değerlendirmeleri güçlendiriyor.
Ancak en vahimi, “Trump’ın S-400’lu, F-35’li, Kaan motorları” vaadli, bol propagandalı Ankara ziyaretiyle Türkiye’nin “savaş cephesi” haline getirilmesi komplosu...