"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Fuzuli ol!

Erkam Yıldırım
30 Ocak 2021, Cumartesi
Aslında sadece hissediyorum, ama anlayamıyorum.

Karmaşık geliyor her şey, seçemiyorum. Ama yüreğimden kopan halelere de karşı koyamıyorum. Nedir, nasıldır ya da nerdedir, onu da bilmiyorum. Memleketi, mahallesi cemiyeti ve cemaati nerededir, nasıldır, bilmiyorum. Zira bir kara kış ortasında sıcak ve selim bir katrenin katran bakışı, kırmızı bir odanın karanfil kokusu ile dolunca, sobanın üzerinde pişen kestanenin bestesi yeryüzünde bulunan aşıkların bir destanını süzer şiirlerin iliklerine. Bu ilikler öyle yanar ki gönül yuvasında mahpus olan bülbülün güle ötüşünü şahlandırır. Şahlanan bülbül gam ile ve dahi hüzün ile dile ne gelirse söyler. Yani dile geleni bekler. Bu dile gelme, gülün dirilmesini ateşli bir şekille isterken, kendi ateşinden gülü korumayı ihmal etmeden yaklaşır. Böyle yapmaz ise o ihmal ateşin yaktığı yeri kül ederken, bülbül maşukunu  aşkıyla kaybeder. Zira o aşk ki, aşkındır, taşkındır ve söz, kural dinlemez bir nardır. Yasası, kasası yoktur. Ondandır ki evvelinden tedbir elzemdir. 

Kelâmın başında, kara kış ortasında dedik ya, işte aşkta her kelâmın başında ve karakış ortasında, sırtında aşkın heybesiyle, sinesinde göğsün kafesiyle, kafasında kelebek uçuşuyla, gözünde bin kıyamet bakışıyla, elinde bir elin dokunuşuyla yakınlaşır ve göğsündeki gönlünü, ilmek ilmek istidadı ile nakışlatır.

Ve sonra yüreğinde biriken damlacıkların üzerinde cemreler yer bulunca, evvelden beri kendi tahtında şah olan ve kudreti ile şöhret bulan aşığın hükümranlığı yüce bir bakış ile, nakış nakış son bulur.

Bilirsin ki bir de hep nakış dedik. Zira aşk öyledir ki... Her şeyi birden bine doğru nakış nakış işler. Ki, kendi olan şahı tahtından indire. Peki bu durumda aşık ne yapar diye sorarsak, sobanın üzerinde pişen  kestane ile, bahçesinde bulunan gülbin’in toprağına, canındaki canı, aşkı ile damla damla ıslatıp, gülün “candan usandırıp,” cefaya sevk eylemesin diye, gülü dili ile kendine dildar eder. Bu ahval süregelirken, ‘’bir kök aşkın’’ bahçeye dikilmesi sırasında, şiirlerinden kemikleri yakan, bir testi hüzün döker. Bu hüzün dökülürken testinin içinden toprağa, aşkın ateşi ile kestaneler pişer. Ve sonucunda visal değil vuslat ister.

Hatta öyledir ki, bunu netice veren bir söz alalım. Kudretiyle şan bulup, şahlanalım. Bunun yanında biraz da mahirliğinden konuşalım. O söz der ki;

Beni candan usandırdı, cefadan yar usanmaz mı?

Felekler yandı ahımdan, muradım şem’i yanmaz mı?

Bak işte görüyorsun aşkın maharetini ve dahi sayfalara nakşeden nakkaşın ahvalini. İşte üstteki satırlar aşkın hali ve neticesi ile devam ettirildi. Ve göründü ki,  aşk öyle bir yakmıştır ki, ebede kadar kendini ‘’Fuzuli’’ belletmiştir cihana. Ve bu durum aşkın yakıcı hâlelerini, kavurucu ateşini, keskin kokusunu bir Cennet gibi arzulatır. O, öyle bir Cennettir ki sadece yananların mahallesi ile nam salmış ve adı ‘’Aşıkların Cenneti’’ olmuştur.

Ancak burada bir çıkmaz vardır ki, o da aşığın bir tercihle karşı karşıya bırakıldığı andır. Zira bir mürecca avdeti barındırdığı için ‘’Aşığın’’ iki aşk ile kalbi çarpışır. İşte o an kırmızı bir oda, karanfil kokusu ile dolunca, bu ahval sergüzar eyler onu. Bundan sonra artık ya bir yar vardır ona ya da yardan öte bir diyar.

Hal bu durum ile iştigal olunca, gönlünün ateşi ve meylinin menzili şu sözleri söyletir ona;

“Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabîb, 

Kılma dermân kim helâkım zehri dermânındadır.”

Yani tercihi artık, aşkın ıztırabını çekmeye razı olmak ile son bulur. Ve o ıztırabın bir derd değil bir derman olduğunu, dermanın ise zehir olduğunu kabul eder. Zira o, nasib olduğu hâleler ile makam bulduğunu ve gönlünün şahlandığını anlamıştır. Yani, netice olarak yara değil, yardan öte bir diyara varmayı tercih etmiş ve ‘’Fuzuli’’ olmuştur.

Okunma Sayısı: 1671
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı