"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Allah’ın işine karışmamak

M. Fahri UTKAN
04 Temmuz 2026, Cumartesi
“Allah’ın işine karışılmaz” atasözünün açıklamasına baktığımızda, şunu görüyoruz; isanların aklı Allah’ın yaptıklarını algılamaya yetmez.

Zira kimi zaman bize kötü gibi görünen şeyler sonuçta iyi; bize iyi gibi görünen işler sonunda kötü olabilir. Bu sebeple olan şeyleri eleştirmek, yorum yapmak yanlış olur.

Aşağıdaki hikâyeyi birçoğunuz biliyordur: Adamın biri; “Ya Rabbi, her yaptığın iyi, hoş da, şu Mayıs böceklerini niye yarattın? Bunlar neye yarar?” diye içinden geçirmiş... Bir müddet sonra amansız bir hastalığa yakalanıvermiş... Gezmedik doktor bırakmamış. Ama çare bulamamış, sonunda bir ihtiyar kendisine: “Mayıs böceklerinden toplayıp kaynatarak, bunları macun yap, kırk gün aç karnına birer kaşık yut” demiş. 

Adamcağız, çaresiz bunu uygulamış ve rahatlamış... Aynı adam; bir gemi yolculuğunda, fırtınaya tutulup batma tehlikesiyle, herkes çırpınıp dururken, kendisi bir kenarda oturup, bu gelişmeleri sükûnetle seyrettiğini görenlere ve bu soğukkanlılığın sebebini merak edenlere şu cevabı vermiş: “Ben Allah’ın işine bir sefer karıştım. Kırk gün Mayıs böceği yedim. Allah’ın işlerine karışmamaya yeminliyim.”

Üstad Bediüzzaman; “Gafil olan insan, kendi vazifesini terk eder, Allah’ın vazifesiyle meşgul olur. Evet, insan, gafletten dolayı, iktidarı dâhilinde kolay olan ubudiyet vazifesinin terkiyle, zayıf kalbiyle rububiyet vazife-i sakîlesinin altına girer, altında ezilir. Ve aynı zamanda bütün istirahatini kaybetmekle âsi, şakî, hâin adamların partisine dâhil olur.” dedikten sonra bir örnekle konuya açıklık getiriyor:  “İnsanın Allah’a karşı ubudiyet, vazifesidir. Terk-i kebâir, takvâsıdır. Nefis ve şeytanla uğraşması, cihadıdır. Amma gerek nefsine, gerek evlât ve taallûkatına hayat malzemesini tedarik etmek Allah’ın vazifesidir.” (Mesnevî-i Nuriye, s. 244.)

Aynı konuyla alakalı bir hatırayı da burada bilgi olarak almakta fayda görüyorum: “Molla Hamid, bir zaman sonra Bediüzzaman’a şöyle bir mektup yazar: “Efendim ne yaptımsa kimseyi derse getiremiyorum. Ne kitap okutabiliyorum ne de satabiliyorum. Benim ihlâssızlığımdan mıdır? Yoksa ümmî olduğum için mi bu işi beceremiyorum” der. Bediüzzaman da Molla Hamid’e cevabî şöyle bir mektup yazar: “Kardeşim senin dokunaklı acıklı mektubun bizi derinden yaraladı ve ağlattı. Ne yapalım bu zamanlar hep kış zamanıdır. Sizler inşallah cennet asa bir baharı görürsünüz. Yalnız benim tavsiyem sabredin. Sizin vazifeniz nurları göstermektir. Kabul ettirmek Cenab-ı Hakk’a aittir. Sen vazifeni yap. Senin mektubun Van’ı, Şam ve Mısır’a tercih ettirdi.”

Özetle anlamamız gereken; “Üzerimize düşeni (vazifemizi) yapıp sonucu Allah’tan beklemektir.”

Okunma Sayısı: 192
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı