"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yıkma gönül mabedini

Erkam Yıldırım
20 Haziran 2020, Cumartesi
Bir Muhammed-i Aşık olan Hz. Mevlânâ’nın “Gönül, gönüldür olsa da göğsünde bir kahbenin onu yıkan gitmesin tavafına Kâbe’nin” deyişi ile başlamak gönül yolculuğunun ne kadar kıymettar ve ulvî olduğunun bir ispatıdır.

Gönül, naz ile kıymetleşir, kendini bilmek ile ulvîleşir ve edep ile güzelleşirken, bu yolculuğun kokusu bir Cennet bahçesinden gelen rayiha gibi en çorak çöllerde bile bir vaha gibi kendine yer edinir. 

İnce ince çiseleyen yağmur taneciklerinin düşüşü gibi narin bir acı verse de o acı içindeki kıymettar meyveye ulaşmak adına bir bade tadında tattırılan letafetlerin bir insicamıdır. Bu derin ve zerafetli insicamı bozmak, bozdurmak veya kıymak gönül yolculuğunda bir beşikte büyüyen nazdar bir bebek gibi o bebeğin masumiyetine leke sürmektir. Buraya kadar tabir ettiğimiz cümleler doğrultusunda Anadolu’da eskiden beri var olan, tekkelerde sorulan iki soruya gelelim şimdi. Neydi bu sorulan sorular? Birincisi “Bugün gönül kırdın mı?’’ İkincisi “Bugün namaz kıldın mı?’’ Birinci sorunun cevabı eğer “evet” ise ikinci soru sorulmazdı. Zira atalarımızdan miras aldığımız edeb ile gönüle bakışımız “Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil!’’ geleneği ile gönülün ne kadar özel ve önemli ve şahenşah bir yolculuk olduğunu bir kez daha bizlere göstermiştir. 

Gönülün tasviri bir aynaya benzetilirse onun için sen, senin için o olur. Onu güzelleştirirsen, sen de güzelleşirsin. Zira gönül evvelde senin içindedir. Sen gönülün duvağını kaldırdıkça oda senin “için’’ ve senin içinde olur. Misalen karşında bir ayna var, elinde tırtıksız bir tarak, fön makinesi vs güzelleştirici aletler var. Ve sen kendini kırılgan bir aynada güzelleştirmek için karşısına geçtin. Bir süre sonra güzelleştin ve aynaya tekrar baktın, gülümsedin. İşte o ayna içinde, var olan sensin. O aynanın içinde varlığına gülensin. “Var’ım evet varım.. burdayım..’’ diyerek varlığını ayn-el yakin bir şekilde tecrübe ederek ispat edensin. İşte içinde var olan böyle bir aynanın kırılması veya kırdırılmasının Sadi-i Şirazi’nin beyitlerinde geçen;

“Gönül yarasından sakınmak gerek

Ki yoktur onun cihanda merhemi’’ 

deyişi ile bir gökyüzü gibi binbir âlemi içinde barındıran gönül aynasının bir âleminin kırılması veya yıkılması diğer binler âlemlerin kırılması veya yıkılması ile eşdeğer tutulmuştur. 

Zannımca bu yumuşak ve iyimser bir bakış açısıdır. 

Zira devamında dile getirdiği:

“Elinden gelirse gönül yıkma ki

Yıkık gönlün ahı yıkar âlemi’’ 

demesinde ki sebep ise; karşısında bulunduğun aynanın kırılması veya kırdırılması; hem senin, hem diğerlerinin hem de kâinatın varlığının ve ispatının bir anda ortadan kalkarak hercümerc bir şekilde sönmesiyle ‘bir’leştirilmiş, bir öz ve maya şeklinde tabir ve tasvir edilmiştir. Hatta daha derinlemesine girdiğimizde; bu kâinatın özü ve mayası Hz. Muhammed’den (asm) hasıl olan muhabbetle ve aşk ile yoğrulduğundan ve her zerre ve insanda gönül olduğundan ve bu gönülde aşkla ve muhabbetle süslenen kâinatın yegâne varlığı Hz. Muhammed (asm) olduğundan gönül yıkmak ile Kâbe’yi yıkmak arasında böyle bir bağ kurulmuştur. 

Zannımca, bir insanın veya bir varlığın gönlünü yıkmak ile Hz. Muhammed’in (asm) gönlünü yıkmak aynı zamanda Yüce Allahın (cc) evi ve mabedi olan Kâbe’yi yıkmak anlamında kullanılmıştır.

Bu çerçeveden hareketle; “Ne olduklarını bilmeyenler ne dediklerini de bilemezler’’ diyen Paul Valery’nin dikkate bıraktığı nazarı fikrettiğimizde yukarıda bahsedilen ayna tasavvuru ile yeniden yola çıkarsak eğer, aynada var olan kendisinin, tarifini ve tasvirini tahayyül etmeyen biri karşısında, binler aynada olsa da kendini tanıyamaz, kendini tanıyamayan, kendini tanıtamaz yani özüne saygı duymayan bir gönül yolcuğuna başlayamaz. 

Zira “Kendini tanıtmak istiyorsan, başkalarının davranışlarına dikkat et. Başkalarını anlamak istiyorsan, kendi gönlüne bak diyen Friedric Von Shiller de benzer düşünceleri dile getirenlerdendir. 

Yani ne olduklarını bilmeyenler aynı zamanda ne dediklerini bilmeyenlerdir. Yani kendine, iç sesine ve gönlüne erişemeyenlerdir. Yani gönül yıkanlardır.

Sonuç olarak: Yıkma gönül mabedini/ Yıkılan sen olursun.

Okunma Sayısı: 1675
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı