KONUM
Korkular ülkesi, yasaklar merkezi, çocukların ana babasından ayırıldığı, haksızların kayırıldığı ülkeler içinde değiliz değil mi?!
*
İNSANLIK ARAYIŞ DENEMESİ
Darbe diyorsun, ha!
Sana sorulmasın yani!
Fikrim yok diyorsun!
Aklım başımda değil diyorsun!
Ona buna sattım diyorsun.
Hayırlı işler abi!
Demokrasi ağır diyorsun.
Hukuk, adalet bir kenara…
Karar bir dudaktan çıksın diyorsun.
Sen ne diyorsun; tuhaf adam?
Sen bir cumhuriyetsin.
Deniz gibi, gökyüzü gibi hürriyetsin.
Et-kemik sanıyorsun kendini.
Ümitlerin, korkuların ne olacak?
Hayallerin, emellerin, tercihin?
Kendini adam yerine ko!
Sen bu âlemin özü, özeti…
Ezme ve ezilme; yoo!
*
SİGARA DUMANI
Sigara -birçok yerde-içmek yasak ama yabancı sigara almak satmak serbest… Eee, bizim tütünümüze n’olmuş? Yerlici, millîci, dava arkadaşları bu un için mi koltuklara kuruldunuz. Kurulun bakalım; iki yüz sene beklediniz; hakkınız olsa gerek demek ki yabancı markaları desteklemek. Dava bunu emrediyorsa Neylersin!
*
GÜLEN YÜZ (ÖZLEMİ)
Gülen idarecilere hasret kalan ülkem, vay! Demek gülen yüzler bu topraklara ağır geliyor ki bak yıllardır gelmiyor. Seçilenler seçenlere sert bakar mı anne?
*
M/İZAH
Mizahtan korkanın; ciddiyetten ödü patlar.…
*
A/NORMAL
Çok normal şeyler; anormal gibi oldu ya şu geldiğimiz yere bak, anne!
*
GİDİŞAT
Ülkem nereye geldin böyle; demokrasi ülkesine gittiğimizi sanırken!
*
PERDE
Bak;
Ne kolaymış…
Kurtulmak fakirlikten.
Çek perdeleri;
Kimse görmesin.
*
TAZİYE EVİ GÜNLÜĞÜ
Cenaze evinden geliyorum. Son olarak hoca dua ediyor. Bakıyorum; ezbere dualar... Mezarda, evde ayrı kişilerin hemen hemen aynı duaları... Niye öyle?Yani niye resmî dualar? İçinden geldiği gibi kâh sıcacık kah serincecik yakarışlar beklerdim! Yürek titreyişleri olmalıydı! Her yerde askerî adımlar, haller, seslenişler, gelişler, gidişler... Nerdesin ey iç, ey kalp, ey yürek, ey gönül, ey ruh, ey samimiyet, samimi niyet, ey ciddiyet?Niye bu ölümün konuştuğu yerde bile resmiyet?
*
BAŞ DÖNDÜREN DÖNME’LER
Nasıl yani? Dün öyle (öcü), bugün böyle (cici)! Aşkın ve şaşkın bir hikâye… Ayan olunca (bile) beyan olmuyorsa bir şeyler; sen neyler, ben neyler, o neyler? Haa, kafa karışacak bi' şi' yok; insanlıktan yana mısın; değil mi; mesele bu! Saf, saflık, safsata; karışıyor ha karışıyor.
*
ÇOCUKLAR VE ÂŞIKLAR
Çocukluğun formatı, fotoğrafı mı olur! Ne diyorsun sen! Çocukluk, aşk bir de şairlik; hürriyet demek olsa gerek! Hürriyetin ne olduğunu bilir onlar. Çocuklar... mâsumdur bir kere! Âşıkların şöhrette, parada gözü olmaz! Şairlik mi dedin? Bakarken incitmez seni, N'itsinler dünyanın servetini! Ellerinde kalpleri;
İlân-ı aşk bütün halleri...
*
YAŞAMASIZ ADAMLAR
Beğenmediniz ha;
Bu güzelim dünyayı!
Bom, bom, bom…
Ağaçlar da yandı arada.
Kuşlar uçamadı;
Bom, bom, bom…
Gökyüzü karardı, be!
Ölüm tarlası gözleriniz…
Vicdanınız kömür karası…
Kim başlattı bu savaşı?
Yaprakların hışırtısını duymayıp;
Bom, bom, bom…
Yok, yok; içim ısınmadı size.
Yaşamak yok ki içinizde;
Bom, bom, bom…
*
ELBİSE GÜZELİ
İnsana hürriyet yakışır; esaretin canı cehenneme...
*
AŞK VE NETİCE
İşini aşkla yapıyorsan... sonucunu bekleme; aşkını kaybetmişsen... sonuç bekleme!
*
MASAL GİRİŞİ
Yani dünya fani...
Bir varsın, bir hani?!
*
GÜZELLİKLER ÜLKESİ
Çıkaralım yalanı hayatımızdan; güzelliktir geriye kalan...
*
HAKKIN HAKKI
Haksızlık karşısında susulur, diye “terbiye” edilmişiz de haberimiz yok gibi!) Haksızlık karşısında susanlara dilsiz şeytan denir, diye öğrenmiştik hal-bu-ki!
*
EMANETE HÜRMET
Milletinen “dalga” geçil(e)meyeceğini herkes bilir, bilmeli, bilecek; başka yolu yok bunun. Sandıklar meşveretin müşahhas ve şeffaf fotoğrafıdır. Emanet kime verilmişse öteki de ona hürmette küsür etmeyecek.
*
SEÇEN VE SEÇİLEN
Oynayamayan gelin yerim dar dermiş. Yeri genişlemiş; yenim dar demiş. Geniş bir elbise vermişler; iştahım kaçtı, demiş. Ey halkım! Cebinden n’aber? Sen nerdesin; ülken ve seçtiklerin nerde; bak diye!
*
DOLAŞIK İP
Siyaset; dine, sanata, adliyeye, tıbbiyeye, askeriyeye, spora karışınca her şey karışır.
*
ÇIKMAZ SOKAK
Hürriyet ve demokrasi ve adalet ve hukuk yoksa ne olur orada; garabe, harabe, darabe… ne dersen de!
*
BİR DAVETİYE ÖRNEĞİ
Bunca işimin arasında...
Beni "yaşamaya" çağırıyor:
"Mevsimleri seyredelim,
Çiçekleri sevelim." diyor.
Yok; kuşların bestesine uzakmışım;
Kendi kendime tuzakmışım…
Nefes almayı da bilmiyormuşum meğer;
Beni hayata çağırıyor!
Benimse bir sürü işim var;
Herbiri oyalar da oyalar.
Ben yemek yemeye vakit bulamıyorum:
Gökyüzüne, yıldızlara göz kırpsana…
Aya baksana, diyor.
Ne diyor bu adam?
*
YEŞİLE YABANCI
Yeşil... Yani yaş... Taze... Yaşıl’dan yeşil olmuş. Aklı, kalbi, ruhu her ân taze olanlar yeşilden hazzeder. Yoksa ha yeşilmiş; ha kesilmiş...
*
TOZLU SAYFALAR
Tarihimizi araştıran "yabancılara" soralım olmazsa! Biz biraz hatta çokça uzak/tan baktık kendimize; niye? Açıp kurcalamak gerekiyor tarihin sayfalarını. Dün , bugüne; bugün yarına lazım. Mutlaka bir çaresi var, şu bizi can evinden vuran sıkıntıların.
*
KRALLIK VE DEMOKRASİ
Millet, devleti terbiye ediyorsa orada demokrasi vardır; ötesi otokrasidir, krallıktır.
*
HAVADAN, SUDAN, DUMANDAN
Su gibi sularımız var; çoğunu da -nedense- yabancılar mı işletiyor? Çay ve sigara ithalatı da çaydan da kara, sigaradan da acı, tuhaf... Sigara ele alınası, ağza konulası bir matah değil de bu bağımlılık bir kaçış, duman gibi savrulmuş…
*
KAÇIŞ
Ayrılık, ölüm kokuyor her yanın;
Sen konuları değiştiriyorsun durmadan.
*
SÜKÛNETE DAVETİYE
Firavuna bile kavl-i leyyin ile (yumuşak, tatlı sözle) hitap gerekiyorken bu bizim sert havalar nerden esintili acaba?! Kimse kafasına göre dini şekillendirmesin. Hey, Yunus'u sevdiğini söyleyenler; ne diyor Koca Şair:"Ben gelmedim davi için;/Ben gelmişim sevi için;/Dostun evi gönüllerdir;/Gönüller yapmaya geldim."
*
ÖLÜMÜ UNUTMAK
Ölümü unutunca mı başlıyor kavgalar?!
*
KALEMİN AÇILIŞI
Her ne kadar açıldıkça yazsa da kalem... yazdıkça açılırmış!
*
VEDA SESSİZLİĞİ
Zaman gibi...
Dostlar geçer...
Önümüzden...
El sallarız.
*
HABER
Haberleri merak ediyorsun!
"En son haber..." sensin;
"Nasılsın, ne haldesin?!..."
*
ÖLÜMDEN ÖNCE SON’SUZ ÇIKIŞ
Para mı? Nene lâzım; geçinip gidiyoruz işte! Soğan, sarmısak; nane pırasa... Piyasa çok karışık... Faiz ve borsa... Havadan geçinenler sarmış dört yanı.
Huzurun adını unutmuşlar. Unutmuşlar adlarını. Armut şarkıları söylüyorlar. Onlar da ölüyor; kocaman evler, kasa kasa altınlar… Dünya fani... Öleceğiz. Ölümden önce son’suz çıkışı de!