"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

AB yolunda geç kaldık

Faruk ÇAKIR
10 Mayıs 2024, Cuma
Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği yolundaki yürüyüşü ara sıra hızlanmış olsa da umumi anlamda çok yavaş ilerleyen bir yolculuk oldu. Hele son zamanlarda bu yolculuk için “tamamen durdu ve geriye gittik” denilse yeridir.

AB-Türkiye ilişkilerini hakkında önemli değerlendirmelerde bulunan Marmara Üniversitesi Avrupa Araştırmaları Enstitüsü’nden Prof. Dr. Muzaffer Dartan şöyle bir tablo çizmiş: 

“Birlik günümüzde salt ekonomik ilişkilerle sınırlı olmayıp, üye ülkeler arasında tek pazarın oluştuğu, halkların birlikte yaşamasının hukuki çerçevesini oluşturan Avrupa müktesebatının uygulandığı ve bu bağlamda üye ülkeler arasında sınırların de facto (fiilen) önemini yitirdiği bir büyük projedir. Sonuç olarak; 1950’lerin başında altı üye ülkeyle temelleri atılan Birlik, bugün 27 üyesiyle kıtanın geneline yayılmış, yarım milyar insanı kapsayan bir birlikte yaşam projesidir. 

“Topraklarının büyük bir kısmı Asya’da bulunan Türkiye, Birliğe üye olamaz” diye bir kısım tartışma varken Gürcistan’a aday ülke statüsü verilmesi, Türkiye’ye karşı ileri sürülen bu iddiayı tamamen boşa çıkarmıştır. Ancak diğer yandan Batı Balkanlar genişlemesinin de ivme kazanması 1959’da üyelik başvurusu ile Avrupa bütünleşmesine dahil olmak isteyen Türkiye’nin daha hangi ülkelerin gerisinde kalacağı sorusunu akıllara getiriyor. 1999’da Türkiye’yi ‘aday ülke’ olarak ilan etti. AB, katılım müzakerelerinin başlatılması için Türkiye’nin tıpkı Doğu Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Kopenhag siyasi kriterleri çerçevesinde bazı temel reformlar yapmasını şart koştu. Bu kriterler kapsamında demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanlarında yapılan reformlar yeterli görüldü ve 2005 yılında katılım müzakerelerinin başlatılmasına karar verildi. Fakat 2000’li yılların başında Türkiye’de gerçekleştirilen kurumsal reformlar ve üyelik yönünde atılan önemli adımlar, bir süre sonra karşılıklı restleşmeye kadar gitti ve katılım müzakereleri bugün de facto durmuş vaziyette.” (gazete duvar.com.tr, 9 Mayıs 2024) 

Gürcistan’a aday ülke statüsü verilirken Türkiye’nin bu konuda ‘yerinde sayması’ büyük bir kayıp değil mi? “Demir Perde” yıkılıp da sınır komşumuz Gürcistan bağımsızlığına kavuşunca bu ülkeden çok sayıda kişi memleketimiz Rize’ye gelir ve orada günlük yevmiye ile çay işlerinde çalışırlardı. O yıllarda Türkiye, Gürcistan’dan gelenler için “Almanya” gibiydi. Türkiye’de (Rize ve ilçelerinde) 2 ya da 3 ay çalışanlar Gürcistan’a döndüklerinde 1 yıl en iyi şekilde geçindiklerini söylerlerdi. Zamanla şartlar değişti, Türkiye’yi idare edenler ülkemizi faiz ve israfa batağına sürüklerken Gürcistan sıkıntıları nispeten aştı. 

Günümüze geldiğimizde artık Gürcistan’da Türkiye’ye, Rize’ye çalışmak için gelenlerin sayısı iyice azaldı. Çünkü artık onların parası daha değerli ve bu gidişle yakın zamanda AB üyesi de olabilirler. Bir sonraki adım, Türkiye’de Gürcistan’a ‘işçi göçü’ olursa şaşmamak icap eder.

Peki, bu tablo Türkiye’yi idare edenleri memnun ediyor mu? Niçin sonradan yola çıkanlar Türkiye’yi geride bırakıyor? Kabahati kendimizde görelim ve ‘hak, hukuk ve adalet’ yolunda ilerleyerek “AB seviyesi”ne ulaşalım...

Okunma Sayısı: 817
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı