Ülkemizde her yolun doğrudan ya da dolaylı olarak ‘adalet’e çıktığını gösteren misaller çoktur.
Sıkıntıları aşmak isteyen idarecilerin meseleye bu pencereden bakmasında fayda var. Ekonomi ya da eğitim gibi değişik konular gündeme geldiğinde çarenin adaletin sağlanmasından geçtiği çoğu defa ifade ediliyor.
Cambridge Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özge Öner de, bugüne kadar enflasyonla mücadelede en çok bedeli ücretliler, sabit gelirliler, emekliler ve küçük esnafın ödediğini hatırlatarak, “En tehlikelisi şu ki toplum bedeli öderken, adalet duygusu da aşınıyor. Bu ekonomi sadece yoksullaştırmıyor; aynı zamanda topluma aidiyet duygusunu zedeliyor” demiş.
Doç. Dr. Özge Öner, “Türkiye’nin en can yakıcı 3 sorunu nedir?” sorusuyla muhatap olunca şöyle cevap vermiş: “Türkiye’de ‘3 sorun’ diye sayınca geri kalanlar taliymiş gibi oluyor; ama üç kök mesele var: Birincisi kurumsal çöküş ve hukukî güvencesizlik. Öngörülebilirlik yoksa yatırım da yok, üretim iştahı da yok, sosyal huzur da yok. İkincisi ücretli nüfusun sistematik yoksullaşması. Enflasyon bir yeniden bölüşüm aracı haline geldi ve bu yeniden bölüşüm hakkaniyet üretmiyor. Bu da adalet duygusunu kemiriyor. Üçüncüsü ise üretim kapasitesinin sıkışması. Sanayi ve hizmetler, yüksek maliyet-düşük talep-zor finansman üçgeninde. Rekabet verimlilikle değil, ‘kim finansmana ulaşabiliyor’ ile belirlenmeye başlarsa ekonomi uzun vadede zayıflar.”
“Çözüm için neler önerirsiniz?” sorusunun cevabı da şöyle olmuş: “Çözüm için ‘tek hamle’ yok: Yargı bağımsızlığı, düzenleyici kurumların güçlendirilmesi, kamu ihale ve rekabet rejiminde şeffaflık. Dezenflasyonu sadece faizle değil, konut-kira, gıda, enerji, rekabet ve tedarik zinciri boyutlarıyla yönetmek. Vergide adalet (dolaylı vergi yükünün azaltılması), hedefli sosyal destek ve ücretli nüfusu koruyan gelir politikaları. Sanayi için ölçek/ verimlilik/ teknoloji dönüşümünü merkeze alan gerçekçi bir strateji; KOBİ’ler için nakit akışı ve tahsilat zincirini güçlendiren mekanizmalar.” (Konuşan: Şehriban Kıraç, nefes.com.tr, 11 Ocak 2026)
Eminiz ki çarelerin bu noktada düğümlendiğini Türkiye’yi idare edenler de biliyor. Biliyorlar, ama bilmelerine rağmen ne hikmetse yanlış adımlar atmaktan da geri durmuyorlar. Bu çelişkiyi izah etmek de kolay değil.
Acaba Türkiye’yi idare edenler; “Ülkemizin böyle bir derdi yok. Adalet hızlı ve hakkaniyetli olarak işliyor. Yargı tam bağımsız. Düzenleyici kurumlara müdahale yok. Kamu ihalelerinde tam şeffaflık var. Vergide de adalet sağlandı. Ücretli nüfusu korumak için uygun politikalar uygulanıyor. Hak edene hak ettiği ekonomik destek veriliyor” diyebiliyorlar mı?
Hak, hukuk ve adalet talebinden korkmayalım. “Her adımda adalet”î temin edelim ki sıkıntılar sona ersin.