Hayatın zorlu şartları karşısında aciz, sayılamayacak ihtiyaçlarına karşılık son derece fakir olan insanın, hastalık halinde dua ile sığınacağı sonsuz kudret sahibi olan Cenâb-ı Hakk’ın (cc) şifa kaynaklarına ruhunun derinliklerinden yalvarmasıyla, bütün hücrelerine yüksek bir enerji transferi gerçekleşir.
Yardıma muhtaç olan insanın, derdine çare olacak Sonsuz Kudret Sahibi tarafından, merhametle sesinin duyulacak olması düşüncesi, organizmanın direncini güçlendirecektir.
Duanın ruh, beyin, hücre toplulukları ve diğer organların fonksiyonlarına olan etkileri bilimsel olarak gözlemlenebilmektedir. Dikkat çekici bilgi kaynakları, ruhu ferahlatmaktadır. Meselâ: “Dua, Rahman olan Allah’la kulunun buluşmasındaki vecd halidir. Ruh ve beden en yüksek frekansta titreşir bu buluşmada. Gerçek bir İlâhî buluşmada sadece istek değil ‘Var olandan en yüksek hazla razı olma durumu’ vardır, şükür ve memnuniyet vardır ki burada da ruhun ve bedenin şifası, “Şâfî” ismi vardır.
Metafizik konulardaki araştırmalar ilerledikçe, duanın gücünün bilimsel kanıtları da ortaya çıkmaya başlıyor. Dünyanın saygın üniversitelerinden Yale Üniversitesi tarafından yapılan ve bir bilim dergisi olan New Scientist’te yayınlanan bir araştırmaya göre,” insan beyni Yaratıcıya inanmak üzerine programlanmıştır.” Kur’ân’ı orijinal dilinde okumaya bizim bedenimizin frekansının ihtiyacı var, aura’mızı düzenlemek ve şifalandırmak için. Dua ederken ellerin enerjisi çok önemli. Eller, bedendeki enerji yollarının çıkış bölgelerindendir. Dua ederken veya hasta birinin üzerine dua okurken yaptığımız işin fizikî düzlemde adı “enerji transferi”dir, işte o yüzden ellere dua okunup, o eller hasta bölgeye sürülür veya dua ederken eller yukarı doğru kaldırılır.
Eller dışındaki diğer enerji çıkışları gözler ve ağızdır ki bu bölgeler de nazar olayını fizikî düzlemde oluştururlar. Nazar artık ilmî olarak da kabul edilen bir olgu, gözden çıkan enerji, atomdaki elektronları yörüngesinden bile çıkarabilecek güçte olabiliyor. Dua ederken sözün yaptığı şey çok net ve basit aslında varlığın frekansını değiştirmek! Zihinde canlandırma yani imajinasyon madde boyutunu etkiler, bu metafizik bilimde kabul edilen bir gerçektir ama bunu ”modern tıpla” açıklamak veya referans vermek mümkün değil.
Zihin, dua ederken fizyolojik olarak farklı bir boyuta girer. Normal hayatta beyinde “Beta dalgaları” hâkimken, dua ederken “Alfa dalgaları” hâkim olmaya başlar. Alfa dalgaları zihnin gevezeliklerinin sustuğu, üçüncü gözün açıldığı, bedensel boyutta ise bağışıklığın, hücre onarımının ve yenilenmenin ayyuka çıktığı dalga boyutu, şifanın dalga boyutudur… Yine dua ederken beyindeki epifiz bezinden salgılanan DMT adlı molekül miktarı artar ki bu moleküle “The sprit molecule” yani “ruhun molekülü” denir. Bu bez ruhumuzun evrene ve daha yüksek âlemlere açılan kapısıdır. Üçüncü göz ya da akıl gözü de denir. Biyolojik saati de bu bez ayarlar. Beyindeki tüm bu elektro-fizyolojik değişimler yüzündendir ki, duaların vaktinin de bir hikmeti vardır. 1
İnsanın bitmeyen ihtiyaçları karşısında, başvurabileceği Sonsuz Kudret Sahibi bir zatın yardımına dua ile sığınması ve karşılık verileceği duygu ve düşüncesi, ruh dünyasına geniş bir ferahlık sağlayacağı gibi, halis bir ubudiyet olmasından maneviyat âleminde de, yükseliş sebebi olacaktır.
Sağlıcakla kalın...
Dipnot:
1) Dr. Elif Güveloğlu, Hastalıklar Öğretmendir, s.337-338, Hayykitap 2016