"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Tatlı zehir: Şeker - 2

Feyzullah ERGÜN
22 Eylül 2019, Pazar
Modern çağın insanları, günümüzde tat ve lezzet odaklı beslendiklerinden, gıdalara ilâve edilen şeker ve tatlandırıcı kimyasal madde oranları, artarak devam ettirilmektedir.

Sürdürülen sorgulamasız beslenmeler sonucunda, hastalık grafikleri her geçen gün, insanlığın mutsuzluğu yönünde giderek yükselmektedir. İnsanların, özellikle de çocukların beslenmesinde, yüksek oranda kullanılan beyaz şeker ve tatlandırıcılar, vitamin ve mineral bakımından fakir olmaları dolayısıyla, vücuda hiçbir faydaları olmadığı gibi, vücudun kimyasını da tahrip etmektedir. Enerjisi yüksek ve yakılması zordur. Yakılamaması dolayısıyla, organizmada yağa dönüştürülerek depolanır. Bunların üretim ve tüketiminde, insan sağlığı göz ardı edildiğinden, zehirli gıdalara dönüşmektedir. Zaten nişasta bazlı mısır şurubu GDO’lu ürünlerden elde edilmektedir. “Şeker pancarı, fabrikaya girdiği andan itibaren, maalesef çok fazla kimyevî işleme tabi tutulur ve içine çok sayıda, kimyevî katkı maddesi eklenir. Bu da rafine edilmiş şekerin, bağımlılık yapan, vazgeçilmez, çok tatlı bir zehre dönüşmesine sebep olur. Üstelik ülkemizde ekimi yapılan şeker pancarı, içilebilir su kaynaklarının ezici çoğunluğunu tüketerek, alternatif tarım ürünlerine de büyük zarar verir.

Pancar, hem tarlada, hem de fabrikada zararlı kimyevîlere maruz kalır, bu kimyevîlerin tamamı, şekerin içine işler, dolayısıyla da insan vücuduna aktarılmış olur. Farklı farklı ürünlerle, aynı anda midelere giren kimyevîler, şekerle birleşip adeta zehir bombacığına dönüşerek, çok sayıda hastalığa sebep olur. Şekeri beyazlatmak, hayvan kemiği külü veya sentetik kalsiyum fosfat yardımıyla gerçekleştirilir. BONE CHAR/ kemik külü, hayvan kemiğinden elde edilen bir küldür. Kemik kömürü, hayvanî bir ürün olduğu için Müslüman, Yahudi ve vejeteryanlar için endişe kaynağıdır.” 4 Bütün olumsuz üretim metotlarına rağmen, insanlar beslenmede, vücudun ihtiyacı olduğu için değil, bağımlısı haline getirildikleri ve çok kısa süren damak zevkleri için, sorgulamadan ölçüsüz şekilde, şeker tüketmektedir. Şeker ve tatlandırıcı kimyevî maddeleri, alışkanlık haline getirenlerin, bu tehlikenin farkına varmaları, sağlıklı hayat kalitelerini düzenleyecektir. Halbuki, günümüzde şeker tüketimi, insanların, gelişme ve hayat standartlarında belirleyici bir ölçü olarak alınması, yanlış göstergeleriyle değerlendirilmektedir.

Şeker ve tatlandırıcı kimyevî ürünlere alıştırılan halkın büyük çoğunluğu, kolay kolay bu bağımlılıktan vazgeçemeyeceği göz önünde bulundurularak, tüketilen şekerin organik şartlarda, kimyevî katkılarla zararlı hale getirilmeden üretilmesi, halkın genel sağlığı ve buna bağlı olarak, ülke ekonomisine çok büyük destek verecektir. Çünkü, rafine şeker ve tatlandırıcıların tüketilmesiyle, giderek artış gösteren sistem hastalıklarının, genel bütçeye getirdiği yük, milyar dolarları aşmaktadır. Hayret edilecek uygulamalardan birisi de, hastahanelerde hasta, refakatçi ve personele verilen çayın yanında rafine şeker ve reçel çeşitleridir. Hasta ve diğer insanların, beslenme ve diyetlerini düzenleyenlerin, daha duyarlı olmalarını beklemek, kesin bir hasta hakkı olarak değerlendirilmelidir. Şehirler arası otobüs ve hava yolları yolcu taşımacılığında, yolculara şekerli ürünler ve kolalı içecekler, bol miktarda ikram edilmekte olup, yolcuların büyük çoğunluğu reddetmeyerek, hemen alıp tüketmeleri, sağlığa son derece zararlı bir uygulamadır. Düğün, bayram ve mevlitlerde büyük miktarlarda şeker ürünleri, lokma ve hazır kekler, sorgulanmadan yüksek oranda tüketilmektedir. Bu uygulamalar, birçok hastalığın tetiklenmesine sebep olmaktadır.

Bir zamanlar, şekerin nasıl bir zehir olduğu bilinmediğinden, şeker tüketim seviyelerini, bir üst seviyeye ulaştıran ve refah düzeyinin yükselmesine bir ölçü olarak gösteren, bir medeniyet, sağlık ve konfor göstergesi olarak hedeflenmiştir. Bu düşünce ile arttırılan şeker üretim ve tüketimi, toplumun giderek artan birçok hastalıkla, karşı karşıya gelmesine sebep olmuştur. Bu hızlı şeker ve tatlandırıcı tüketimi sonucunda “ Engelli doğumlar yaşandığını, organlarımızı kaybettiğimizi, düşünce melekelerimizi yitirdiğimizi, kemiğimizin eridiğini, asabileştiğimizi hâsılı bu yüzden sıhhatimizi kaybettiğimizi.” 5 öğrenerek, pahalı faturalar ödemek zorunda kalıyoruz. Beslenme alışkınlığında, yanlış uygulamalarla çok yüksek sınırlara ulaşan, rafine şeker ve tatlandırıcı kimyevîlerin, sorgulanmadan sorumsuzca tüketilmesi, insan nesline, diğer canlılara ve ekolojik dengeye, baş edilemeyecek büyük hayat problemleri doğuracaktır. Rafine şeker ve tatlandırıcı kimyevîlerin, bu hızla tüketilmesi, bütün insanların dünya gemisinin yolcuları olması dolayısıyla, herkesin zarar göreceği, hiçbir zaman unutulmamalıdır. Bu durumda, hiç beklemeden, bir an önce rafine şeker alışkanlığından vazgeçmeye karar verileceğine inanıyoruz. Unutulmamalıdır ki, “ çağın hastalığı OBEZİTENİN, aşırı şişmanlığın en önemli sebebi hiç tartışmasız ŞEKERDİR. Şeker demek sıfır vitamin, sıfır mineral, sıfır enzim ve lif demektir. Şeker boşa alınan ve başta çocuklar olmak üzere insanların sağlığını ciddî şekilde bozan, gereksiz kaloriden başka hiçbir şey değildir. Dünyada şekerin en az tüketildiği Bangladeş (yılda 8 kg.) halkı, şekeri çok daha az tükettiği için, sağlık açısından çok daha şanslı ve bence Bangladeş, ekonomik durumu kötü olmasına rağmen bu açıdan, çok daha gelişmiş bir ülke. Hemen akla şu soru gelmektedir, gelişmiş olmak demek, obez, şişman ve sağlıksız olmak demek midir? Gelişmiş olmak demek çocuklara tıka basa şeker yedirerek onların erken yaşta bağışıklık sistemlerini bozarak, onları kanser ve diğer birçok hastalığa yatkın hale getirmek midir? 6

Şeker üretiminin iç yüzünü bilen kişiler ve yönetici durumundakiler, acaba gönül rahatlığıyla şeker ve tatlandırıcıları beslenmelerinde kullanabiliyorlar mı? Kullanamıyorlarsa, kullanan insanların hali ne olacak? Bozulan halk sağlığının faturalarını gözden geçiren olacak mı? Sağlığı bozulan insanların, ağır vebalini taşıyabilecekler mi? Sorularını ve daha başka soruların sorulmadan geçilmemesi gerektiğine inanıyoruz.

SAĞLICAKLA KALIN.

Dipnotlar:

4) Kemal ÖZER, Şeytan Ye Diyor! S. 79 Hayykitap 2014. 5) Kemal ÖZER, İyi Gıda Kötü Gıda, s. 202 Hayykitap 2017. 6) N. Sırrı KAZANCI, Şeker, s. 176, Gece Kitaplığı 2017.

Okunma Sayısı: 2091
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı