"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Meşverete uyulur

Hüseyin Topuz
02 Temmuz 2020, Perşembe
Düşman yaklaşmaktaydı. İslâm haber alma teşkilâtı, Kureyşliler’in gelişi hakkında merkeze devamlı haber aktarmaktaydı. Mü’minler hazır olda ve tetikte bekliyorlardı. Bin canları olsa binini de aşkla ve tekrar tekrar dinleri ve peygamberleri uğruna vermeye bir kere daha hazırlardı...

Şimdi bir savaş şekli tesbiti yapılmalıydı. Çünkü gelen düşmanın karşısına nasıl çıkılmalı? Onu Medine Kalesi’nin dışında mı karşılamalı? Yoksa şehre girişine izin vererek sokak sokak bir savunma savaşı mı yapmalıydı?

Yani bir meydan savaşı mı bir savunma savaşı mı? Evet, nasıldı? Bu savaş için hangi yol uygulanmalıydı?

Peygamberimiz (asm) rüyalarındaki zırh yani Medine işareti sebebiyle şehirde kalarak savunma savaşı yapılmasını tercih yapmaktaydı. Peygamberimiz Muhammed Aleyhissalâtü vesselâm, ashabıyla istişare yaptı. Ashabın önde gelenlerinden, Hazret-i Ebû Bekir, Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman, Hazret-i Ali, Muaz Oğlu Sâd ve diğerleri sokaklara barikatlar kurulduktan sonra düşmanın beklenmesini, kaleden girdiklerinde damlardan, evlerden, sokak gerilerinden üzerlerine taş, mızrak, kılıçlarla saldırarak imha yolunun seçilmesini teklif yapmışlardı. Fakat ya genç sahabeler?

Bedir’de bulunamamış; Bedir’in faziletini, üstünlüğünü, onun nasıl bir nimet olduğunu Kâinatın Efendisi’nden (asm) her duyduklarında bu fırsatı kaçırmış olmalarına dövünen çağlayan imanlı gençler?

Genç sahabeler düşmanın Medine dışında karşılanmasını ve göğüs göğüse bir meydan savaşı yapılmasını, savunma değil saldırı yolunun seçilmesini istiyorlardı.

Sevgili Peygamberimiz Muhammed Aleyhissalâtü vesselâm, Ubey Oğlu Abdullah’a da fikrini sordu: “Ya Ubey Oğlu Abdullah! Sen ne diyorsun?”

“Sizin gibi düşünüyorum ya Resulullah. Medine kalesinden dışarı çıkmayalım. Çünkü biz, cahiliyet zamanında dışarı çıkarak yaptığımız her savaşı kaybettik. Fakat yerimizden ayrılmadığımız her defasında da düşmanı yendik. Öyle hareket edelim derim.”

Genç ve ihtiyar, muhacir, Ensar, bütün mü’minler daha da dikkat kesildiler. Ubey Oğlu Abdullah: “Kadın ve çocukları hisarlara yerleştirdikten sonra biz, şehir meydanında düşmanı bekleyelim. Mekkeliler içeri girince her taraftan üzerlerine saldıralım.”

Buna karşılık Sevgili Peygamberimizin (asm) amcası Abdulmuttalib Oğlu Hamza (ra), Ubade Oğlu Sâd (ra), Melik Oğlu Numan ile Evs ve Hazrec aşiretlerinden birçok kimse ise genç sahabelerin içtihadındalardı.

Emsalsiz yiğit Hazret-i Hamza, Mekke dışına çıkarak düşmanla dişe diş bir mücadelenin en ısrarlı taraftarıydı: “Ya Resulullah! Şayet biz Medine Kalesi’nden dışarı çıkmazsak, müşrikler bu hareketimizi âcz ve korkaklık sanarak cesaret kazanabilirler. Oysaki Cenâb-ı Allah, sana Bedir Meydanı’nda bir avuç Müslüman’la muhteşem bir zafer lütfeyledi. Üstelik biz, bugün Bedir’e nazaran hem insan hem teçhizat bakımından daha kuvvetliyiz.”

Gençler Hazret-i Hamza’yı desteklediler: “Evet ya Resulullah! Biz Bedir’den mahrum kalanlar olarak nice zamandır böyle bir fırsatı gözlüyorduk. Şehrin dışına çıkıp Allah ve Resulünün düşmanlarıyla göğüs göğüse vuruşalım istiyoruz”

İnsanlığın zirvesi, sabırda da cesarette de zirve Kâinatın Efendisi (asm), Sinan Oğlu Malik’den görüşünü sordu: “Senin fikrin nedir ya Sinan Oğlu Malik?”

İhtiyar Mü’min derin bir edeple cevap verdi: “Ey Allah’ın Resulü! Her iki yol da güzeldir. Hangi yolu tensip buyurursanız seçtiğiniz yolu cana minnet sayarız. Umarız ki mü’minler zafer kazanır, biz de inşallah şehit oluruz.”

Hazret-i Hamza yalçın gri kayalık zirveler kendisine dar gelen bir heybetli kartal gibiydi. Bir kere daha söz aldı: “Ya Resulullah! Sana Kur’ân gönderen Allah hakkı için söylüyorum, kâfirlere kılıç vurmadıkça orucumu açmayacağım!”

MEŞVERETTEN ÇIKAN KARAR

Vaziyet anlaşılmıştı. Çoğunluk, Medine-i Münevvere dışında düşmanla savaşılmasından yanaydı. Sevgili Peygamberimiz Muhammed Aleyhissalâtü vesselâm, bu görüşte olmamakla birlikte çoğunluğun görüşüne katıldı.

Sevgili Peygamber Aleyhissalâtü vesselâm Efendimiz, o gün Cuma hutbesinde ashabına buyurdu ki: “Savaşta geri durmak, gecikmek âcizliktir. Düşman karşısında şartlara sabır eder ve bulunduğunuz yerden ayrılmazsanız zafer sizindir.”

Evet, Resulullah Efendimiz (asm) mücahitlere zaferin şartlarını sayıyordu: Sabır ve emre itaat. O gün ikindi namazını da kendileri kıldırdıktan sonra evine geçti. Hazret-i Ebû Bekir ve Hazret-i Ömer de yanlarında idi. Sevgili Peygamberimiz Muhammed Aleyhissalâtü vesselâm, iki yakın dostunun da yardımıyla üzerine zırhını, başına imamesini giydi:

Bu sırada Mü’minler dışarıda bekliyorlardı. Evs kabilesinin reisi ve Ensar’ın büyüğü Muaz Oğlu Sâd ve Hudayr Oğlu Usseyid Radıyallahu anhüm kalabalığa seslendi: “Sabırlı olup abartmalı isteklerden sakınınız. O Peygamber Aleyhissalâtü vesselâm Efendimiz, vahiyle hareket etmektedir. Size yakışan şu ki, iradesine müdahale etmeden ona kayıtsız şartsız itaat etmektir.”

Bu sözler dinleyenlerin kalbini şöyle bir sızlatıp geçti. Herkesin vicdanı bir soruya cevap arıyordu. “Sakın ola ki haddi aşmış olmayalım! Onu incitmiş olmayalım!” Ashap, bu duyguların sancısında iken iki cihan güneşi kapıda göründü. Üzerlerinde zırhları, sırtlarında kalkanları, bellerinde meşin kuşağı ve elinde kılıçları bulunuyordu.

Müslümanlar, Kâinatın Efendisi’ni (asm) böyle görünce pişmanlık hissi kalplerine bir taş gibi oturdu.

“Keşke Medine dışına çıkalım demeseydik!” diye mırıldandılar.

Bir sahabe söz aldı: “Ey Allah’ın Resulü! Sizin istemediğiniz bir şeyi yapmak bizim ne haddimize! Tercihiniz her ne ise biz ona uyarız.” Fakat geç kalınmıştı. 

Sevgili Peygamberimiz Muhammed Aleyhissalâtü vesselâm buyurdu ki: “Ben burada Medine’de kalalım dedim. Fakat çoğunluk aksi kanaatte ısrarlı oldular.”

Sonra ardından bir büyük hakikati dile getirdi: “Bir Peygamber zırhını giyip, silâhını kuşandıktan sonra düşmanla savaş etmeden onları üzerinden çıkarması lâyık mıdır? Allah’ın hükmü her ne ise o ortaya çıkacaktır.” 1

Yani sonucu bildiği halde meşveretten çıkan karara saygı göstererek uymaktadır.

İşte meşveret bu kadar önemlidir. Yani Peygamber de (asm) olsa bir oyu vardır. Ekseriyet Peygamber Efendimizin (asm) içtihadına karşı görüş bildirmiştir. Dolayısıyla Peygamber Efendimiz de (asm) o karara sonucunun hüsran olduğunu bile bile uymuştur. “Ben Peygamberim, ne dersem o olur” buyurmamıştır.

Hülasa Peygamber Efendimiz (asm) meşveretten çıkan karara uyuyorsa ben niçin uymayayım? Amenna ve saddakna, deyip seve seve uyarım.

Dipnot:

1- Sirre, 1 Tabakat, 1.

Okunma Sayısı: 1491
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • feyzullah ayhan

    2.7.2020 18:35:33

    Meşveret kararları orta yerde dururken uymayıp,heva ve hevesinin istekleri doğrultusundan hareket eden,gayesi hizmet değil de dünyalık olan,bu uğurda camiaya verdikleri zararı düşünmek istemeyen haysiyetsizlere duyrulur.Kendilerini ne zannediyorlarsa bu ukalalar.Hani meşveret sizn için önemliydi.hani meşveret kararlarına uymak Allah2ın emriydi.hani bu konuda peygamberi rehber kabul etmiştik.Demek ki iş menfaat olunca gerisi onlara göre fasarya.

  • Abdullah Tunç

    2.7.2020 09:18:38

    Sevgili hocam bu yazdıklarının tama mına aynen katılıyorum. Bu yazılanla ra kimse itiraz edemez. Meşveretle il gili doğruları yazmışsınız.Şunu naza rınıza istişare kabilinden arz ediyorum. Gerek mahal ve gerekse genel istişare olsun,istişare heyetleri bir araya gelme den evvel ,kulis yapılabilir mi? Talimat verilebilir mi? Bir tarafın veya grubun seçilmeleri için yönlendirme,ikna gay retleri olabilir mi? Ve bu konuda tahşi dat yapılabilir mi? Eğer böyle yapılıp bir heyet seçilirse, bu heyet meşru ka bul edilebilir mi? Bunların alacağı hissi indi ve tarafgirane kararlara uyulabilir mi? Bu konuda görüş ve düşüncelerini zi yazarsanız memnun olurum.

  • Nejdet pehlivan

    2.7.2020 00:49:25

    Anlamak isteyenlerce meselenin özü budur. Gerisi laf- ı güzaftır. Diline kalemine sağlık muhterem.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı