"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Musîbetlerin dili

İbrahim ERSOYLU
31 Ocak 2020, Cuma
Ne yazık ki toplumun çoğunluğu, mazlumlara şefkat gösterip yapılan hataları uyaracaklarına, “Onlar bu cezayı hak etti. Daha beter olsunlar” dediler ve yapılanlara fiilî destek verdiler.

Küresel çapta geçmişte yaşanmış ve günümüzde yaşanmakta olan musîbetler; depremler, seller, yangınlar, bulaşıcı hastalıklar tesadüf eseri değildir. Bunların bir sebebi ve vermek istedikleri bir mesaj vardır.

Geçmiş asırlarda peygamberlerine isyan edip, küfür ve zulme sapan Ad, Semud, Firavun ve Nemrut kavimleri, semavî ve arzî musîbetlerle tedip edilmişlerdi. Günümüzde dünyanın muhtelif bölgelerinde değişik felâketler yaşanmaktadır.

Çin’de, Doğu Türkistan Müslümanları’nın hak ve hürriyetleri gasp edilerek ağır zulümlere maruz bırakılması akabinde, virüslerin yol açtığı bulaşıcı hastalıklar Çin’deki hayatı tehdit etmeye devam etmektedir.

Yakın geçmişte Yurdumuzda 28 Şubat darbecilerinin din ve dindarlar üzerine yaptıkları dayanılmaz zulümler sonrasında vuku bulan Gölcük merkezli 7.4 şiddetinde 1999 depremi, on binlerce can ve mal kaybına sebep olmuştu.

Bugünlerde Yurdumuzun doğu ve batısının, değişik şiddetteki depremlerle sarsılmakta olduğunu görmekteyiz. En son Elazığ ve çevresinde vuku bulan 6.8 şiddetindeki deprem felâketi ve onun yol açtığı maddî  manevî kayıplar hepimizi yaralamıştır. Dünyada yaşanmakta olan bu acı ve yaralayıcı musîbetler tesadüf eseri değildir. Bunların arka planında bir sebebi, idarecilere ve topluma vermek istedikleri bir mesajlar vardır.

Ülkemiz, birkaç sene evvel meşum 15 Temmuz darbe teşebbüsüne maruz kaldı. Toplum olarak hepimiz üzüldük. O süreçte yetkililerin yapması gereken şey, darbeye sebebiyet veren ve silâha sarılıp fiilen onun içinde yer alanları titizlikle tesbit edip adalete teslim etmek ve onlara en ağır cezayı vermek idi.

Ama ne yazık ki böyle yapılmadı. İspiyon ve asılsız ihbar sonucu yüz binlerce kişi, delil olmadığı halde, bürokrasideki vazifesinden uzaklaştırılarak aile fertleriyle bir sefalete maruz bırakıldı. Bunların önemli bir kısmının aileleri sıkıntılı bir hayat yaşamaya devam etmektedir.

Ne yazık ki toplumun çoğunluğu, mazlumlara şefkat gösterip yapılan hataları uyaracaklarına, “Onlar bu cezayı hak etti. Daha beter olsunlar” dediler ve yapılanlara fiilî destek verdiler.

Üstad Bediüzzaman, bir yerde vuku bulan zelzelenin umumî şekle girmesinin sebebini anlatırken, umumî musîbetin ekseriyetin hatasına terettüp etmesinden, insanların çoğunun o yerde yapılan hata ve zulümlere ya fiilen, ya iltizamen (sessiz kalarak), ya da iltihaken (onu savunarak) destek vermesi olarak ifade eder. (Sözler, 14. Söz, s. 67)

Son söz: Ülkemizin maruz kaldığı semavî ve arzî afet ve musîbetlerden mahfuz kalması için, Allah’ın gazabını celbeden masum insanlara yapılan haksızlıkların sona erdirilmesi ve tövbe istiğfar ederek yanlışlardan vazgeçmesi gerekmektedir. Hatada ısrar edilmesi durumunda -Allah korusun- daha büyük musîbetlere maruz kalma riski vardır.

Okunma Sayısı: 1918
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abdullah Tunç

    31.1.2020 18:58:06

    Ramazan bey, Mektubatta şöyle bir cümle var. Yirminci Mektup,3. kelime nin izahında; "Emir ve iradesi(Allahın) ,havl ve kuvveti olmazsa, hiç bir şey hiç bir şeye müdahale edemez." Bu bir.İkincisi, biz kadere hangi fiilinizle fetva verdik ki bu musibete maruz kaldık hakikatı var. Zalimin zulmüne taraftar olmak mümkün değil. Eğer siz zahiri ve batini camiayı tamamen ma hatasız,masum kabul ediyorsanız, o sizin bileceğiniz iş,ama ben o fikir ve düşüncede değilim.Detaya girmeye de gerek yok. Çünkü işin rengi deği şir. Binlerce mahkeme, binlerce karar vermiştir.Bu işin hukuki ciheti mahkemelerde görülüyor.Savunmada o zeminlerde yapılır. Ben,işin şahsi ve içtima-i tarafını Risale-i Nur'un ölçüle ri müvecehesinde yapmaya çalıştım.Katılıp,katılmamak sizin bileceğiniz iş,ama ben bu düşüncede yim.Özet; beşer zulmeder,kader adalet eder vesselam.

  • Abdulkadir Turan

    31.1.2020 17:19:35

    Meydana gelen birçok musibetten,dersler çıkarmak gerekir.Avustralya yangın,ABD kasırga,Çin virüs,Ortadoğu ülkeleri savaş,Türkiye ise depremle mücadele ediyor.Dolayısıyla;bu elim hadiseleri düşünüp,ona göre kendi şahsî muhasebemizi yapmamız icap ediyor.Bir zulüm meydana geliyorsa ve bu duruma seyirci kalınıyorsa hatta üstüne üstlük,o zulme taraftar olunuyursa;orada musibetler yahut doğal afetler kaçınılmaz olur. "Zulme rıza zulümdür" prensibini göz önünde bulundurup;aklımızı başımıza alıp,bizi Yaratana iltica edip, ona yalvarmak ve duâ etmek zorundayız.Bu işin başka da yolu yoktur.

  • Ramazan ÇALIŞAN

    31.1.2020 12:45:16

    Abdullah bey yorumunda ,Bu zulme taraf olmak, onaylamak mümkün değildir.dedikten sonra, bu işin zahiri tarafı, birde işin kadar tarafı var diyor. Evet işin kader yönü olduğu doğrudur.Ama bize göre kader'in hükmü gaybi olduğu için, kaderin neye göre hükmettiğini bilmediğimiz için biz sizin yaptığıniz gibi "Risale-i Nur'da,Sadeleştirme adı altında yapılan tahrifat ve tahribat,içtima-i ve siyasi sahada yapılan hata,kusur ve günahlar...." a göre diyerek, zahiren hüküm veririz. Fakat bu hükumlerimizde yanılma ihtimalimiz çok büyüktür . Bunun için ,kaderin bu sebeplerden dolayı adaletle hükmettigini söylemek,ben kaderin neye göre hükmettgiini biliyorum demeye gelirki,hafizanallah bilmeden zulme taraf olma ihtimali olabilir.Kaderin hükmünü Allah'a bırakıp mazlumun uğradığı zulme bakmak lazım.Ayrıca bu konuda Ali FERŞADOĞLUNUN " O kusur ve hatalarının cezası başkadır, zulme maruz kalmak, hapse atılmak, malının elinden alınması değildir." cümlesini doğru okumak ĺazımdır.(17Nisan2019

  • Abdullah Tunç

    31.1.2020 06:42:16

    Bir kısım insanların haksızlıklara ma ruz kaldığı bir gerçektir. Ve zulümdür. Bu zulme taraf olmak, onaylamak mümkün değildir. Bu işin zahiri tarafı.Bir de işin kadar tarafı var.Bu zulme hedef olanların, hakikat nokta sonda, meslek ve meşreplerine bakıl dığında şunların hükmetttiği görülür. " O dairenin harici de,( R.Nur dairesinin) ekseriyetle,bu memlekette bu hususi ve cüz-i ve yalnız şahsi hiz met veya mağlubane perde altında ve ya bid'alara musamaha suretinde ve tevilat ile bir nevi TAHRİFAt içinde hizmet-ti imaniye tam olamaz diye, ha disat bize kannat vermiş." Emirdağ L,Sh,122. Bunun yanında,Risale-i Nur'da,Sadeleştirme adı altında yapılan tahrifat ve tahribat,içtima-i ve siyasi sahada yapılan hata,kusur ve günahlar...Bütün bunlara bakıldığın da,beşerin zulmü yanında kaderin adalet ettiği görülür...

  • Ramazan ÇALIŞAN

    31.1.2020 03:40:48

    Bediüzzama'ın, umumî musîbetin ekseriyetin hatasına terettüp etmesinden, insanların çoğunun o yerde yapılan hata ve zulümlere ya fiilen, ya iltizamen (sessiz kalarak), ya da iltihaken (onu savunarak) destek vermesi tesbitini, günümüz ve geçmiş zamanlardaki başa gelen musibdetler için altı çizilmesi gereken önemli bir ikaz.Olarak görüyorum.

  • Arif

    31.1.2020 00:58:51

    Müthiş bir yazı. Allah razı olsun. 4 yıla yakın zamanda zulümden dönerler umuduyla bekliyoruz. Ama bir çoğumuz Allah'a havale etti. Zalimler en baş tan kendilerini biliyor. Hakkımız haram olsun. Zalimler iki cihanda kahr perişan olsun. Amin

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı