"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Seherde öten bülbüller ne söyler?

İrfan Süleymanoğlu
17 Mayıs 2020, Pazar
Hangi gül çehrenin sevkiyledir bilinmeyen, derin bir vecd içinde ötüyordu bülbüller. Teheccüd zama- nıydı. Pencereyi açtığında içeriye dolan serin havanın taşıdığı bu bülbül lisanlı zikirler, kulağından gönlüne çağlayıvermişti. Öyle şevkle ötüyorlardı ki, arka fondan gelen kurbağa seslerini bile bastıracak derecedeydi. Hava sisli ve karanlık, görüş mesafesi yok denecek kadar azdı.

Baharın bu aşk dolu seher seslenişleri arasında bir acayip huzur hissiyle teheccüd namazını eda etti. Bülbüller leylî (geceye ait) tesbihlerini, cehrî (alenî ve yüksek sesli) bir şekilde terennüm ediyorlardı. Gecenin suskunluğunda kimbilir hangi gülcemâlin vechinden ilham alarak; şirin sözlü kasîde ya da nutukhanlar olarak aşknamelerini dile getiriyorlardı...

Bir an bülbül-ü zü’l-Kur’ân’ın (Kur’ân bülbülü Peygamber) vârisi olan Bedî’in; “Demek her bir nevi mevcudatın, hatta yıldızların da bir serzâkiri ve nurefşan bir bülbülü var. Fakat, bütün bülbüllerin en efdali ve en eşrefi ve en münevveri ve en bahiri ve en azîmi ve en kerîmi ve sesçe en yüksek ve vasıfça en parlak ve zikirce en etemm ve şükürce en eamm ve mahiyetçe en ekmel ve suretçe en ecmel, kâinat bostanında arz ve semavatın bütün mevcudatını lâtif secaatıyla, leziz nağamatıyla, ulvî tesbihatıyla vecde ve cezbeye getiren, nev-i beşerin andelîb-i zîşanı ve benî Âdem’in bübül-ü zü’l-Kur’ân’ı Muhammed-i Arabî’dir (24. Söz).” sözlerini hatırladı. Namaz dersi olarak okumak için kitapta yerini bulup; iştiyakı aşkını, aşkı iştiyakını arttırarak ötmeye devam eden bülbüllerin sesleri arasında okudu, bir süre gözlerini kapatıp huzurla ve okuduğu dersin tefekkürüyle ötüşlerini dinledi.

Kur’ân, tespih, tezkir, tevbe derken sabah ezanları okunmaya başlamıştı. Bülbül-ü ezanın simgesi Bilâl’in (ra) temsilcileri olarak İslâmın bülbülleri de salâta ve felâha dâvet ediyorlardı. Arada ezan sesine karşı ânî ulumalar duyuluyor, fakat her iki bülbül sesleri arasında eriyip kayboluyordu.

Sabah namazını eda ettiğinde sis ve karanlığın biraz dağıldığını gördü. Sanki bülbüller öttükçe sis dağılıyor karanlık aydınlığa dönüşüyordu. “Sis dağıldığı için bülbüller ötmeyeceğine göre, bülbüller öttüğü için sis dağılıyor...” diye bir düşünce geçti zihninden. Bülbüllerle gül yüzlü maşukların manevî beraberliği zulümatın (karanlıkların) dağılması için bir sihir, bir efsundu belki de, kimbilir… Ezan bülbüllerinin şeair olan ezanla seslenişleri de zihinlerdeki zulmetin (karanlığın, sıkıntının) dağılması için bir tılsım olmalıydı anlayana...

Bu yorulmaz kuşcukların şevkine hayranlık hisleriyle, onların eşliğinde namaz tesbihatını yapmaya başladığında, karanlık ve sis iyice dağılmış yemyeşil zemin yüzünde yeni çiçek açmış ağaçlar, ağaran günün ufuktaki kızıllığıyla bütünleşmiş ve harika bir tablo tezahür etmeye başlamıştı. “Evet, maşukun hüsnü, aşıkın nazarını istilzam ettiği gibi, Nakkaş-ı Ezelinin rububiyeti de insanın nazarını iktiza eder ki, hayret ve tefekkür ile takdir ve tahsinlerde bulunsun.” (Mesnevî-i Nuriye) sözünü hatırladı.

Seherde öten bülbüller ona; dinleyen söyleyenden daha iyi anlarmış kaidesiyle, zikirlerinin mahiyetini bilmeseler de mana yüklü bir zaman dilimini sunmuşlardı. Seherde öten bülbüllerin sesleri ve nefesleri hamd ve tespih sedasıydı.

Vücudunun bülbülü olan dili ise; manaları kalbinin bir tercümanı şeklinde tezkir ve tesbihlerle ifade etmeliydi. “İman ve Kur’ân nimeti için, onların, getirdikleri tesbihler ve hamdleri sayısınca Allah’a hamdolsun.” kelimeleri hayret secdesinin secaları (ötüşleri) olarak dilinden döküldü.

Bülbüllerin gayretli, aşk dolu sihirli ötüşleriyle dağıttığı sis ve karanlığın ardından; güneş ufuktan baş gösterdiğinde martılar, kargalar, çobanıyla koyunlar ve diğer canlılar; meydan almaya başlamıştı. Hatta bir tilki bile onların arasında kurnazlığını sergileyerek ve koşarak gözden kayboluyordu. Aydınlığın gelmesinde hiçbir müsbet çabası olmayan bir çok mahlûk ışıyan günden hoyratça istifade etmeye başlamışlardı.

Arka planda görünen ve rahmetin cisimleşmiş hali olan bulutlara tasallutu meslek edinen kömür ruhlu dumanlar mı? Onlar bülbüllerin ötüşüne, sislerin dağılmasına ve karanlığın sona erip günün ışımasına rağmen yok olmayıp tasallutlarına devam edecekti.

Okunma Sayısı: 612
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı