"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ümmet partiye sığar mı?

Kâzım GÜLEÇYÜZ
12 Temmuz 2019, Cuma
Görünen o ki, önce 31 Mart, ardından 23 Haziran, siyasetteki taşları yerinden oynattı.

17 yıllık rakipsiz iktidarın tılsımı, AKP İstanbul’u kaybedince bozuldu. Partide çoktandır devam eden ve tek adam rejimine geçişle birlikte yığılarak kızışan iç kaynama iyice açığa çıktı ve AKP bölünmenin eşiğine geldi.

Ne zamandır “Trenden inenler bir daha binemez, bizden ayrılanlar tarih olur” gibi sözleri tekrarlamaya devam eden Erdoğan, Ali Babacan’a verdiği “Ümmeti parçalamaya hakkınız yok” ültimatomu ile bunu da ikrar ediyor.

Böylece aynı zamanda kendisini “ümmetin lideri” olarak gördüğünü de ifade etmiş oluyor.

Ne var ki, Üstad Bediüzzaman’ın “Bahr-ı umman bir testide sığışmaz” dediği gibi, koca bir ümmet de bugün var yarın yok bir partiye hapsedilemez.

Dahası, “ümmetin lideri” denildiği takdirde birçok şeyin kapağı açılır ve sorgulamaları başlar.

İlk akla gelenlerden bazıları:

Ümmetin kendi ülkesinde yaşayan mensuplarından, kendisine biat etmeyenleri tekelci, dışlayıcı, ötekileştirici ve kutuplaştırıcı söylem ve eylemlere muhatap kılan bir “ümmet lideri!”

Ve İslam dünyasında da güvenilirliği giderek daha fazla sorgulanan bir “ümmet lideri!”

Bir taraftan Filistin’e sahip çıkıyor görünürken, diğer taraftan İsrail’le ilişkileri aynen devam ettiren ve Filistin davasını tamamen bitirme planının sahibi Trump’la samimî pozlar vermekte beis görmeyen bir “ümmet lideri!”

Suriye, Libya, Yemen gibi iç savaş kıskacındaki ülkelerde çözüm için ne yapmak istediği bilinmeyen; buna karşılık konjonktürel rüzgârlara ayarlı değişken ve istikrarsız politikalar izlemeyi sürdüren bir “ümmet lideri!”

“Ortak vizyona sahibiz” dediği Çin’in cenderesindeki Uygur Türkleri için “Mutlu bir hayat sürüyorlar” diyen ve Uygurların maruz bırakıldığı zulümlerin dile getirilmesini “istismar” olarak niteleyen bir “ümmet lideri!”

30’lu yıların şeflik rejimi referans gösterilerek ve “CHP’den öğrendik” diye dayatılan tek adam yönetimiyle birlikte hız verilen antidemokratik ve hukuksuz uygulamalarla Türkiye’nin “Müslüman demokrat bir model ülke” olma ümit ve beklentilerine gölge düşürüp sekte vuran bir “ümmet lideri!”

Kendi partisinin de bölünme noktasına gelmiş olmasında, kaderin böyle bir arkaplanla ortaya çıkan hissesi son derece ibretli.

Görebilen ve okuyabilen için.

Okunma Sayısı: 3719
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Gündüz Alp-2

    12.7.2019 15:17:17

    "30’lu yıların şeflik rejimi referans gösterilerek ve “CHP’den öğrendik” diye dayatılan tek adam yönetimiyle birlikte hız verilen antidemokratik ve hukuksuz uygulamalarla Türkiye’nin “Müslüman demokrat bir model ülke” olma ümit ve beklentilerine gölge düşürüp sekte vuran.....“ tespiti, özel olarak bizi ilgilendirse de tüm İslam dünyasının yaşadığı hayatı özetliyor gibidir. Hür, medeni ve demokrat dünyasının çok uzağında yaşayan bir ülkenin sair milletler için örnek/model olma şansı yoktur. Zaten parçalanmış olan ümmeti bir arada tutacak, önce bölgesel çapta sonra da dünya çapında barış ve huzuru temin, tesis, temadi ettirecek şey; ittihat ve ittifaklardır. Ancak bundan önce İslam dünyası, demode olmuş, çağdışı "şeflik" benzeri rejimlerden yakasını kurtarmalıdır.

  • Gündüz Alp-2

    12.7.2019 15:09:57

    İktidarın kaybedilmesi ve partinin dağılması tehlikesinin "ümmet" argümanıyla önlemeye çalışan bir siyasal anlayışın ülkeye verebileceği veya söyleyebileceği yeni bir şeyi kalmamış demektir. "Ümmet ve Parti." Birbiriyle İlgisiz, alakasız, ilintisiz iki kelime....Ümmet yani millette devamlılık vardır parti ise geçicidir. Hem milletin daim ve kaim oluşu, birliği ve beraberliği bir siyasal partinin ya da onun iktidarının yahut başındaki liderinin mevcudiyetine bağlı değildir. 1,5 milyarlık ümmeti/milleti bir siyasal partinin içine hapsetmek, İslamın evrensel oluşuna itiraz anlamı çıkmaz mı? Din hiç bir şahsın ya da zümrenin inhisarında/tekelinde değildir. Umumun ortak mukaddes malıdır. Ümmeti bölen ve parçalayan asıl şey, "dinin istismarıdır." Din adına siyaset ya da dine hizmet siyaseti... gibi kulağa hoş gelen şeylerle kutsalları alet ve basamak olarak kullanıldığı zaman esas ümmete zarar verilmiş olur. Gerçekleri çarpıtmanın kimseye hele dine ve dindara zerre miktar faydası olmaz.

  • Gündüz Alp

    12.7.2019 14:52:20

    Sayın Güleçyüz, bir yanda 1,5 milyara yakın İslam nüfusu beri yanda bir ülkenin siyasal partisi. Ve bu 1,5 milyarlık Müslüman nüfusun birliği, beraberliği, barışı, huzuru,ikbal ve istikbali Türkiye veya bir başka ülkedeki bir siyasal partinin varlığına ya da yokluğuna bağlı, öyle mi? İnsanı kendilerine güldürmesinler Allah aşkına. Bugün itibariyle dünyaya örnek teşkil edebilecek bir İslam ülkesi ya da lideri var mıdır? İleri demokrasi ve hukukun üstünlüğü, hürriyet ve adalet, insan haklarına tam riayet... gibi evrensel insani değerleri hakkıyla uygulayan hangi demokrat İslam ülkesi var? "İslamilik Endeksi"nde bile arka sıralarda yer alan, ittihad-ı İslamı 21 asırda bile tahakkuk ettirememiş İslam Dünyası...Ve olmayan "birliği" parçalayacak bir siyasal parti...İroni mi şaka mı? Dinin siyasette bu kadar istismar, iktidar için bu kadar alet ve basamak edildiği bir dönem (yaşım itibariyle) hatırlamıyorum. Sonuç? Sorunlar yumağı haline gelmiş İslam ülkeleri....

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı