"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Aile geçimsizlikleri ve dağılmış ailelerde çocuk eğitimi

M. Fahri UTKAN
25 Temmuz 2019, Perşembe
Eşler arasında anlaşmazlıklar olan veya boşanmış veya ebeveynlerden birinin ölümünün yaşandığı bu tür ailelerin (bunlara ‘dağılmış aile’ diyebiliriz) çocuklarında sosyalleşme yönünden birçok problem meydana gelir.

Çocukların suça yönelmelerinde bu tür ailelerin büyük etkisi olabilir.

Bu tür ailelerde yetişen çocukları, verilen eğitimin yetersiz veya uygun olmamasına göre; şımartılmış çocuklar, sevilmeyen çocuklar, yalancı çocuklar, tembel çocuklar ve suç işleyen çocuklar vb. sınıflara ayırabiliriz. 

Her ne konusunda olursa olsun, çocuk(lar) önünde, ebeveynler arasında yapılacak kavga, münakaşa ve/veya tartışmalar çocukları derinden etkileyecektir. Çocuğun en güvendiği iki kişinin (anne-baba) bu şekilde tartışmaları çocuğun hayata ve sevdiklerine olan bağlılığını azaltır. Hele boşanma durumlarında çocuk hem madden hem de manen ortada kalarak ne yapacağını nasıl davranması gerektiğini bilemez ve sosyal ve ruhî yönden bir çöküş yaşayabilir.

Dağılmış ailelerden yukarıda bahsettiğimiz boşanmış ailelerden farklı olarak, karı kocadan biri ölmüş olabilir, iş hayatı dolayısıyla başka şehirde yaşıyor olabilir, eşlerden biri veya her ikisi çok (!) meşguldürler çocuklarıyla ilgilenmeye vakitleri yoktur. Bu tür ailelerde de çocukların sosyal yönden eksik yetişme ihtimalleri, sosyal ve ruhî yönden problem yaşamaları ihtimali yüksektir.

Dağılmış ailelerde babanın yokluğu çocuğun eğitim ve disiplin bakımından eksik olmasına, annenin yokluğu veya üvey annenin olması çocukta şefkat eksikliğine ve çocuğun sosyalleşmesine engel teşkil edebilir.

Gayrımeşrû çocuklar ise çevre baskısı ve kötü bakışlardan etkilenerek çevreye olan kinleri oluşur ve suçlu potansiyeli olarak sosyal toplumda her an bir olay çıkartma ihtimalleri yüksektir.

Toplumumuzda suç işleyen çocuklarla ilgili ‘İzmir Emniyet Müdürlüğü’nün hazırladığı “ÇOCUKLARIN SUÇA YÖNELMELERİNDE AİLENİN ETKİSİ  VE ÖNERİLERİMİZ!” adlı raporda da bu tescilleniştir; raporda çocukları suç işlemeye sevk eden faktörler şu şekilde sıralanmış; “Sevgi yoksunluğu, yanlış veya eksik eğitim, baskıcı disiplin yöntemleri, çocuk istismarı, iç ve dış göçlerin oluşturduğu kültür çatışmaları, gecekondulaşma, yöresel gelenek ve görenekler, ekonomik bunalımlar, çocuğun çalışmak zorunda kalması, parçalanmış aileler, ailede suçlu şahıs örnekleri ile kitle iletişim araçlarındaki film ve her türlü şiddet ve suçlarla ilgili programlar…

Konumuzun aslına baktığımızda, dağılmış olan ailelerde tehlikenin en büyüğü, ebeveynin birisinin veya her ikisinin olmamasından ve bunların sevgi ve şefkatinden yoksun olmaktan kaynaklanmaktadır. 

Ve bunların yanında, “Suç işlemede arkadaş çevresinin rolü de önemlidir. Çevreyle iyi iletişim kuramayan çocuklarla, otoriteye başkaldırma eğilimi gösteren çocuklar belirli bir arkadaş grubuna katılmakta, bu grupta sosyal kabul görme ve bir statü sahibi olabilmek için grup dayanışmasına ihtiyaç duymaktadırlar. Bu beraberlik zaman içinde ergenlik çağının özelliklerinin de etkisiyle bir suçluluk çetesine dönüşebilmektedir.” 

Yine küçük yerleşim birimlerinden büyük şehre göç etmiş çocuklarda da, sosyal dayanışma ihtiyacının fazla olması dolayısıyla daha yüksek oranda gruplar halinde suç işleme oranı tesbit edilmiştir.” denilmiştir.

Peki, bu şekilde çocukların yine de istenen seviyede eğiti almaları ve sosyal yönden olumlu gelişmeleri için neler yapılması gerekir?

Bunları şöyle sıralayabiliriz; 

• Parçalanmış aile bile olsa, anne veya baba veya çocuğun bakımını üstlenen kişi tarafından, bebeklikten itibaren şuurlu ve planlı bir eğitimin verilmesi şarttır. Zaten bilindiği gibi dinimizde ve örfümüzde eğitim, okuldan çok önce evde/ailede başlar.

• Çocuğun maddî olduğu kadar dinî ve ruhî ihtiyaçlarının da karşılanması ve değer verilmesi.

• Okulda verilen eğitimle, ailede verilen eğitim birbiriyle tutarlı olmalıdır.

• Ailelerin kontrol edebilecekleri kadar çocuk sahibi olması.

• Çocuğun içerisinde bulunduğu sosyal çevrenin önemi ve ailenin bu konuda seçici ve kontrollü olması.

• Çocuğun örnek alabileceği karakterlerin ve arkadaş seçimi konusunda ailenin yol gösterici davranması.

“Unutmayınız ki; “Çocuk yetiştirmek dünyanın en zor sanatıdır.” Onun için de şunu unutmayalım; “Bir çocuk küçüklüğünde kuvvetli bir ders-i imanî alamazsa, sonra pek zor ve müşkül bir tarzda İslâmiyet ve imanın erkânlarını ruhuna alabilir. Âdeta gayrimüslim birisinin İslâmiyeti kabul etmek derecesinde zor oluyor, yabanî düşer. Bilhassa, peder ve validesini dindar görmezse ve yalnız dünyevî fenlerle zihnî terbiye olsa, daha ziyade yabanîlik verir. O hâlde o çocuk, dünyada peder ve validesine hürmet yerinde istiskal edip çabuk ölmelerini arzu ile onlara bir nevi belâ olur. Ahirette de onlara şefaatçi değil, belki dâvâcı olur: “neden imanımı terbiye-i İslâmiye ile kurtarmadınız?” İşte bu hakikate binaen, en bahtiyar çocuklar onlardır ki, Risale-i Nur dairesine girip dünyada peder ve validesine hürmet ve hizmet ve hasenatı ile onların defter-i a’maline vefatlarından sonra hasenatı yazdırmakla ve ahirette onlara derecesine göre şefaat etmekle bahtiyar evlât olurlar.” (Emirdağ Lâhikası, s. 86)

Okunma Sayısı: 1586
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı