"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Barla Dağlarında bir Garibuzzaman (3)

M. Latif SALİHOĞLU
25 Mart 2021, Perşembe
Zulümat perdesinin bir karabasan gibi çöktüğü 1930’ların Türkiye’sinde, Barla Dağlarını mesken tuttu Garibuzzaman.

Yalnızlık, kimsesizlik ve gurbetlik acısıyla pençeleşiyordu.

Minarelerden ezan-ı Muhammediyi susturan, Kur’ân’ın sesini kısmaya çalışanlar tarafından, sıkı bir tarassut altında tutuluyor, insanlarla görüşüp konuşmasına set çekiliyordu.

Eğirdir’deki bir talebesine gönderdiği mektubunda, Başöğretmen Tevfik Tığlı ve Nahiye Müdürü Cemal Can’ı kast ederek, Barla’da gördüğü zulmü ve düştüğü sıkıntılı hali şöyle anlatıyordu: “Kardeşlerim, ben burada muallim ve nahiye müdürünün ezasına tahammül edemez hale geldim. Beni çok rahatsız ediyorlar. Rutubetli odada, kabirde yaşar gibi yaşıyorum.”

Bediüzzaman bu halde iken bile, kim ona bir selâm verse, kim selâmını alsa, soluğu karakolda alıyor, falakaya yatırılmaktan kurtulamıyordu.

Zaten, o da bu sebeplerle “İnsten tevahhuş ve vuhuşa ünsiyet” etmiş, aylarca sürecek bir yalnızlığa kendini atmış ve Barla Dağları’na çıkıp bu mekânları mesken edinmişti.

Zahiren, her şey aleyhindeydi. Kendisine uzanacak eller bağlanmış, prangalara vurulmuştu adeta. Kurtarıcı sebepler bitmiş, çare tükenmiş gibiydi.

İşte, bu ümitsizlik ve çaresizlik içinde, kurtarıcı bir sebep, bir çare aramaya koyuldu, dağların misafiri. Ağaçların dal ve yapraklarını zikir arkadaşı edinip ellerini İlâhî dergâha çevirdi.

O dayanılmaz gurbetteki firkat ateşini dindirecek bir nur, bir teselli aradı:

Yâ Rab! Garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvânem, alîlem, âcizem, ihtiyarem,

Bî-ihtiyarem, el-aman-gûyem, afv-cûyem, meded-hâhem, zidergâhet İlâhî!

Birden, nur-u iman, feyz-i Kurân, lütf-u Rahmân imdadıma yetiştiler. O karanlıklı gurbetleri, nuranî ünsiyet dairelerine çevirdiler.

Evet, evet. Acz ve tevekkülle, fakr ve iltica ile nur kapısı açılır, zulmetler dağılır. (6. Mektup)

*

Evet, İlahi dergaha tam bir teslimiyetle iltica edince, zulümat dağılmış, alem değişmiş, dünya başkalaşmıştı aniden. 

Demek, ehl-i dünyanın zannı gibi her şey bitmiş değildi. Belki her şey yeniden başlamış, yeni bir dünyanın, yeni bir hayatın ve yeni bir hizmet tarzının mayası atılmıştı Barla’nın Dağlarında.

Bu asrın afakını aydınlatacak bir ilhama Barla Dağları’nın mazhar oluşuydu bu.

O halde Bediüzzaman, insanların değil, kaderin mahkûmuydu. İnsanlar zulmetmiş, kader ise adalet etmişti. İlâhî adalet, işte böyle tecelli etmiş ve Üstad Bediüzzaman’ı Barla Dağları’nda mecburî ikamete tabi kılmıştı.

Ve işte, Çam Dağının tepesindeki katran ağacına çıkmış, feleğe inat, kudsî dâvâsını haykırıyor:

Hakkın sönmeyeceğini, hakikatin susmayacağını buradan adeta bütün dünyaya ilân ediyor.

Lisan-ı hal ve lisan-ı kal ile nida edip diyor ki:

Ey ehl-i dünya! Ey dinini dünyaya satan bedbahtlar!

Ben size ne yaptım ve ne yapıyorum?

Ben sizin imanınızın kurtulmasına hizmet ediyorum.

Siz ise, beni ücra bir köşeye sürgün ettiniz. Yetmedi, bir de şu tenhalara çıkmaya mecbur bıraktınız.

Böyle zalimane baskılarla, beni korkuttunuz, yahut susturdunuz mu zannediyorsunuz?

Heyhat! Aldanmışsınız ve aldanıyorsunuz.

İşte tenha bir yerdeyim ve de yalnızım.

İşte Barla Dağları’nın başındayım ve yapayalnızım.

Daha ötesi var mı bunun, ey ehl-i dünya?

Ben buradan ve bu şartlarda da hakkı tutmaya, hakikati haykırmaya devam ediyorum.

Kur’ân’ın sönmez ve söndürülmez mane- vî bir güneş olduğunu bütün dünyaya gösterip ispat edeceğim.

İşte şu katran ağacı kürsüsüne çıkmış, iki hayatımı iki elime alarak dâvâmı seslendiriyorum.

Şu geniş Senirkent Ovası’nda bütün nev-i beşer toplanmış gibi, onlara hitap ediyorum.

Ve, bir gün gelecek insanlık âlemi buradan söylediklerimi dinleyecek, yazdıklarımı okuyacak.

İki cihan saadetini temin eden bu mukaddes dâvânın peşine düşecektir.

Ben bütün hayatımı buna adamış, bütün ömrümü bu iman dâvâsına vakfetmiş bulunuyorum.

İşittim ki “Said elli bin nefer hükmündedir” demişsiniz. 

İşte şimdi yalnızım bu dağlarda; gece-gündüz yapayalnızım bu tenhalarda.

Bundan ötesi, daha ilerisi var mı, ey ehl-i dünya!

Haydi, cesaretiniz varsa, ilişiniz. Yapacağınız varsa, göreceğiniz de var.

Okunma Sayısı: 1238
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı