"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Cihad-ı Ekber, artık mânevî sahada

M. Latif SALİHOĞLU
25 Kasım 2019, Pazartesi
TARİHİN YORUMU: 23-25 KASIM

Avrupa’da Birinci Dünya Harbi patlak verdiğinde, ilk başlarda Osmanlı’nın da bu harbe iştirak edeceği hususu, görünürde hiç hesapta yoktu.

Ne var ki, o büyük harp, gele gele Osmanlı’nın başını sardı, tam manasıyla başa belâ oldu ve en çok zararı yine Osmanlı devleti ile milleti görmüş oldu.

Osmanlı’nın niçin ve nasıl savaşa girdiği  hususu, tarihimizde bir karanlık nokta olarak kaldı. Aradan yüz küsûr sene geçtiği halde, o karanlık nokta hâlâ bihakkın izah edilmiş, aydınlatılabilmiş değil.

* * *

O günlerde Evkaf Nazırlığı’na da vekâlet eden Şeyhülislâm Ürgüplü Hayri Efendi’nin imzasıyla, bütün Müslümanları savaşmaya dâvet eden bir fetvâ hazırlatıldı. 14 Kasım 1914'te Fatih Camii meydanında toplanan asker ve ahaliye hitaben okunan ve 23 Kasım’da resmen neşredilen bu fetva metninde, Müslümanlar mal ve canlarıyla cihad etmeye dâvet edilirken, bilhassa İngiltere, Fransa, Rusya, Sırbistan ve Karadağ'da yaşayan Müslümanlar, esaretleri altında bulundukları yönetimlere karşı isyana teşvik ediliyordu. Bunun yanı sıra, Müslümanların müttefik devletlerden Almanya ve Avusturya'ya zarar verecek davranışlardan uzak durmaları isteniyordu. 

Son bir nokta olarak da, bu fetvâya uymayanların ağır vebâl ve günah işlemiş sayılacağı ihtarında bulunuluyordu.

Ancak, fazla işe yaramayan ve dönemin ağır şartları sebebiyle pek makes bulmayan bu cihad fetvâsı, İttihatçı komitacılar tarafından bazı gazeteler "Cihad-ı Ekber" ismiyle yayınlandı ve öyle de propagandasını yaptı. Oysa, fetvâ metninde "Cihad-ı Ekber" tâbiri dahi yer almıyordu. 

Her ne ise... Netice itibariyle, her iki Dünya Harbi de gösterdi ki, “maddî cihad” devresi bitmiştir. Maddî kuvvet kullanılarak, artık müsbet ve hayırlı hiçbir netice alınmıyor, alınamıyor. Kan ve gözyaşının dökülmesinden başka...

Demek ki, zaman, artık mânevî cihad zamanıdır. Dolayısıyla, yapılacak olan hizmetler de ancak manevî ve ahlâkî sahada müsbet neticeler verebilir.

İşte, (aşağıda göreceğiniz gibi) 1914-15’ten on sene kadar sonra bizde yaşanan bazı gelişmeler de, aynı noktayı bize ders verip ihtar ediyor.

Önce Hilâfet kaldırıldı; sonra

da kıyafete müdahale edildi

Tarih 25 Kasım 1924 ve 1925: Bu tarihlerde iki mühim hadise kayıtlara geçti.

BİRİNCİSİ: (25 Kasım 1924)

Aynı yılın Mart ayı başlarından lağvedilen Hilâfet ile ilgili olarak Fransız Le Matin gazetesine demeç veren M. Kemal, özetle şunları söyledi: "...Hilâfet, mâzinin bir rüyâsı olup zamanımızda yeri yoktur."

Hilâfetin ardından, tekke, zaviye ve medrese eğitimi de yasaklandı; ayrıca, kapılarına kilit vurulan türbelerin ziyaret edilmesine de kànunî yasak getirildi. Öyle ki, büyük sultanların, hatta Mevlânâ, Hacı Bayram, Hacı Bektaş gibi büyük zatların türbeleri bile yıllarca kapalı tutuldu, ziyaret edilmesine müsaade edilmedi.

İKİNCİSİ: (25 Kasım 1925)

Devlet memurlarına şapka giyme mecburiyeti getiren 671 sayılı Kıyafet Kànunu (Şapka İktisası Kànunu) Millet Meclisi’nde kabul edildi/ettirildi.

M. Kemal, bu kànuna zemin hazırlamak için çıktığı yurt gezisinde, yer yer şapkayı göstermek sûretiyle şunları söyledi: “Efendiler! Buna şapka derler. Medenî milletlerin kıyafeti. Medenî olmayan milletler, medenî milletlerin ayakları altında ezilmeye mahkûmdurlar."

Ne var ki, kısa süre sonra, vatandaşın fes, sarık, cübbe, takke giymesi de yasaklandı. Giyenler, çeşitli cezalara çarptırıldı.

Aynı kànun, kâğıt üzerinde hâlâ yürürlükte görünüyor; ancak, daha da medenileşmiş olanlar insanlarımızın şapka falan taktığı yok. Aynı şekilde, şapka giymeyenlere ceza da verilmiyor. Bu sebeple, dünyada emsâli bulunmayan kocaman bir çelişki, hukuk dünyamızın orta yerinde duruyor.

Okunma Sayısı: 1094
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı