"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Osmanlı’da Nuh Tufanı (2)

M. Latif SALİHOĞLU
01 Temmuz 2020, Çarşamba
Sultan II. Mahmud zamanında yaşanan ilk ve en önemli hadiselerden biri de, merkezi idare ile mahallî idare temsilcileri arasında imzalanan Sened-i İttifak anlaşmasıdır.

İşte o kısa ömürlü anlaşmanın mana ve mahiyeti: Osmanlı Devleti’nde merkezî otorite ile taşra yönetimi arasında yapılan anlaşma sonucu imzalanan (29 Eylül 1808) “Sened-i İttifak”ı, bir cihetiyle Türkiye’de toplumsal anayasa ve katılımcı demokrasi sahasında atılmış ilk önemli adımlardan biri olarak değerlendirmek mümkün.

Zira, merkezî otorite daha önceden böyle bir yola girmiş, ya da kabullenmiş değil. Herşey merkezden tasarlanıyor, plânlanıyor ve emir/fermân ile tatbik sahasına konuluyordu.

Esasında, daha evvel, yani katledilen Sultan III. Selim devrinde de taşranın yönetime katkısı düşünceleri doğmuş ve fakat bu düşüncenin yeşermesine bile fırsat verilmeden boğdurulmuştu.

Ne var ki, 1808 yılı ortalarına gelindiğinde, artık yeni bir hâlin kaçınılmaz olduğu kanaatine varılarak, hazırlık çalışmalarına başlandı.

Bu çalışmalarda lokomotif vazifesini gören kişi, genç padişahın ilk Sadrâzamı olan Alemdar Mustafa Paşaydı.

Devletin merkez ile taşra teşkilâtları arasındaki münasebetlerin hiç de sıhhatli olmadığını ve böyle devam ederse, daha fecî hadiselerin yaşanacağını Sadrâzamlık makamında daha iyi fark eden Alemdar Mustafa Paşa, Padişah ve diğer devlet erkânıyla birlikte karar kıldılar.

Bu çerçevede hazırlanan Sened-i İttifak ile, devletin iki cenahı olan merkez ile taşra teşkilâtlarının birbirini hem murakabe etmesine, hem de yardımlaşmaya dayalı âdil bir sistemin kurulması hedeflendi.

Görüşme masası

Bu konuyla ilgili bütün kaynaklar, anlaşma masasında iki tarafın olduğunu gösteriyor.

Taraflardan biri, Osmanlı hükûmetini temsil eden Sadrâzam ve sâir devlet erkânından teşkil olunan heyettir. Masanın diğer tarafında ise, taşranın uzak–yakın muhtelif merkezlerinden–askerleriyle birlikte–İstanbul’a gelmiş olan Âyân’dan kimselerdir.

Âyân, o devirde taşradaki büyük yerleşim merkezlerinde devlet nâmına idarî vazifeler de üstlenmiş olan tanınmış, hatta hanedandan sayılan itibarlı kimselere verilen ünvandır.

Misâl olarak–Sened-i İttifak’a da imzâ koyanlardan–şu isimleri zikretmek mümkün: Mağnisa Âyânı Karaosmanoğlu Hacı Ömer Ağa, Karaman Valisi Kadı–Abdurrahman Paşa, Bozok (Yozgat) Âyânı Çapanoğlu Süleyman, Serez (Orta Makedonya) Âyânı İsmail Bey, Bolu Voyvodası Hacı Ahmedoğlu Seyyid İbrahim Ağa, Bilecik Âyânı Kalyoncu Mustafa Ağa...

***

Hükûmet erkânı ile taşradan gelen Âyân arasındaki toplantı, Kâğıthane’deki Çağlayan Köşkü’nde yapıldı. Toplantının ilk oturumunda, henüz yeni tahta geçmiş olan Sultan II. Mahmud da bulundu.

Katılımcılar, genç sultana olan hürmet ve tâzimlerini derbeyân ettikten sonra, gündeme alınan konuların müzakerelerine başlandı.

Toplantının 10 gün kadar sürdüğü anlaşılıyor. Tarihçi İsmail Hami, Arapyan Efendiden yaptığı iktibasa göre, 7 ana başlık halinde yazıya dökülen Sened–i İttifak kararının nihaî bildirisinde şu ifadelere yer verilmiş: “Bir meclis-i meşveret ihdas edilerek alınan kararlar mûcibince, Sadâret ile Âyân arasında bir Sened-i İttifak akdolunmuştur.”

Taraflarca imzalanan bu anlaşma, belki de ilk kez olmak üzere devletle vatandaş (tebaa) arasında kabul edilen bir “resmî sözleşme” hüviyetini taşımaktadır.

Bizim muhtelif kaynaklardan derlediğimiz bilgilere göre, çok uzun ve detaylı metinler halinde kaleme alınan Sened-i İttifakın ana hatlarını aşağıdaki şekilde özetlemek mümkün.

1) Padişah “devlet-i ebed müddet”in kutbudur. Hepimiz ona bağlıyız. Bizim birlik ve beraberliğimizin devamı, padişaha ve saltanata bağlı olmaklığımızla mümkündür. 

2) Mahallerden toplanan asker, hem mahallî idarenin hem de ihtiyaç zamanında merkezî idarenin emrinde olan “devlet askeri”dir.

3) Devlete ait vergiler, mahallî teşkilâtlar vasıtasıyla düzenli şekilde toplanacak ve merkezî bütçeye aktarılacak. Buna uymayanlar, yahut karşı gelenler tedip edilecek.

4) Sadâret, bir mânâda “Makam-ı Vekâlet-i Mutlaka”dır. Taşra teşkilâtları ona karşı gelmeyecek, onun yetkilerini kullanma cihetine gitmeyecek.

5) İnsan temel hak ve hürriyetini nazar-ı itibara alan bu ana maddede, özet olarak şu hususlara yer veriliyor: Herhangi bir kişiye, gerek devletten, gerek bütün hanedandan ve gerekse sâir âyândan herhangi bir kötülük yapılmayacak, kimsenin canına ve malına zarar verilmeyecek. Birinin diğerine zarar verdiği, yahut zulmettiği iddia olunduğunda, mutlaka bir soruşturma yapılacak ve Sadaretin izni alındıktan sonra tedip için harekete geçilecek.

6) Devlet merkezi olan İstanbul’da herhangi bir ocakta veya bir meslek sınıfında fitne fesat çıkaranlar olursa, bu sınıf ve ocakların kapatılması ve sorumluların idamı için derhal harekete geçilecek, gerek hanedan ve gerekse memalik idareleri merkezî hükûmete destek vermekten çekinmeyecek.

7) Bu madde, bir cihetiyle yukarıdaki altı maddenin hülâsası mahiyetindedir. Vergi ve asker toplanması, fakir ve fukaranın gözetilmesi, kànun ve adâletin dışına çıkılmaması gibi hususlar tekraren hatırlatılıyor, aykırı hal ve hareketlerin vaki olması halinde ise, bunların sür’atle ilgili devlet birimlerine haber verilmesi isteniyor.

Okunma Sayısı: 1377
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı