"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Osmanlı’da Nuh Tufanı (5)

M. Latif SALİHOĞLU
06 Temmuz 2020, Pazartesi
Geçen hafta tamamlayamadığımız Sultan II. Mahmud devrine ait son notları bugün takdim ederek nihayet verelim.

Kurduğu yeni ordunun baş komutanı, öz oğlu Aziz’i katletti.

Evet, tekraren hatırlatalım ki, Osmanlı tarihinde Sultan II. Mahmud ve dönemi kadar yüksek risk taşıyan ve çok ağır bedellerle neticelenen büyük çaplı iç ve dış gailelerin hüküm sürdüğü ikinci bir dönemi göstermek pek mümkün görünmüyor.

1808’den 1839’a kadar uzanan bu otuz yıllık çalkantılı zaman zarfında, gerek ülke sınırları içinde vuku bulan isyan ve ihtilâller, gerekse hariçten ardı ardına gelen saldırı ve savaş halleri, adeta bitmek bilmez bir vaziyet arz ediyordu.

Bunların bir kısmını özetleyerek vermeye çalışalım.

İç sarsıntılar

Kabakçı Mustafa ayaklanmasından kısa bir süre sonra yaşanan birinci ve ikinci Alemdar Vak’ası, tasarlanan ve kısmen tatbik edilen hemen bütün yenilik politikalarının sekteye uğramasıyla neticelendi. 

İlk etapta karşılaştığı zorluklar ve zorbalıklar karşısında geri adım atmak durumunda kalan Sultan II. Mahmud, idealinden yine de vazgeçmedi ve yenilik plânlarını tatbik sahasına koymak için uygun bir zaman ve fırsatı beklemeye koyuldu. 

Fırsatı bulduğu anda da, muhalefet edenlere demir yumrukları indirdi. İnkılâpları yaptı ve Yeniçeri’yi de lağvetti. Asakir-i Mansure-i Muhammediye ismiyle, yeni ve modern bir ordu kurdu.

Ancak, ileride görülecektir ki, o ordu, Mısır eyalet ordusuna karşı bile mağlûbiyet ile bozguna uğrarken (1839), bilâhare aynı ordunun başkomutanı olan Hüseyin Avni Paşa, Sultan Mahmud’un öz oğlu Sultan A. Aziz’i devirmekle de kalmayıp onu vahşice katlettirdi. (1876)

Mısır ile yaşanan gaile

Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa ile çeyrek asır müddetle yaşanan kahredici sıkıntılar, esasında başlı başına bir tarihî vukuat değerinde olup, bu meseleyi “Nizip Bozgunu” başlığıyla ayrıca işlemek gerek.

Hicaz’da Vehhabî gailesi

Hicaz Bölgesi’nde zuhur eden ve aralıklı şekilde tehlikeli boyutlara tırmanan Vehhabî gailesi, hassaten mukaddes toprakları kana bulayarak Mekke ve Medine’nin de huzurunu bozduğu için, Sultan Mahmud’u ayrıca teessür içinde bırakmıştır.

Osmanlı-İran gerginliği

Ülkenin Şark tarafında ortaya çıkan bir başka tehlike ise, hayli zor ve sıkıntılı bir zamanda gözlemlenen İran kaynaklı işgal ve saldırılar olmuştur. İran’daki Kaçar Hanedanı yönetimi, adeta fırsat bu fırsattır diyerek, Bağdat ve Şehrizor’a kadar uzanan Osmanlı topraklarını işgale başladı. Bu sebeple, 1820’de İran’a karşı harp ilân edildi. Harp esnasında, İran tarafında beklenmedik bir vukuat yaşandı. İran ordusu içinde dehşet uyandıran bir kolera salgını baş gösterdi. Çaresiz kalan Kaçar hükümdarı Ali Şah, Osmanlı hükümetinden barış istedi. İmzalanan Erzurum Antlaşması’yla, İran işgal ettiği yerleri iade ederek eski sınırlarına doğru çekilmeyi kabul etti.

Yunan ve Sırp isyanları

Mora Bölgesi’nde Yunan ayaklanmaları, Sırbistan’da ise Sırp isyanları birbiri ardı sıra patlak verdi. Yıllarca sürüp giden çatışmalarla, ilk safhalarda her iki bölgede de gel–gitler yaşandı. Ara ara Rusya, İngiltere ve Fransa’dan yardım alıp destek gören Yunanlılar ve Sırplar, önce yarı bağımsız, sonra da tam bağımsız hükümetler haline geldiler.

1821’de başlayan Yunan (Mora, Girit) gailesi, 20 Ekim 1827’de yaşanan Navarin Faciası’yla had safhaya çıktı. Yunanlılara yardım için bölgeye gelen Birleşik Donanma (İngiltere, Rusya, Fransa), Mora’daki Navarin Limanı’nda demirlemiş bulunan Osmanlı Donanması’nı top ateşine tutarak imha ettiler. Osmanlı Devleti, 1832’de İstanbul’da imzalanan bir antlaşma ile Yunanistan’ın bağımsızlığını resmen kabullenmiş oldu.

Sırplarla yaşanan çatışmalar neticesinde ise, önce (1817) Osmanlı kontrolünde bir “Sırp Prensliği”ni doğurdu; bu prenslik daha sonraki dönemlerde bağımsız Sırp Krallığı’na (1878–82) dönüşerek, Osmanlı’dan tamamen kopmuş oldu.

Osmanlı–Rus Harbi

Yaklaşık dört asır müddetle (1567–1917) Osmanlı Devleti ile Çarlık Rusyası arasında yekûn on beş kadar büyük savaş hali yaşandı. Sultan II. Mahmud zamanında ikinci büyük savaş 1828–29 yıllarında yaşandı. Osmanlı, Navarin’de vuku bulan donanma faciasından dolayı Rusya’dan tazminat talebinde bulununca, iki taraf arasında yeniden savaş çıktı.

Bu esnada Yeniçeri Ocağı kaldırılmış ve yeni Osmanlı ordusu henüz tam teşekkül etmiş durumda değildi. Bunu fırsat bile Rusya, büyük bir kuvvetle, üstelik birkaç koldan Osmanlı sınırlarına doğru taarruza geçti. Kısa sürede doğuda Kars ve Erzurum’a, batıda ile Edirne’ye kadar ilerleyen Rus kuvvetleri durdurmak için harekete geçen Sultan II. Mahmud, Rus tarafıyla şartları hayli ağır olan Edirne Antlaşması’nı imzalamak mecburiyetinde kaldı.

***

Son olarak, Üstad Bediüzzaman, Sultan II. Mahmud devri, ama özellikle Yeniçeri Ocağı hadisesi ile ilgili bazı sözlerini iktibas ederek nokta koyalım:

* Biliniz ki, asker ocağı cesîm ve muntazam bir fabrikaya benzer; bir çark itaatsizlik etse, bütün fabrika herc ü merc olur. Asker neferâtı siyasete karışmaz; Yeniçeriler şahittir.

(Divân–ı Harb–i Örfî: 34)

* Düvel–i İslâmiyede velev nadiren olsun gayr–ı müslim, askerlikte istihdam olunmuştur. Yeniçeri Ocağı buna şahittir.

(Münâzarât: 76)

* Ben işittim ki (1908-9), askerler bazı cemiyetlere intisap ediyorlar. Yeniçerilerin hadise–i müthişesi (1839) hatırıma geldi; gayet telâş ettim. Bir gazetede yazdım ki….  (Tarihçe–i Hayat: 60)

Okunma Sayısı: 1503
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı