Bir anne şefkati, oyuna dalmış yavrusunu eve çağırıyor.
Kuşlar yuvaya dönüş çığlıklarında…
Güneş ovalara, dağlara, yamaçlara saldığı şuâlarını toplamakla meşgul…
Gurubda hüzün dolu yangınlar, gönüllerde turuncu hatıralar.
Ve tunç renkli gökçölünde koşar yılkı atları ahenkle..
Görünmeyen süvariler ve ateş gülleri.. düğüm düğüm suskunluk.
Görüyor musun?
***
Bir yağmur duası yükselir ovalardan dağlara doğru,
Kırkikindi yağmurları gibi coşar rahmet.
Bir çocuk koşarak geçmek ister ebemkuşağı arasından..
Bir gelincik tüter düşerken çocukluk yarasından,
Gökleri kucaklayan kuşak, sarmalarsın gökyüzünü şefkatle…
Yedi renk boyarsın yedi kat semayı..
Yetim çocuğu da alıyor şefkatli sinesine.
Masal masal içinde, duyuyor musun?
***
Dolunay doğmak için günbatımını bekliyor belki.
Gecede gizli doğum sancıları,
Yıldızlar kandillerini yakıyor bir bir…
Bir şölen, bir şehrayin var samanyolunda
Bir bayram hazırlığı belki de galaksiler arası..
Biliyor musun?
***
Bensiz, sensiz, sessiz ve nefessiz…
Bir selâ sesi uzaklarda, ölen kim?
Kime okunuyor “Elif-Lâm- Mim?
Hâlâ uyuyor musun?
&
“Ölümden korkup başını çevirme” dedi, İhtiyar Bilge..
“Şehri yüz defa mezara boşaltan ölümün,
Bir istediği var, şehirden ve insandan…
Mezar taşlarına bak!
Geçmişe ait sevdalar, sonu gelmez ihtiraslar,
Yalanlamalar, ölümü öldürmeye çalışanlar…
Şimdi hepsi ölüme yenik düştüler.
Kimi çözdü ölümün sırrını, kapıyı açıp kavuştular dostlara.
Kimi Karun’un hazinesi peşinde gömüldüler toprağa”,
Dedi, İhtiyar Bilge. Duyuyor musun?
&
“Anlat” dedim, İhtiyar Bilge’ye,
“Anlat, beni seni, hayatı ve ölümü”
“Kendini bil” dedi, “Hayatı oku.”
“Dost ol bütün tabiatla.
Gizemi çöz ve rahatla.
Bir umut yeşersin gönül toprağında,
Unutma vuslat gelecek baharda..
Bir ışık yak dünyanın alacakaranlığında..
Unutma..
Ölüm bir merhabadır ebemkuşağında…”