"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bâkiyat-ı salihat

Mehmet ÇETİN
27 Kasım 2021, Cumartesi
Sübhanallah, Elhamdülillâh, Allahü ekber, Lâ ilâhe illâllah, Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyü’l-azîm kelimeleri, sevabı sürüp giden güzel salih ameller manasındaki bâkiyat-ı salihattır ki tek başına Yirmi Dokuzuncu Lem’a bu beş kelimeye müessestir, kuruludur.

Esasen bu kelimeler ihtiva ettikleri manalara sembol olan ifadelerdir. Zira bu beş kelimede zımnen tefekküre dâvet var. Zikir, tefekkürü netice verir ise manasını tamamlamış olur ki tek başına bu kelimelerin zikrinin bir ibadet nev’i olmasının yanında.

İlk üç kelime meşhur ve müstamel olup, namaz tesbihatında bu üç kelimenin çekilmesi ve duânın yapılmasından sonra Lâ ilâhe illâllah’ı da daha çok Şafiîler okuyorlar.

Sübhanallah ile şunlar anlaşılır: Eşya ve hâdisede, meselâ çiçekte saklı bulunan on iki perde üstünde ve on beş delil delil içinde mahlûkat sayısı kadar lisan ile sayısız esma ve sıfatının bilinen-bilinmeyen, görünen-görünmeyen tecelli ve tezahür ifadesinin müşahede ve tefekkürüyle anlaşılmaktadır ki Allah, bütün eksiklik ve noksanlıklardan mualla ve münezzehtir.

Elhamdülillâh ile şunları anlamak mümkün: Sağ (geçmiş); sol (gelecek); üst (semavat); alt (zemin); ön (ileriden gelenler); arka (geriden gelenler) tarafı olan bu altı yöne, dinsiz felsefî değerlendirmelerle ârız olan aydınlanamama yani söz konusu karanlıklardan mütevellid yaşama sevincine karşı oluşan ümitsizlik ve gevşeklik, insanı atalete atar. İş bu ahvalin reçetesi ise söz konusu o altı noktada Allah’ın rahmaniyet, rahimiyet, hakîmiyet, hafîziyet, vahidiyet, samediyet, nakkaşiyet, kadîriyet, alîmiyet, nazîmiyet manaları, hamidiyet zirve makamında en azam derecede tecelli ve tezahür eder. 

Allahü ekber ile kalbe şu manalar gelir: Mülkün ortağı olmayan, benzeri bulunmayan, hiçbir şeyde âciz olmayan, yardımcıya ihtiyaç hissetmeyen gibi esaslı tevhid manalarıyla Allah; mahlûkatına nimetlerden faydalanma ruhsatı ve bolluk sahibidir. Karışıklık içinde birbirinden tefrik, temyiz ve ayırmaya kadirdir. Eşyanın, kendi özelindeki özelliklerini koruyup, birbirinden farklılıkları muhafaza etmenin yanı sıra genel vasıflarıyla vahdet ve birlikteliği sağlamaya sahip. Geniş ve enginlik içinde iken her birisinde kâmil manada sanat, kolaylık, sağlamlık, hızlılık, ölçülülük, uygunluk gibi sıfatların sahibidir. İşte bunlar, celâlî ve cemalî esaslı esma ve sıfatlarının âlemdeki en ekber derecede tecelli ve tezahürleriyle sabit olan âyetlerini bütünüyle ifade babından, Allah, her şeyden nihayet derecede yücedir, büyüktür.

Lâ ilâhe illâllah ile şunları ifade edebiliriz: Tevhidin esası olan her nev’i şirkin reddini ihtiva eden ve Hz. Hızır’ın (as) bir virdi olan bu ifade Esma-i Hüsnadan tecelli eden her eser ve fiil ile Allah’ın esmasını ve o esmasıyla vücudunun vacibiyet ve vahdeti manasındaki var ve bir oluşunu, Ondan gayrı İlâhın mümkün olmadığını ifade eder. Her neye ve nereye bakılırsa bakılsın onlar, Allah’a şahittir ve delildir. Şahit ve delillerin en mükemmeli, en büyüğü, en muhtevalısı olan Resul-i Ekrem, zat ve sıfatıyla Allah’a en büyük delil ve şahittir. O Habib-i Zîşan’ın (asm) her bir kelâm ve kelimesi kendi risaletine delil olduğu gibi en büyük mu’cizesi Kur’ân-ı Kerîm ile Cenab-ı Hakk’ın, İlâhî vahdaniyet ve tekliğini ifade eden en kapsamlı ifade ki başta Resul-i Ekrem (asm) olmak üzere bütün peygamberlerin en büyük dâvâsını ifade eden mukaddes bir kelimedir, Lâ ilâhe illâllah.

Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyü’l-azîm, ifadesi tek başına diğer dört kelimeyi ihtiva eden bir mübarek definedir. En hâlis tevekkülün resmidir. Evet; kötülüklerden uzaklaşmak ve iyiliğe yönelmek, ancak Allah’ın yardım ve kuvvetiyle mümkündür. Bu kelime evvelâ insana âciz ve fakir olduğunu ve fakat nihayetsiz ihtiyaç ve talebinin vaki olduğu yanı sıra hadsiz düşmanları olduğunu ihtar eder. İşte bunların karşılanması ancak ve ancak kudreti nihayetsiz, merhametli Rabbimizin ihsan ve inayetiyle mümkündür. İnsanın, zerre vaziyetinden, en kâmil manada mü’min insan hâline gelinceye kadar geçirdiği cansız, nebatî, hayvanî, insanî bütün vaziyetlerinde Allah’ın yardımına ihtiyacı vardır. Zira hiçlikten çıkıp, varlık âlemine gelmek; yokluğa gitmeyip bekaya namzet olmak, zararları def, faydalı olanları almak; musîbetlerden uzak olup, arzusuna ulaşmak; isyana düşmeyip, ibadete devam etmek; azaba maruz kalmayıp, nimete mazhar olmak; karanlıklarda boğulmayıp, aydınlık ve nurlara kavuşmak ancak ve ancak Allah’ın yardımıyla mümkündür.

Söz konusu dört kelimenin mahiyetinin eşyada tecelli eden hakikatini ifade babından denizden bir katre nev’inden işte bunlar, sadırdan satıra dökülenlerdir. İş bu bâkiyat-ı salihat, Risale-i Nur’un dört temel esası olan acz, fakr, şefkat ve tefekkür esaslarının menbaıdır.

Okunma Sayısı: 1143
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı