Türkiye, fon soygunu ile çalkalanıyor. Bir yanda tırlar dolusu para kazananlar, diğer yanda bu kışı nasıl geçireceğini düşünen vatandaşlar.
Bir tarafta yolsuzluk, rüşvet, irtikâp, kayıt dışı ekonomi, fon soygunu; diğer tarafta yoksulluk, açlık, işsizlik, enflasyon, hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı...
Açlık sınırının 38 bin lira, yoksulluk sınırının 123 bin lira olduğu ülkede, 23 bin 500 lirayla geçinmeye çalışan emekli, 28 bin liraya ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan asgarî ücretliler, kara kara bu kışı nasıl geçireceğini düşünüyor.
Hava soğudu, kombiler yanmaya başladı. Vatandaş, kademelendirilmiş zamlı elektrik ve doğalgaz parasını nasıl ödeyeceğini düşünüyor.
Türkiye'nin fotoğrafı tam da bu!
Garibanın, yoksulun, fakirin içtiği sudan, yediği ekmekten, aydınlatmak için kullandığı elektrikten, ısınmak için tükettiği doğalgazdan “dolaylı vergi”lerle canı yanıyor.
İşçinin maaşından daha eline geçmeden vergisi kesiliyor; esnafın kazancı, çiftçinin geliri, emeklinin yaptığı alışveriş kuruşu kuruşuna vergilendiriliyor. Ancak büyük servetler söz konusu olduğunda “Bu serveti nereden buldun, vergisini ödedin mi?” diye sorulamıyor.
ÇİFTÇİ MALİYETLER ALTINDA EZİLİYOR
Çiftçi için ekim zamanı... Gübre ve mazotun yüksek fiyatları nedeniyle tarlasını ya borçla ekiyor ya da hiç ekemiyor. AKP iktidara geldiğinde, 2002’de mazotun litresi 1.7 liraydı; bugün ortalama 95 lira. Gübre fiyatları da hakeza yüzde binlerle ifade edilen artış yaşandı.
Tokat Milletvekili Kadim Durmaz verdiği rakamlarda çiftçilerin yaşadığı sıkıntıyı gözler önüne seriyor.
14 Ekim 2025'te mazot 55 lira, bugün 97 lira. Çiftçinin mazotuna yüzde 76,4 zam yapıldı. Pancar alımını ise 3.100 liradan 3.720 liraya çıkarıldı. Artış oranı yüzde 20. Üstelik açıklanan fiyatın yaklaşık 143 lirası kota tamamlama şartına bağlı prim olduğu için prim hariç 3.577 lira.
Geçen yıl bir ton pancarla 56 litre mazot alan çiftçi bugün sadece 38 litre mazot alabiliyor.
Durmaz, ton başı maliyetin 3.300 lirayı bulduğu bu şartlarda, çiftçinin borcunu ödeyip toprağa küsmeden yeniden geçimini sürdürebilmesi için mutlaka bu fiyatların 4.500 liraya yükseltilmesi gerektiğini söylüyor.
Fon soygununu konuşurken, birkaçını sıralayabildiğimiz milletin tamamını ilgilendiren geçim sıkıntısının da konuşulması gerekiyor.
“MİLLÎ İRADE HIRSIZLIĞI”
Ekonomik meseleler büyürken iktidarın gündeminde belediye başkanı transferleri var.
“İzmir 24 yıl sonra AKP’ye geçti” diye haberler yapılmasına millet acı acı gülüyor. Aynı belediye başkanını transfer ederken çöp yığınlarının görüntüsünü yayımlamasıyla gülünç duruma düştüğünü iktidar fark edemedi bile...
Bursa Milletvekili Hasan Öztürk’ün Meclis’te gündem dışı konuşmasında dile getirdiği şu sözler dikkat çekiciydi:
“Sandıkta kazanamadığınız İzmir'i Cemil Tugay'ın yakasına rozet takarak kazandığınızı mı zannediyorsunuz? İktidar medyası tek bir ağızdan itiraf ediyor: ‘İzmir AKP'li Tugay'la hizmet görecek’ demek ki, ‘Biz İzmir'e gâvur muamelesi yaptık, hizmet alamaması için elimizden geleni ardımıza koymadık. Biz, bize oy vermeyen İzmirlilerin vergisini İzmir'e harcamadık.’ Peki, dünkü Cemil Tugay ile bugünkü Cemil Tugay arasında ne değişti? Bugünkü Cemil daha mı akıllı, daha mı zeki, yoksa daha mı kıvrak? Sayın Erdoğan'a 2014'te söylediğini kendi sözleriyle hatırlatalım: ‘En büyük yolsuzluk, hırsızlık millî irade yolsuzluğu ve hırsızlığıdır.’ İzmir'de olan tam da budur...”
İktidar cephesinden bu sorulara cevap verebilecek biri var mı?
Vatandaşın sofrası boşsa, çiftçi tarlasını ekemiyorsa ve emekli kışın ortasında kombisini yakmaya korkuyorsa, transfer bu gerçeği değiştiremez.