"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yaz, oldukça sıcak geçecek

Mehmet KARA
08 Temmuz 2019, Pazartesi
Son mahallî seçimlerde Cumhur ittifakının (AKP-MHP) başta Ankara ve İstanbul olmak üzere birçok büyükşehir belediye başkanlığını kaybetmesiyle, hem Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi tartışılmaya başlandı hem de AKP içinden parti ya da partilerin kurulması hız kazandı.

Bir yanda AKP’nin ilk cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün desteklediği Ali Babacan liderliğindeki oluşum, diğer yanda eski başbakan Ahmet Davutoğlu’nun başı çektiği oluşumun yaz aylarının bitmesiyle beraber partileşmesine kesin gözüyle bakılıyor.

Ahmet Davutoğlu’nun geçen hafta yaptığı hem Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi hem de AKP’nin yanlışlarını anlatan konuşmasının yankıları devam ederken, kulislerde yeni kurulacak iki partinin de AKP’nin bir benzeri olacağı, AKP’yi zayıflatmaktan öteye gidemeyeceği konuşuluyor. 

***

Mahallî seçimler üzerinden analizler ve yorumlar devam ederken, Cumhur İttifakı’nın büyük ortağı AKP oylarının düşmediğini söylüyor. Oysa bir gösterge var ki, bunun böyle olmadığını ortaya koyuyor. Üzerinde pek yorum yapılmasa da gözlerden kaçmayan bir durum, Erdoğan’ın ilk defa “balkon konuşması” yapmamasıydı.

Türk siyasî tarihine “balkon konuşması” olarak geçen ve her seçim akşamı yapılan bu konuşma şeklini Erdoğan siyasî literatüre sokmuştu.  Erdoğan, 2007 yılından beri partisinin arka bahçesinde yer alan balkona çıkıp seçimlerin kazanılmasından sonra coşkulu kalabalıklara konuşurdu. Sonraki seçimlerde de hep böyle oldu. Balkona ailesi ve bakanlar başta olmak üzere partinin ileri gelenleri çıkar konuşma yapardı. 

Erdoğan, 31 Mart’ta birçok büyükşehir belediye başkanlığının kaybedilmesi üzerine balkona sadece eşiyle birlikte çıkmış ve öncekilere nazaran coşkulu bir konuşma da yapmamıştı. Bunun nedeni o zaman, oy oranın düşmemesine rağmen Ankara, İstanbul, Antalya, Adana gibi illerin büyükşehir belediye başkanlıkların kaybedilmesine bağlanmıştı.

“İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi de kaybeder” demişti bir de… 

YSK’nın, 31 Mart’ta yapılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini iptal etmesiyle de İstanbul’u yeniden kazanma ihtimali doğmuştu. Erdoğan, “İstanbul’u kaybedip Türkiye’yi kaybetmek” istemiyordu.

Ancak beklendiği gibi olmadı. İstanbul’da seçimleri Millet İttifakı’nın adayı Ekrem İmamoğlu, 807 bin farkla kazandı. 31 Mart’ta bu fark 13-14 bin civarındaydı. Fark 59 kat artmıştı.

Seçimleri İmamoğlu’nun kazandığının artık belli olmasından sonra Erdoğan sadece sosyal medyadan açıklama yaparak,  İmamoğlu’nu tebrik etti. 

Böylece Erdoğan 2007 tarihinden bu yana yaptığını yapmadı ve ilk defa balkona çıkmadı. 

“Neden her seçim sonrası yaptığı balkon konuşmasını yapmadığı”nın cevabı aranırken, seçimin sadece bir ilde yapıldığı için balkon konuşmasını yapılmadığı şekilde izah yoluna gidilse de, bu Erdoğan’ın 12 yılda ilk defa “balkon konuşması”nı yapmadığı gerçeğini değiştirmedi. 

Bu durum seçimleri kaybetmenin ve AKP içindeki kaynamanın başlayacağının bir göstergesi oldu.  Aslında CHS ve yeni parti tartışmalarının fitilinin ateşleneceğini bir bakıma gösterdi ki, öyle de oldu…

***

AKP içinden çıkacak iki partiye 80 milletvekilinin katılacağı kulislerde konuşulmaya başlandı bile… Sayı bu kadar olur mu bilemeyiz… Bunu yaz aylarındaki çalışmalar belirleyecek. Bu durumda MHP desteği olmasa kanun çıkaramayacak olan AKP’nin milletvekili sayısı 210-215’lere düşecek. MHP’nin de 49 milletvekili olduğunu göre kanun çıkarmak için gerekli olan 301 sayısını bulması zorlanacak. Bu durumda ya yeni ittifaklar gündeme gelecek ya da erken seçim… Kaldı ki, 80 milletvekili değil, 41 milletvekili parti değiştirse bile ittifak 300 rakamının altına inmiş olacak.

Bakalım Ankara’nın kuru yaz sıcakları, daha mı hareketlenecek yoksa yeni kurulacak partilerin önü bir şekilde kesilip yola devam mı edilecek? Bu olmasa bile önümüzdeki günler de Türk tipi CHS üzerinden tartışmaların artarak devam etmesine kesin gözüyle bakılıyor.

Meclis tatile girecek ama Ankara siyaseti hayli hararetli ve sıcak olacak…

Okunma Sayısı: 1780
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Gündüz Alp-3

    8.7.2019 16:28:01

    Kanaatimce çözüm, bunca partiden sonra (ideolojik anlamda) birbirine benzeyen kişilerin yeni bir parti kurmasında değildir. Yani, ihtiyaç, yeni bir parti değildir. İhtiyaç, demokrasi ve hukuk, hürriyet ve adalet, insan haklarına tam riayet, toplumsal barış ve huzur...deniyorsa, bunları merkezine koyan oluşum ve ittifaklar, yeni kurulacak partilerden daha çok hizmet eder diye düşünüyorum. Zira şunlar hepimizin hem fikir olduğumuz ortak paydalardır. Hele parti içi demokrasinin olmadığı ya da olmayacağı yeni bir parti hangi derde deva olabilir ki? İşte örnekleri ve işte yaşadıklarımız. Partiden çok önce düşünülmesi gereken bir şey parlamenter demokratik hukuk devletin tüm kural ve kurallarıyla işleyeceği sistemin tekrar tesisi ile yeniden sağlam esas ve prensiplerle işler hale getirilmesidir. Öncelik bu olmalıdır. Zaten yeterince partimiz var ve yeterince bölündük. "Ayrılıkta azap, birliktelikte rahmet vardır" nurlu beyanına bir de bu pencereden bakalım, derim.

  • Gündüz Alp-2

    8.7.2019 16:17:37

    "Yeni" diye halka sunulanı CHS sistemi daha birinci yılında iktidar tarafından bile tartışılmaya başlanması sistemin, sorun çözmekten çok sorun çıkarmaktadır. Türkiye'yi ne "uçuşa" geçirmiş ne "şahlandırmış" ne "güçlü" kılmıştır. Devasa bir saray kadrosu olmasına rağmen kararların tek kişiden çıkması CHS'nin "eskinin tekrarından" başka bir özelliğinin bulunmadığını ortaya koyuyor. Mesela. CB kararı ile görevinden alınan MB Başkanı. İçeride ekonomik istikrar, güven ve dengeleri bozan, dışarıda yabancı sermaye ve yatırımcıları kuşkuya düşüren bu karar, zaten demokrasi ve hukukun askıda olduğu bir ülke fevkalade yanlıştır. Anlaşılıyor ki 23 Haziran, yönetim anlayışında tek partiden ziyade demokrasi ve hukuk, hürriyet ve adalet, insan hakları...gibi evrensel değerleri merkezine alan ittifak ve oluşumların yöneteceği zaman dilimine girmiştir. Adı ne olursa olsun, istibdat ve tahakküm içerikli tüm sistemler, ülke halkı ve hür, medeni ve demokrat dünya tarafından hüsnü kabul görmeyecektir.

  • Gündüz Alp

    8.7.2019 16:03:34

    Sayın Kara, basit bir yerel seçim olmasına rağmen 31 Mart ve sonucu ülkenin tüm siyasal hayatını derinden sarsmıştır. Hele 23 Haziran'da iktidar ve ortağının onca propaganda ve devlet imkanlarını kullanmasına rağmen belediye başkanlığını Millet İttifakına kaptırması dengeleri alt üst etmiştir. İktidar ve ortağı hâlâ bu yenilgiyi -öyle imiş gibi görünse de- hazmedebilmiş değil. Onları "topal ördek" yapabilmek için 25 yıldır yapmadıkları şeyleri yapmaya teşebbüs ediyorlar. Fakat kanaatim odur ki, yaptıkları her hamle ve girişim kendi aleyhlerine netice verecek, iktidarlarının ömrünü biraz daha kısaltacaktır. Çünkü 31 Mart sonucuyla anlaşıldı ki, "beka" başta olmak üzere, "güvenlik" ve benzeri kaygılarla kitleleri manipüle etmelerinin altında kendi iktidarlarını ibka etmek niyeti olduğu ortaya çıkmıştır. Seçmen nezdinde inanılır ve güvenilir olmaktan çıkmışlardır.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı