"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Çocuk ölümleri

Mehtap Yıldırım Yükselten
10 Aralık 2020, Perşembe
Her vefat, geride kalanlar için üzücü olsa da, çocuk ve genç ölümler daha ziyade içimizi yakar ve son derece müteessir oluruz.

Ölüme farklı bir yaklaşım getirerek, ölümün hakikî yüzünü gösteren, hatta sevdiren Risale-i Nur’da çocuk ölümleri konusu da yüreklere su serpercesine yer almıştır. 17. Mektup’ta yer alan “Çocuk taziyenamesi” bunun üzerinedir. Hafız Halid isimli bir zatın, kuşpalazı yani difteri hastalığından vefat eden çocuğu Enver için taziye mahiyetinde yazılmıştır. Enver vefat ettiğinde henüz sekiz yaşındadır. Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, çocuğun kederli ailesine bu mektubu yazar.

“Kardeşim! Çocuğun vefatı beni müteessir etti. Fakat, elhükmü lillâh, kazaya rıza, kadere teslim İslâmiyet’in bir şiarıdır. Cenab-ı Hak sizlere sabr-ı cemil versin. Merhumu da size zahire-i ahiret ve şefaatçi yapsın. Size ve sizin gibi müttaki mü’minlere büyük bir müjde ve hakikî bir teselliyi gösterecek beş noktayı beyan ederiz.” şeklinde başlayan mektuptaki müjde ve teselliler, sırf karşı tarafı rahatlatmak için öylesine söylenen teselli sözlerinden değildir. Kaynağı âyetlere dayanan hakikatlerin ta kendisidir.

Birinci Nokta’da,  “Ebediyyen yaşlanmayacak olan çocuklar” âyetinin tefsirine yer veriliyor. Mü’minlerin bulûğ çağına ermeden vefat eden çocuklarının, Cennette ebedî olarak anne ve babalarının kucağına verileceğini , evlât sevmek duygusunun Cennete lâyık en güzel, en saadetli şekilde devam edeceği müjdeleniyor.

İkinci Nokta’da ise, tek başına büyük bir teselliye medar çarpıcı bir örnek veriliyor. Hapishanede olan birinin, çok sevimli bir çocuğu hapishaneye onun yanına gönderiliyor. O bîçare mahpus, kendi elemi ve zor şartlar altında yaşaması yetmiyormuş gibi, bir de o sevimli evlâdının rahatını temin edemediği için, “Hapishane şartlarında çocuk da sıkıntı çekiyor” diye daha fazla ızdırap duymaktadır. Bir gün merhametli bir padişah, bir adamını gönderir ve: “Bu çocuk gerçi senin evlâdındır, fakat benim de halkımdandır. Bu şartlarda yaşamasına razı olamam, yanıma alıp saraylarda güzel bir şekilde besletip yaşatacağım.” der. Adam ağlar, sızlar, “Buradaki tek teselli kaynağım olan evlâdımı vermeyeceğim” diye itiraz eder, ama yanında bulunan arkadaşları ona derler ki: “Senin bu üzüntün manasızdır. Çocuk bu rutûbetli, pis, sıkıntılı zindandan kurtulup saraya gidecek, rahatça yaşayacak. Eğer sen nefsin için üzülüyorsan, çocuk burada kalsa muvakkaten şüpheli bir menfaatinle beraber, çocuğun meşakkatlerinden çok sıkıntı ve elem çekmek var. Eğer saraya gitse, sana bin menfaati var. Çünkü, padişahın merhametini celb eder, sana şefaatçi hükmüne geçer. Padişah onu seninle görüştüreceği zaman elbette çocuğu zindana göndermeyecek, seni zindandan çıkarıp saraya getirtecek ve çocukla görüştürecek. Şu şartla ki, Padişah’a emniyetin ve itaatin varsa.

Evet bu hakikatli örnekteki padişah Rabbimizdir. O zindan ise dünyadır. Vefat eden çocukları Allah; elemli, musîbetli, meşakkatli dünya zindanından alıp Cennet saraylarına koyacaktır. O vaadinden dönmeyendir. Elhamdülillah buna emniyetimiz tamdır.

Üçüncü Nokta’da, evlâtların anne babaya emanet olarak verildiği hatırlatılıyor. Allah, evlâtlarımıza karşılıksız hizmetimize mukabil, lezzetli bir şefkat duygusu vermiştir . Ancak o çocuk bizim kendi malımız değildir. Kendi vücudumuz da dahil, dünyada neyimiz varsa emaneten verilmiştir. O güzel, masum evlâtlar Cenab-ı Hakk’ın birer ikramı, ihsanı idi ve geçici bir süre için vermişti. Mal sahibi, Mülk sahibi O’dur. Burada vefatlarla bizi geçici olarak ayıran Allah, orada yeniden ebedî olarak bir araya getirir. Öyle ise, şikâyet ve isyana benzer feryatlar edemeyiz, Cennetin birer kuşu olan o çocuklar, kabirde ve mahşerde, hesap gününde anne babasına şefaatçi olacaktır.

Dördüncü Nokta’da ise, “Vefat eden çocuk nereye gitmişse, siz de, biz de oraya gideceğiz” deniliyor. Yani bu gidiş sadece o vefat eden çocuğa mahsus değildir. Hepimiz aynı yere gidiyoruz. Öyle ise bu ayrılık da ebedî değildir. Berzahta, Cennette görüşülecektir. “O verdi, O aldı” deyip sabır ile şükredilmesi gerektiği vurgulanıyor.

Son olarak Beşinci Nokta’da, “şefkat”, aşktan da keskin, lâtif, şirin, nurânî bir iksir olarak tarif ediliyor. Böyle bir şefkatin de Cenab-ı Hakk’a daha kısa ve daha safi bir yoldan ulaşmaya vesile olduğundan bahsediliyor. Böylece mü’min dünyadan yüzünü çevirip Mün’im-i Hakîkî’ye yöneliyor. Vefat eden çocuğu nereye gitmişse, o da oraya gitmek için hazırlanıyor, gideceği zamanı heyecanla bekliyor. 

Böylece ahiretine daha iyi hazırlanıyor.

Okunma Sayısı: 2850
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı