"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Korkuyu sıradanlaştırmak

Muhammed Yusuf Akbaş
27 Eylül 2021, Pazartesi
Korkunun lügat anlamı tehlike anında duyulan endişe ve tedirginlik hali olarak tanımlanmaktadır.

Korku kavramı Kur’ân’da havf, haşyet gibi kelimelerle dile getirilir. Havf Arapçada, korkma, ürperme anlamlarını taşır, ama aslında ikisi tam da eşit değildir.

Korku duygusunun cebanet (aşırı korkaklık), tehevvür (hiçbir şeyden korkmamak) ve şecaat olmak üzere üç mertebesi bulunmaktadır. Müslüman şecaat sahibi olmalıdır. 

Peygamber Efendimizin (asm) güzel ahlâkı ve sırat-ı müstakim, korkunun “şecaat” mertebesidir. Sahabelerin, Üstadımızın ve Risale-i Nur Talebelerinin korku mertebesi şecaattir.

“İnsanda en mühim ve esaslı bir his, hiss-i havftır. Dessas zalimler, bu korku damarından çok istifade etmektedirler; onunla korkakları gemlendiriyorlar. Ehl-i dünyanın hafiyeleri ve ehl-i dalâletin propagandacıları, avâmın ve bilhassa ulemanın bu damarından çok istifade ediyorlar, korkutuyorlar, evhamlarını tahrik  ediyorlar.” 1

Bediüzzaman’a göre korku duygusu, insanın yaratılışında vardır. “Cenab-ı Hak, havf damarını hıfz-ı hayat (hayatı korumak) için vermiş; hayatı tahrip için değil! Ve hayatı, ağır ve müşkil ve elim ve azab yapmak için vermemiştir. Havf, iki, üç, dört ihtimalden bir olsa… hatta beş, altı ihtimalden bir olsa, ihtiyatkârane bir havf, meşrû olabilir. Fakat yirmi, otuz, kırk ihtimalden bir ihtimal ile havf etmek; evhamdır, hayatı azaba çevirir!” 2 

Said Nursî’nin ‘korkusuz’ olması en temel özelliğidir. Millet olarak yeni bir korku dalgası ile karşı karşıya olduğumuz için zihinler çok karışmış ve gündem sürekli korku ile devam etmektedir. 

İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin iktidarından bu yana gerçek iktidarı, saltanatı, yani kamu gücünü elinde bulunduranlar, devlet ve millet hayatı üzerindeki faaliyet ve kontrol kabiliyetlerini sürdürebilmek için kapsamlı bir korku uygulamaktadırlar. 

Said Nursî, “Bütün sergüzeşt-i hayatım şahiddir ki, hak gördüğüm meslekte gitmeye karşı korku elimi tutup men’ edememiş ve edemiyor. Hem neden korkum olacak? Dünya ile, ecelimden başka bir alâkam yok. Çoluk çocuğumu düşüneceğim yok. Malımı düşüneceğim yok. Hanedanımın şerefini düşüneceğim yok” 3 diyerek dünyevî bir maksadı olmadığı için korkuyu bu şekilde def etmiştir. 

Jean Paul Sartre “İnsanların çıplak ayakla dolaştığı bir dünyada, yazarın görevi ayakkabı yapmaktır” der. Ahmet Altan geçenlerde bir söyleşisinde yazarın korkudan dolayı sadece edebiyatla vaktini ayırıp toplumsal sorunlara ses çıkarmasını eleştirir. Sırf başka yere tayin olmaktan korktuğu için binlerce masuma zulmeden hâkimler, savcılara şunu der: “Korkuyu bu kadar sıradanlaştırmayın.” Ayrıca bunu dünyevî bir hikâye ile özetler. Kartaca elçisi Roma İmparatoru’na bir mesaj getirmiş, şöminenin başında konuşurken imparator elçiyi işkence yaptırmakla tehdit etmiş, elçi elini şöminedeki ateşin içine soktuktan sonra “özür dilerim majesteleri, ne diyordunuz,” diye söze devam etmiş…

Bediüzzaman, 31 Mart hadiseleri bahane edilerek, idam veya hapis edilmek istenir. İdam edilmek için götürüldüğü mahkemeden beraat kararı ile çıkar. 

Ama o yine de yapılan hukuk dışı zulüm ve uygulamalara tepkisini dile getirerek “Zalimler için yaşasın Cehennem!” diyerek yürür.

Minnet ve tahakküm altına girmeyi fıtraten kabullenemeyen Bediüzzaman, cumhuriyet döneminde gelen parlak tekliflere de hiç itibar etmemiş. Çünkü o, daima “Ben ekmeksiz yaşarım, fakat hürriyetsiz yaşayamam.” demiştir.

Risale-i Nur’da Rüstemi İranî ve Herkülü Yunanî’nin örneğindeki gibi bu feylesoflar imansızlıklarından ve bilgisizliklerinden dolayı böyle olaylardan korkarlar. Ancak iman sahibi birisi bunların hiçbirinin başıboş olmadığını bilir ve tevekkül ederek korkmaz.

“Evet, sırr-ı ihlâs ile samimî tesanüd ve ittihad, hadsiz menfaate medar olduğu gibi, korkulara, hattâ ölüme karşı en mühim bir siper, bir nokta-i istinaddır” 4 İhlâs düsturu ile Bediüzzaman korkulara karşı çıkmıştır. “Demek iman ne kadar mükemmel olursa hürriyet o derece parlar.” 5 

Dipnotlar:

1- Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektub

2- Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektub.

3- 13. Mektup. 

4- 21. Lem’a haşiye. 

5- Hutbe-i Şâmiye. 

6- 23. Söz.

Okunma Sayısı: 983
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Tahsin

    27.9.2021 23:35:48

    Önemli bir konuydu. Tebrikler

  • Ali TAM

    27.9.2021 21:03:47

    Peygamberimiz ASM dan sonra masivadan korkmayan Al-i Beyt'ten Hz. Üstad Bediüzzman Said Nursî hazretlerinin tavri: 'Şimdi Fransızların ve İngilizlerin uçakları gelse, burayı bombardımana tutsalar, (o sırada ayak ayak üstüne attı ve) "Zübeyir bana bir kahve yap." derim. Evet, dessas Ingiliz'den ABD Yenkisinden KORKUP IMANI ZAYIF DARBECI ÖDLEKLERIN GÜCÜ SILAHSIZ, IMANLI maalesef HAINE de gafletinden itaatkar ANADOLU HALKINA YETIYORDU. Sonuncusu da KORKAKLARIN tavri! Güya Allah'tan korkmazlar ama kembereli dessas Ingiliz ve Yenkinin karsisinda tir tir titrerler!

  • Hasan Muharrem okur

    27.9.2021 19:55:45

    Allah razı olsun

  • Necati

    27.9.2021 13:58:25

    Allah razı olsun korku konusunu çok iyi işleyen bir makale olmuş. Başka bir yere tain edilme korkusuyla binlerce insana zulüm eden hakimler maalesef çok üzücü bir durum.

  • Abdurrahman

    27.9.2021 13:41:14

    Tebrikler güzel bir çalışma olmuş

  • Ömer Faruk özaydın

    27.9.2021 08:04:54

    Allah razı olsun. Tebrik ediyorum. Hak ve hakikatı Risale-i Nur mesleğiyle okuyup yazanlara selam olsun.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı