ABD-Venezüella ilişkileri bir süredir yumuşama yaşıyordu. Hatta Washington, ABD’li Chevron’un lisansını uzatarak, Venezüella’da petrol faaliyetinin devamını sağlamıştı. İki ülke bir süredir, esir değişimi hakkında görüşüyorlardı. Ancak bu yumuşama dönemi oldukça kısa sürdü.
Washington 09 Ağustos 2025’te Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu uyuşturucu kaçakçılarıyla işbirliği yapmakla suçladı. Ardından Meksika Körfezi ve Karayipler’de ABD Deniz Kuvvetleri’nin askerî baskı/tedbirlerini açıkladı. Buna karşılık Madura da 19 Ağustos’ta ülkesini savunmak için, Hugo Chavez’in 2007’de kurduğu Bolivarcı Ulusal Silâhlı Kuvvetleri’n beşinci bileşeni Ulusal Milisler’in 4 milyon üyesini ülke çapında seferberliğe çağırdı. Böylece iki ülke ilişkilerinde “yumuşamadan çatışma ihtimaline” dönüldü.
Aslında ABD-Venezüella ilişkilerindeki tırmanış, son dönemlerde Azerbaycan-Ermenistan Mutabakatı’yla Zengezur Koridoru’na ve Ukrayna-Rusya Savaşı’na odaklanan “ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 8 Ağustos’ta “Maduro’nun yakalanması için ödülü iki katına yani 50 milyon dolara çıkartması ve Venezüella liderinin uluslararası uyuşturucu kaçakçılığıyla suçlanan ‘Cartel de los Soles’ ögütüyle ilişkilendirilmesi”yle başladı.
Bununla birlikte ABD Donanması da “uyuşturucu kartellerine karşı mücadeleyle görevlendirilen 3 adet füze güdümlü destroyer ve 4 bin kişilik birliğini” bölgeye gönderdi. ABD donanmasının Venezüella kıyılarına yakın konuşlandırılması, Washington’un baskısında yeni bir aşamaya işarettir. Beyaz Saray “artık sadece ekonomik ve diplomatik değil, yeni aşamada Maduro’yu, muhtemel istikrarsızlaştırıcı eylemlerin habercisi” şeklinde yorumlanan “güç projeksiyonuyla doğrudan bağlantılı” gösteriyor.
Maduro’nun da “halk savunması aracı” Ulusal Milisler’in 4 milyon üyesini seferberliğe çağırması, en az ABD’nin askerî girişimleri kadar sert. Çünkü Ulusal Milisler’in tüfek, füzeler, vb. ağır teçhizatlarla donatılacağı aktarılıyor. ABD’nin son girişimlerini “abartılı ve saçma” niteleyen Caracas yönetimi, iç kamuoyunda “ulusal egemenliklerinin yabancı bir güç tarafından tehdit edildiği” beyanıyla “Ulusal Milisler’e mücadelelerindeki haklılık gerekçelerini ve hedeflerini” belirtiyor.
ABD donanmasının konuşlanmasına karşı Maduro’nun, Venezüella ordusundan daha çok Ulusal Milisler’i göreve daveti önemli. Bunda “Venezüella ordusunun bir süredir maddî problemler ve siyasî bölünmeler yaşaması” etkili. Dolayısıyla Maduro’nun “hükümet tarafından daha kontrol edilebilir, iç ve dış baskılara boyun eğmeme kararlılığındaki” moral/motivasyonu daha yüksek Ulusal Milisler’i seferbelik çağrısı anlamlı.
Aralarında Venezüella’nın da bulunduğu 10 üyeli ve Fidel Castro ve Chavez’in 14 Aralık 2004’te kurduğu “Amerika Halkları İçin Bolivarcı İttifakın (ALBA) 21 Ağustos’ta Caracas’ın çevrimiçi ev sahipliğinde düzenlenen 13. Zirvesi’nde ABD’ye sert tepki verildi. Zirve’nin sonuç bildirgesinde “ABD’nin Venezüella’ya yönelik girişimi uluslararası hukukun açık ihlâlidir. Bölgenin toprak bütünlüğünü ve siyasî bağımsızlığını ihlâl eden her türlü tehdit ve askerî eylemin derhal sonlandırılması” talep edildi.
Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum’un, Maduro hakkında, “Meksika’daki Sinaola uyuşturucu karteliyle ilişkilendirildiği hususunda herhangi bir delilin olmaması” söylemi de ABD’nin bölgedeki inandırıcılığını erozyona uğratıyor. Zaten Sheinbaum’un Maduro’ya desteğinin, bir müddettir “Meksika’nın ABD’ye karşı yürütmeye çalıştığı bağımsız çizgiden” kaynaklandığı muhtemeldir.
Chevron’un lisansının yenilenmesi ve muhtemel esir takası görüşmelerinden bahsedilirken, iki ülke arasında kısa sürede “yumuşamadan çatışma ihtimaline” geçildi. Bu gelişme, tarafların “yumuşama sürecinin kırılganlığını” ortaya koyuyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın, ülkesinde “kartellerle mücadeleyi” siyasî söylemin merkezine alması, Maduro için her türlü dış baskının ulusal savunma retoriğini güçlendirme fırsatına dönüşüyor. Bu vartada, birileri, Cennet’i isteyen Trump’a, Nobel Barış Ödülü’ne adaylık güzellemesi yapar mı? Bilinmez.