"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Millî Hâkimiyet Bayramı

Naci TEPİR
25 Nisan 2019, Perşembe 00:45
Geçtiğimiz Salı günü, TBMM’nin ilk açılışının (23 Nisan 1920) 99. Yılı resmî merasimlerle kutlandı.

Bilindiği gibi bu mühim gün “Millî Hâkimiyet Bayramı” olarak kabul edilmiştir. Millî Hâkimiyet’in mânâsı ise, devlet idaresinde halkın yegâne söz sahibi olmasıdır ki, bu idare şekline “Cumhuriyet” diyoruz.

İşte, ilk TBMM’nin açılışı, bizdeki Cumhuriyet’in çekirdeğini teşkil eder. Duâlarla, kurbanlar kesilerek, Kur’ân-ı Kerîm ve Hadis kitaplarının hatimleriyle açılan ilk TBMM’nin mebusları (milletvekilleri), halkın itimadını kazanmış, hür iradeyle seçilmiş âlim ve fazıl zatlardan meydana gelmişti. Bu Meclisin hazırladığı 1921 Anayasası da gerçek mânâda bir Cumhuriyet Anayasası idi.

Fakat, bu anayasa çok geçmeden 1923’te mühim bir değişikliğe uğramıştır. Aynı zamanda Meclis’in yapısı da, kontenjanla değiştirildi ve ilk safiyeti kalmadı. Dolayısıyla Cumhuriyetin ilânına bu değişikliklerden sonra gidildi. (29 Ekim 1923)

Her yıl yapılan kutlama merasimlerinde, Saltanatın kaldırılması, Cumhuriyet İdaresi’ne geçilmesi ve Halk Hâkimiyeti’nin sembolü olan TBMM’nin açılışı, hamasi nutuklarla dile getirilir.

Peki, gerçek mânâda Cumhuriyet İdaresi’ne geçildi mi? Devlet idaresinde halk tam olarak söz sahibi olabildi mi? Duvara yazılan “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir!” sözü tam tahakkuk etti mi? Halkını, inancıyla, bütün değerleriyle kucaklayan, halkıyla bütünleşen bir Cumhuriyet Devleti olabildik mi? Maalesef hayır!

DİKTATÖRLÜK TBMM’NİN RUHUNA AYKIRIDIR!

 Cumhuriyet’in ilânından, 1950’ye kadar Türkiye, 27 sene tek parti (CHP) ile, yani dikta rejimiyle idare edilmiştir. 1950’de “Çok Partili Sistem”e geçilmişse de, çok sürmemiş, zaman zaman yapılan darbelerle “Cunta” ve “Dikta” rejimi devam ettirilmiştir. Halk hâkimiyeti şöyle dursun, halkın değerlerine ters düşen, halkıyla kavgalı, militarist bir idare sistemi geliştirilmiştir. Bu sistem aynı zamanda, dağa taşa korku salarak halkı sindirme, şahısları ve görüşlerini tabulaştırmak, zorla sevdirme, metodunu tatbik etmiştir. 

Halkını kucaklamak yerine, halkının bilhassa mânevî değerlerine karşı savaş açmıştır. Hâlâ darbe anayasasıyla idare edilen ülkede halk, kamplaştırılmakta, ötekileştirilmekte, dolayısıyla terör tırmandırılmaktadır.

BEDİÜZZAMAN’A GÖRE CUMHURİYET

Cumhuriyeti “Meşrûtiyet-i Meşrûa” (en güzel idare) şekli olarak ifade eden Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri (ra), bir mahkeme müdafaasında şöyle der: “Hulefa-i Raşidîn (Dört Halife) hem halife, hem reis-i cumhur idiler. Sıddîk-ı Ekber (Hz. Ebubekir r.a.) Aşere-i Mübeşşere’ye (Sağlığında Cennet’le müjdelenen 10 Sahabe r.a.), Sahabe-i Kirama (mübarek sahabelere r.a.) elbette reis-i cumhur hükmünde idi. Fakat mânâsız isim ve resim değil, belki hakikat-ı adaleti ve hürriyet-i şer’iyeyi taşıyan mânâ-yı dindar cumhuriyetin reisleri idiler. ¹

Tarihçe-i Hayat eserinin ilk kısmında anlatıldığına göre (1908’in ikinci yarısıyla, 1909’un başlarında); Meşrûtiyeti, “Meşrûtiyet-i Meşrûa” olarak kabul etmek lâzım geldiğini ileri sürerek, bu hususta dînî gazetelerde makaleler neşrediyor ve hitabelerde bulunuyordu. 

Bu makale ve hitabeleri, emsalsiz denecek kadar beliğ (açıkça) ve muknî (ikna edici) idi. Ehl-i ilim ve ehl-i siyaset, Said Nursî’nin bu yazılarından ve derslerinden çok istifade etmişlerdir. O, “Eğer meşrûtiyeti hürriyet-i şer’iye ile kabul etmezsek ve öyle tatbik edilmezse, elimizden kaçacak, müstebit bir idareye yerini terk edecek” diye ihtar ediyordu. ²

Bir başka makalesinde “Meşrûtiyet ve kanun-u esasî işittiğiniz mesele ise; hakîki adalet ve meşveret-i şer’iyeden ibarettir. Hüsn-ü telâkkî ediniz (anlayışla karşılayınız), muhafazasına çalışınız. Zîra, dünyevî saadetimiz meşrûtiyettedir. Ve istibdattan herkesten ziyade biz zarardîdeyiz (zarar görüyoruz).” 3

(….) Fikrimce, meşrûtiyetin düşmanı, meşrûtiyeti gaddar, çirkin ve hilâf-ı Şeriat (şeriata aykırı) göstermekle meşveretin de düşmanlarını çok edenlerdir! “Tebeddül-ü esma (isimlerin değişmesi) ile hakaik tebeddül etmez.” 4

Hülâsa: Her yıl yapılan kutlamalarda, anma günlerinde ve derslerde bir çok gerçek hedefinden saptırılarak anlatılır. 

Bizim üzerimize düşen ciddî vazife, gelecek kuşaklara, bütün eğitim kademelerinde –resmî ideolojiyi değil- demokrasi veya cumhuriyet kavramlarını dosdoğru anlatıp benimsetmektir!

Dipnotlar:

1- Beyanat ve Tenvirler, s., 275.

2- Tarihçe-i Hayat, s., 46.  

3- a.g.e. s., 56.  

4- age. 63. 

Okunma Sayısı: 480
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı