Bu hakikat arayışının en çarpıcı kıvılcımı ise bugün Gazze’de çakmıştır.
Oradaki mazlumların ölüm ve yıkım karşısında sergilediği sarsılmaz iman, seküler zihinlerde “Bu insanlar neye inanıyor da bu kadar dik durabiliyor?” sorusunu doğurarak büyük bir uyanışa vesile olmuştur. Tarih bize gösteriyor ki büyük krizler, büyük doğumların ebesidir. Batı’nın bugün yaşadığı fikrî sancılar, rahminde büyüttüğü bu yeni medeniyetin doğum sancılarından başka bir şey değildir.
Bismarck gibi devlet aklının zirvesindeki isimlerin veya Carlyle gibi Batı zekâsının en keskin kalemlerinin İslâm’ın yüksek hakikatini tasdik etmesi bir tesadüf müdür?1 Asla. Şu meşhur kaide, uluslararası ilişkilerin ve cemiyet hayatının da altın kuralıdır: “En kat’î fazilet odur ki düşmanları dahi o faziletin tasdikine şehadet etsin.”2 Materyalizmin aşılmaz sanılan o dehşetli sekiz engeli, bugün hakikî marifetin, fen bilimlerinin ve medeniyetin güzellikleriyle paramparça olmaya başlamıştır. Geleceğin dünya nizamı masalarda değil, kalplerde ve hakikat meylinde çiziliyor. Yarınların kıtalarında mutlak hâkimiyeti kuracak olan güç ne nükleer silahlar ne de sömürücü sermayedir. İnsanlığı hem dünyevî hem de uhrevî saadete, gerçek bir refaha ulaştıracak olan yegâne nizam İslâmiyet’tir.
Ve bu büyük yürüyüşte İslâm yalnız da olmayacaktır; hurafelerden ve tahrifattan arınmış, Kur’ân’ın adalet ve hakkaniyet prensiplerine tabi olan hakikî İsevîlik (Tevhid inancına sahip Hristiyanlar) bu medeniyet inşasında en güçlü müttefik olacaktır.3 Nitekim bugün, hükümetleri İsrail’in zulmüne destek verirken Londra, Washington ve Paris sokaklarını dolduran milyonlarca gayr-ı müslim vicdanın itirazı, aslında o kitlelerin İslâm’ın “adalet ve hakkaniyet” ilkeleriyle fıtrî bir buluşma yaşadıklarının en canlı ispatıdır.
Cami-i Emevî’nin kubbelerinden asırlar sonrasına, bugünün idrakine seslenen o nida çok açıktır: Kıtaların gerçek fatihi kılıç değil; sarsılmaz bir iman ve evrensel adalettir. Meydan ortadadır; ufuktaki şafağı görmek isteyenler için güneş çoktan doğmaya başlamıştır.
Kaynak:
1. Sözler, Konferans, s. 845-846.
2. ESDE, Hutbe-i Şamiye, s. 238-241.
3. Mektubat, s. 74.