"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Demir elementinde şüzûzât-ı kanûniyenin tecellisi

Prof. Dr. Hüseyin Uzun
27 Mayıs 2014, Salı
Kur’an’da “Hadîd Sûresi” yani “Demir Sûresi” olarak adlandırılan sûrede Rabbimiz, demir elementinin nimet olarak gönderilmesine, vasıflarına ve insanlar için ne kadar yararlı, faydalı olduğuna dikkatimizi çekiyor. Hadîd Sûresinin 25. âyetinde şöyle buyruluyor:

“… Biz demiri de indirdik ki onda kuvvet ve şiddet1 (büyük bir kuvvet2, aşırı yüksek mukavemet ve dayanıklılık3) ve insanlar için çeşitli menfaatler vardır….”4
Bediüzzaman, Risale-i Nur Külliyatının Yirmisekizinci Lem’asının Dördüncü Nüktesinde, demirin yeraltından çıkarılması yerine, demirin indirilmesi tabirinin kullanılmasındaki en önemli hikmetlerden birisinin, demirin insanlara gönderilen büyük bir nimet olduğu, Rabbimizin biz insanlara önemli bir ikramının olduğu, demire ne kadar çok ihtiyaç duyduğumuz cihetiyle değerlendirilmesi gerektiğini, nazarlarımıza sunarak bu hakikati şöyle ifade eder:
“Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân ‘Enzelnâ’ [İndirdik] kelimesiyle, demirdeki azîm ve çok ehemmiyetli nimet cihetini ihtar etmek için demiş. Çünkü yalnız demirin zâtını nazara vermiyor ki, ‘ihraç’ desin. Belki demirdeki nimet-i azîmeyi (büyük bir nimet olduğunu) ve nev-i beşerin (insanların) demire ne derece muhtaç olduğunu ihtar içindir.”5
Yine Hz. Üstadın, Ayet-i Kerime’de geçen “onda (demirde) kuvvet ve şiddet vardır” kelimesinden yola çıkarak, tefsir ettiği bir mana da şudur ki; düşmanların def edilmesinde veya savunma sanayisinde büyük bir önem arz eden ve demir elementinin ilavesiyle imal edilmiş karada, havada, denizde kullanılan zırhlı araç ve gereçlerin dayanıklılık veya mukavemetlerinin ne kadar yüksek olduğunu düşünürsek, demir elementi için kullanılan “kuvvet” vasıflandırılmasının ne kadar yerinde olduğunu, Bediüzzaman nazarlarımıza sunar.
Demir cevheri, insan medeniyetinin ve gelişiminin en önemli madeni olmuştur. İnsanın yaptığı pek çok teknolojik araç ve gereçlerin, doğrudan veya dolaylı olarak demir cevheri ile bir ilişkisinin var olduğunu görüyoruz. Demir elementinin ağırlıklı olarak kullanıldığı çeşitli elementlerle karıştırılarak imal edilen üstün ve nitelikli özelliklere sahip “çelik” gibi pek çok değişik alaşımların, bina yapımından tutun da kara, deniz ve hava ulaşımında kullanılan vasıtalara, savunma sanayinde kullanılan araç ve gereçlere kadar, demir elementinden yararlanılarak üretilen malzemelerden yapıldıklarını görüyoruz. Yıllardır ülkelerin sanayi alanındaki kalkınma düzeylerinin belirlenmesinde, kişi başına düşen “ham çelik tüketimi” miktarının ölçüt olarak alındığını düşünürsek (günümüzde de vasıflı çelik tüketimi esas alınmakta), demir cevherinin insan medeniyetindeki önemini az çok tahmin edebiliriz. Nitekim Hz. Üstad demir elementinin insanlar için ne kadar menfaattar olduğunu şu sözleriyle nazarlarımıza sunar: “Fakat istikbalde demirin gayet hârika ve muhayyirü’l-ukul (akıllara şaşkınlık veren) bir surette, denizde, havada ve karada gezerek küre-i arzı (dünyamızı) musahhar edip, mevtâlûd (ölüm gibi) bir hârika kuvveti gösterdiğini ifade için ‘fîhi be’sün şedîdün’4 (onda kuvvet ve şiddet vardır) kelimesiyle, ihbâr-ı gaybî (önceden haber verme) nev’inden bir lem’a-i’câz (mu’cizelik parıltısını) gösteriyor.”6
Demir elementinin elektron dizilişi incelendiğinde de insanı hayrete düşüren mu’cizelerle karşılaşıyoruz. Rabbimizin gelişi güzel tesadüfen iş yapmadığını ve iradesinin dışında hiçbir şeyin olamayacağını tefekkür etmemizi sağlıyor. Bu durumu açıklamadan önce bir hakikati dikkatinize sunmak istiyorum:
Hz. Üstad, Cenab-ı Hak’ın kâinatta cari olan şeriat-ı tekviniye, sünnetullah veya âdetullah diye tâbîr ettiğimiz, icraatının veya tasarrufâtının iki farklı vechesinin mevcudiyetinden bizleri haberdar ediyor.
Biri, şu varlık âlemindeki Şeriat-ı tekviniye kanunlarını belirli bir sistem, nizam, intizam ve düzenle işleyen kanunlar şeklindeki icraatlarıyla hikmetini, kudretini ve tesadüfen yani gelişi güzel iş yapmadığını bizlere gösteriyor. Meselâ, yerçekimi kanunu, itme-çekme kanunu, suyun kaldırma kanunu, canlıların ve bitkilerin üreme kanunu vb. gibi kanunlarla.
Diğeri ise bazen kanun, kural ve nizamın dışına çıkarak şüzûzât-ı kânûniye (kanunun istisnaları) adı verilen bir takım icraatları, tasarrufları var ki Rabbimiz bu tasarruflarla bakış açımızdaki yeknesaklık, durağanlık, alışılagelmişlik, rutinlik perdelerini parçalayarak, meşietini ve iradesini bizlere göstermektedir. Böylece her bir hadisenin arkasında bir fail, bir müdebbir ve bir irade sahibi olduğunu nazarlarımıza sunar. Mesela, Hz. İsa’nın (as) babasız dünyaya gönderilmesi, yağmurun yağdırılması, insan siması ve kabiliyetlerinin farklı farklı yaratılması, iki başlı insanın veya hayvanın dünyaya gönderilmesi, bazı meyve ağaçlarının tüm sebepler benzer olmasına rağmen bazen çokça meyve vermesi bazen da az veya hiç meyve vermemesi gibi şüzuzat, şüzûzât-ı kânûniyeye misal olarak verilebilir.
Hz. Üstad da, Rabbimizin şüzûzât-ı kânûniye şeklindeki icraatlarına şöyle misâller verir: “Hem meselâ, rızık vermek ve muayyen bir sima vermek, birer ihsan-ı mahsus eseri gibi ummadığı tarzda olması, ne kadar güzel bir surette meşiet (iradesini) ve ihtiyar-ı Rabbâniyeyi gösteriyor. Daha tasrif-i hava (havanın idaresi) ve teshir-i sehab (bulutların emre boyun eğdirilmesi) gibi şuûnât-ı İlâhiyeyi bunlara kıyas et.”7
Cenâb-ı Hak’ın, belirli bir sistem, nizam, intizam, düzenle işletilen sünnetullah kanunları şeklindeki ve “şüzûzât-ı kânûniye” yani kanunun istisnaları şeklindeki farklı iki çeşit icraatının, tasarrufâtının tecellilerini, elementleri oluşturan atomların elektron dizilişlerinde de var olduğunu, hayretle müşahede ediyoruz. Alüminyum, magnezyum, silisyum, bakır gibi bazı elementlerin elektron dizilişi belirli bir kural çerçevesinde gerçekleştirilirken; demir, titanyum, vanadyum, krom, nikel gibi bazı elementler de belirli bir hikmete bağlı olarak kural dışı yani “şüzûzât-ı kânûniye” şeklinde dizilmektedirler.
Bilindiği üzere elementlerin en küçük temel yapı taşı atomdur. Atomun yapısını inceleyecek olursak, merkezde bir atom çekirdeği ve hem kendi hem de bu çekirdek etrafında dönen elektronların var olduğu bir sistem. Aslında atom yapısını, güneş sistemine benzetebiliriz. Yani merkezde güneş (atom çekirdeği gibi) ve güneşin etrafında dönen gezegenler (elektronlar gibi). Demek ki güneş sistemini kim yaratmış ve idare ediyor ise, atomu da aynı Zat yaratmış ve idare ediyor. Çünkü aynı tezgâhta işlenmiş iki sistem. Biri teleskopla görülecek tarzda büyük bir âlem, diğeri ise gözle görülemeyecek kadar küçük bir âlem.
Demir, bakır, oksijen, hidrojen gibi tüm elementler benzer atom yapı sistemine sahip olmalarına rağmen, elementleri birbirinden ayırt etmemizi sağlayan en önemli farkları; her bir elementin atom çekirdeğindeki proton, nötron ve çekirdek etrafında dönen elektron sayılarının farklı farklı olmasıdır.

 

Dipnotlar:
1- Kur’an-ı Kerim Açıklamalı Meali, Yeni Asya Neşriyat, İsmail Mutlu ve Şaban Döğen, İst. 1994
2- Kur’an-ı Kerim Açıklamalı Meali, Diyanet vakfı yayınları
3- Prof. Dr. Hüseyin Uzun’un yorumu
4- Hadid Suresi 25. Ayet
5- Lem’alar, 28.Lem’a, Dördüncü Nükte
6- a.g.e
7- Sözler, 16. Söz, Küçük bir zeyl

 

- Devam edecek -

Okunma Sayısı: 1512
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı