Ölüm; Allah’ın emridir, beraberinde Cenab-ı Hak dayanma gücü vermezse, ayrılıkların en acısı ve en dayanılmazıdır. Tabiî ki –hamdolsun- biliyoruz ki ölüm; yokluk değil, hiçlik değil, ebedî ayrılık değil, bu fânî dünyadan bir terhistir, bir tebdil-i mekândır. Saadet-i ebediye tarafına, vatan-ı aslîlerine bir sevkiyattır.
Kurban Bayramı’nın 2. günün ve akşamının; o güzelim sohbetini dinleyeceğim evindeki son anların olduğunu nereden bilebilirdim ki Şahin Aydın Ağabeyim.
Bilemezdim, seninle tadına doyulmaz muhabbetlerimizin sonuncusunun o akşam olduğunu.
Hele hele, yatsı namazından sonra vedalaşınca, evdeki son akşamın olduğu, sana mâlum olmuş gibi, "Bu akşam kal" anlamında “Nereye gidiyorsun?” şeklindeki soruna hiçbir anlam yükleyememiştim. Aslında o sorunun muhteviyatı çok derinmiş. Ertesi günden itibaren on bir günlük hastane sürecinin başlayacağını hiç düşünemeden, hiç kestiremeden “Yarın yine gelirim” demiştim. Ama eyvah ki sabahleyin, ancak hastane acil servisinde ziyaretine gelebildim.
Şahin ağabeyim, çekirdek ailemizin fedakâr, vefakâr, büyük abisi… Çocukluğumda köyde, 1978’de dört çocukla birlikte göçtükten sonra da Malatya’da, çevresi tarafından çok sevilen biri olduğuna şahit olduğum, doğruluktan ayrılmayan, haksızlık nedir bilmeyen, karıncayı bile incitmekten imtina eden, bırakın kalp kırmayı, âdeta Yunus Emre’nin asırlar öncesinden günümüze miras bıraktığı “Yaradılanı Severim, Yaradan’dan Ötürü” prensibince, hiç kimseye sert söz dahi sarf etmeyen, merhamet timsali Şahin ağabeyim…
Şahin Ağabeyim; yoksa sen “önden gidenleri” mi özledin? Başta, sen askere gittikten aylar sonra sivil elbiselerin köye vardığında, (Eskiden askere gidenlerin sivil elbiseleri evlerine postalanırdı) elbise bohçanı açıp içindeki bordo renkli gömleğini manşetinde büyük bir hasretle öpen ve sana da ayrı bir düşkünlüğü olan annem olmak üzere, babam, diğer kardeşlerin ve sevgili eşine olan özlemin mi ağır bastı? İnşallah buluştunuz…
Sen; Mevla’mın verdiği bu fânî dünyadaki ömrünü ve görevini eksiksiz tamamlayıp, O’nun (cc) izniyle, yine O’na (cc) yönelip O’nun huzuruna gittin. Ne mutlu sana ki; sen hayatının her anında O’nun (cc) rızasını gözeterek ve kazanmaya çalışarak, O’nun (cc) emirlerine uyarak, O’nun (cc) belirlediği istikamet üzere vazifeni yerine getirerek yaşadın. Sen zaten her zaman bu “şerbet”in tadına bakmaya -evel Allah- hazırdın.
Buna, ben şahit olduğum gibi, çevrendeki birçok kişi de bu konuda hemfikirdir. Hayatım boyunca, sağlığında ve vefatından sonra, hiç kimseden seninle ilgili menfî bir ifade, kötü bir söz duymadım, duymadık. Herkesten, senin hakkında iyi ve güzel sözler işitmekle şeref duyduk.
Varlığın, biz en büyük moral kaynağıydı. Âdeta sırtımızı dayadığımız dağımızdın. Her zaman seninle gurur duyduğumuz gibi, ömrümüz boyunca da gurur kaynağımız olmaya devam edeceksin.
Sevgili ağabeyim; senin büyük haz veren hoş sohbetlerini, bilgi dolu hac ve umre hatıralarını; gençliğinde Gülveren-Çeşme Cafe’de, Nemrut’ta turizme hizmet eden “ilk dörtlü” olarak birlikte çalıştığın Aziz Karlı, Yusuf Korkusuz ve Abuzer Alan’la olan tatlı anılarını, dinlemeyi çok özleyeceğim, çok özleyeceğiz.
Biz senden ebeden razıyız. Cenab-ı Allah da razı olsun. Çok sevdiğin, hayatını kendine rehber edindiğin Peygamber Efendimize (asm) komşu olasın...
Allah gani gani rahmetler eylesin...